Görülmeyen Kadın: Bir Ofis Hikayesi
“Neden kimse beni fark etmiyor?” diye içimden haykırırken, aynadaki yansımama öfkeyle baktım. Gözlerimin altındaki morlukları kapatmaya çalışırken, annemin sesi kulağımda çınladı: “Elif, biraz kendine bak kızım. Saçını başını düzelt, bak insanlar nasıl giyinmiş.” Dudaklarımı sıktım. Annem her zamanki gibi beni başkalarıyla kıyaslamaktan vazgeçmiyordu. Ama bu sabah farklıydı; bugün ofiste yeni başlayan Baran’ı görecektim. Belki de hayatımda ilk kez biri beni fark ederdi.
Ofise girdiğimde, herkesin gözleri Baran’ın üzerindeydi. Uzun boylu, karizmatik ve gülüşüyle ortamı aydınlatan biriydi. Ben ise köşedeki masamda, bilgisayar ekranına gömülmüş, kimsenin dikkatini çekmeyen sıradan biriydim. Göz ucuyla Baran’a baktım; yanındaki Melis’le kahkahalar atıyordu. İçimde bir kıskançlık dalgası yükseldi. “Neden ben olamıyorum?” dedim kendi kendime.
Öğle arasında mutfağa girdiğimde, Melis ve Baran yine oradaydı. Melis’in sesi tüm odayı dolduruyordu. Ben ise sessizce çayımı alıp köşeye çekildim. Tam o sırada Melis bana döndü: “Elif, sen de gelsene! Baran’ın anlattığı hikaye çok komikmiş.” Yüzümde yapmacık bir gülümsemeyle yanlarına gittim. Baran bana kısa bir bakış attı, sonra tekrar Melis’e döndü. İçimde bir şeyler kırıldı o an.
Akşam eve döndüğümde annem sofrayı hazırlıyordu. “Bugün nasıldı işin?” diye sordu. “İyiydi,” dedim kısaca. Annem hemen ekledi: “Bak kızım, bu yaşa geldin hâlâ yalnızsın. Bak Melis’e, geçen ay nişanlandı. Sen de biraz dışa dönük olsan…” Sözünü kestim: “Anne, lütfen! Herkes Melis olmak zorunda mı?” Annem sustu ama bakışlarıyla yargılamaya devam etti.
O gece yatağımda dönüp durdum. “Belki de ben değişmeliyim,” dedim kendime. İnternetten makyaj videoları izledim, ertesi gün için kıyafetlerimi hazırladım. Kendi kendime söz verdim: “Bu hafta sonu şirket yemeğinde Baran’ı etkileyeceğim.”
Şirket yemeği günü geldiğinde, aynada kendime baktım; kırmızı rujum ve dalgalı saçlarım vardı. Annem kapıdan bakıp “Çok güzel olmuşsun,” dedi ama sesinde bir şaşkınlık vardı. Ofise gittiğimde herkes bana bakıyordu; alışık olmadığım bir ilgiyle karşılaştım. Melis bile şaşkındı: “Elif, ne kadar değişmişsin!” dedi.
Akşam yemekte Baran’la aynı masaya oturmayı başardım. Sohbet ilerlerken, ona kitaplardan bahsettim; gözleri parladı. “Sen de mi Orhan Pamuk okursun?” dedi heyecanla. O an içimde bir umut filizlendi. Gece sonunda Baran bana teşekkür etti: “Seninle konuşmak çok güzeldi Elif.”
Eve dönerken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Annem kapıda bekliyordu: “Ne oldu? Bir şeyler var mı?” Gülümsedim: “Sadece güzel bir akşamdı.”
Ertesi gün ofiste Melis’in tavırları değişmişti; bana soğuk davranıyordu. Öğle arasında yanıma gelip fısıldadı: “Baran’la arana mesafe koysan iyi olur Elif, herkes senin gibi saf değil.” Şaşkınlıkla baktım ona: “Ne demek istiyorsun?” Melis gözlerini devirdi: “Senin gibi sessizler hep tehlikelidir.”
O an anladım ki, görünmez olmak bazen koruyucu bir zırh olabiliyormuş. Görünür olduğunda ise insanlar seni tehdit olarak görebiliyormuş.
Baran birkaç gün sonra yanıma geldi: “Elif, birlikte kahve içmek ister misin?” Kalbim hızla atmaya başladı ama Melis’in sözleri aklımdaydı. “Tabii,” dedim çekinerek.
Kafede otururken Baran bana döndü: “Seninle konuşmak çok rahatlatıcı Elif. Ofiste herkes çok yüzeysel ama sen farklısın.” O an gözlerim doldu; yıllardır duymak istediğim cümle buydu belki de.
Ama mutluluğum uzun sürmedi. Akşam eve döndüğümde annem yine başladı: “Baran’la mı görüştün? Aman dikkat et, erkek milleti güvenilmez.” Sinirle odama kapandım. Annemin korkuları ve önyargıları hayatımı şekillendiriyordu sanki.
Bir hafta sonra ofiste dedikodular başladı; Melis’in başlattığı söylentiler hızla yayıldı: “Elif Baran’ı ayartmış”, “Sessiz sedasız ama tehlikeliymiş.” İnsanların bakışları değişti; artık görünmez değildim ama bu kez de yanlış şekilde görünürdüm.
Baran bana destek olmaya çalıştı ama baskıya dayanamadı; başka bir şubeye tayin istediğini söylediğinde dünyam başıma yıkıldı. Yine yalnız kalmıştım.
O gece anneme sarılıp ağladım: “Anne, ben ne yaparsam yapayım ya görünmez oluyorum ya da yanlış anlaşılıyorum.” Annem sessizce saçımı okşadı: “Kızım, hayat bazen adil değil ama sen kendin olmaktan vazgeçme.”
Şimdi aynada kendime bakıyorum ve soruyorum: “Görünmez olmak mı daha acı, yoksa yanlış anlaşılmak mı? Sizce hangisi daha zor?”