Annemin Vasiyetini Buldum: Artık Onu Affedemiyorum
“Bunu bana nasıl yaparsın anne?” diye bağırdım, sesim evin duvarlarında yankılandı. Annem, mutfakta çay bardağını tezgâha bırakırken elleri titriyordu. Gözleriyle yere bakıyor, konuşmaya cesaret edemiyordu. O an, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim.
Her şey o sabah başladı. Annemin odasını toplarken, komodinin üstünde bir zarf gördüm. Üzerinde kendi el yazısıyla “Vasiyetim” yazıyordu. Merakıma yenik düştüm, açtım. Satırları okudukça gözlerim doldu: “Tüm mal varlığım kızım Zeynep’e kalacaktır.” Benim adım yoktu. Bir satır bile yoktu bana dair.
O an beynimden vurulmuşa döndüm. Annemle aramızda hiçbir zaman büyük bir kavga olmamıştı, beni ve Zeynep’i hep eşit sevdiğini düşünürdüm. Hatta çocukken, Zeynep’le kavga ettiğimizde hep ikimizi de kucaklar, “Siz benim iki kanadımsınız,” derdi. Şimdi ise bir kanadım kırılmış gibiydi.
O gün akşam yemeğinde masaya oturduğumda, içimdeki öfkeyi bastıramadım. “Anne, neden vasiyetinde bana yer vermedin?” dedim. Babam çoktan vefat etmişti; evde sadece biz üçümüz kalmıştık. Annem bir an dondu, sonra gözleri doldu. “Kızım, öyle olsun istemedim…” dedi ama cümlesini tamamlayamadı.
Zeynep ise şaşkınlıkla bana baktı: “Ne vasiyeti? Anne, ne oluyor?”
Annem sessizce ağlamaya başladı. O an içimdeki öfke daha da büyüdü. “Beni hiç düşünmemişsin! Ben senin kızın değil miyim?” diye bağırdım. Annem ağlamaktan konuşamaz hale geldi. Zeynep ise bana sarılmaya çalıştı ama ittim onu.
O gece odamda sabaha kadar uyuyamadım. Çocukluğumdan beri annemin gölgesinde büyüdüğümü düşündüm. Zeynep benden iki yaş küçük ama her zaman daha hassas, daha narin görülürdü ailede. Ben ise güçlü olmam gerektiği için duygularımı hep bastırdım. Annem hastalandığında ben hastanede başında bekledim, Zeynep ise sınavlarına çalışmak zorunda olduğu için çoğu zaman yanında olamadı. Ama şimdi annem tüm mal varlığını ona bırakıyordu.
Ertesi gün annemle konuşmak istedim ama kapısını kilitlemişti. Kapının önünde saatlerce bekledim. Sonunda kapı açıldı, annem gözleri şişmiş halde çıktı. “Kızım, ben sana güveniyorum. Sen ayakta durabilirsin diye düşündüm… Zeynep ise daha kırılgan… Ona sahip çıkmak istedim,” dedi.
Bu açıklama beni daha da yaraladı. “Yani güçlü olduğum için cezalandırılıyorum öyle mi?” dedim. Annem başını eğdi, cevap vermedi.
O günden sonra evde soğuk bir hava esti. Annemle konuşmamaya başladım. Zeynep arada barışmamız için araya giriyor ama ona da kırgındım; sanki o da bu haksızlığa sessiz kalıyordu.
Bir gün işten eve döndüğümde annemi mutfakta baygın buldum. Hemen ambulansı aradım, hastaneye kaldırdık. Doktorlar tansiyonunun düştüğünü söyledi ama asıl sebebin stres olduğunu anladım. O an içimde bir suçluluk hissettim; belki de bu kadar üstüne gitmemeliydim.
Hastanede başında beklerken çocukluğumuz aklıma geldi. Annem bizi tek başına büyütmüştü; babam ben on yaşındayken vefat etmişti. O günden sonra annem hem anne hem baba olmuştu bize. Bize harçlık yetiştirmek için geceleri dikiş dikmişti; çoğu zaman kendi yemez bize yedirirdi.
Ama yine de içimdeki kırgınlık geçmiyordu. Hastaneden eve döndüğümüzde annem bana sarılmak istedi ama geri çekildim. “Anne, ben seni affedemiyorum,” dedim sessizce.
Zeynep ise odasında ağlıyordu; onun da bu durumdan mutlu olmadığını biliyordum ama yine de içimdeki öfkeyi kontrol edemiyordum.
Bir hafta sonra annem tekrar konuşmak istedi: “Kızım, vasiyetimi değiştireceğim… İkinizi de eşit yazacağım,” dedi gözleri dolu dolu.
Ama artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. O kâğıdı bir kez gördükten sonra içimdeki güven duygusu paramparça olmuştu.
Şimdi odamda oturmuş bunları yazarken düşünüyorum: Bir insan annesini affedemez mi? Güçlü olmak gerçekten yalnız kalmak mı demek? Siz olsanız ne yapardınız?