Kocamın Cüzdanı, Benim Hapishanem: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Elif, markete gitmeden önce bana listeyi göster!” Murat’ın sesi, mutfakta yankılandı. Elimdeki alışveriş listesini sıkıca tutarken, içimdeki öfkeyi yutmaya çalıştım. “Sadece süt ve ekmek alacağım, başka bir şey yok,” dedim sessizce. O ise cüzdanını açıp bana tam 50 lira uzattı. “Fazlasını harcama, hesabı da getirirsin.”
On üç yıldır bu evde nefes almak bile izne tabi. Kendi param yok, kendi kararlarım yok. Murat’ın cüzdanı benim hapishanem oldu. Her ay başında maaşını çeker, bana sadece mutfak masrafları için harçlık verir. Kendi ihtiyaçlarımı söylemeye utanır oldum. Bir gün dişçiye gitmek istedim, “Ne gerek var, evde tuzla gargara yap,” dedi. O an anladım ki, bu evde ben bir eş değil, bir çalışanım; maaşsız, izinsiz, değersiz.
Kızım Zeynep ve oğlum Efe için sabrettim hep. Onlar büyürken annelerinin güçlü olduğunu görsünler istedim ama her gün biraz daha küçüldüm gözlerinde. Zeynep geçen hafta bana sarılırken, “Anne, neden hiç gülmüyorsun?” diye sordu. O an içimde bir şeyler koptu. Gözlerim doldu ama ağlamadım; çünkü ağlamak bile lüks bu evde.
Bir gün annem aradı. “Elif, sesin hiç iyi gelmiyor. Bir derdin mi var?” dedi. Anneme ne anlatabilirdim ki? Babam da annemi yıllarca susturmuştu. “İyiyim anneciğim,” dedim yutkunarak. Ama iyi değildim. Her sabah Murat’ın gölgesinde uyanmak, her akşam onun hesap sormasıyla uyumak… Hayatımın ipleri ellerimde değildi.
Bir akşam Murat eve geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. Masaya oturduğunda yemeği beğenmedi. “Bu ne biçim pilav? Kaç kere söyledim sana, ölçüsünü tutturamıyorsun!” dedi bağırarak. Çocuklar korkudan odalarına kaçtı. Ben ise başımı eğip sustum. O gece yatağa girdiğimde içimde fırtınalar koptu. “Neden susuyorum? Neden hep ben özür diliyorum?” diye sordum kendime.
Ertesi gün komşum Ayşe uğradı. Çay içerken gözlerime dikkatlice baktı. “Elif, seninle bir şey konuşmak istiyorum,” dedi. “Bak, ben de yıllarca aynı şeyleri yaşadım. Ama bir gün dayanamadım ve çalışmaya başladım. Kendi paramı kazanınca her şey değişti.” Ayşe’nin sözleri içime umut serpti ama korkularım daha büyüktü.
Murat’a çalışmak istediğimi söylediğimde yüzü asıldı. “Evde çocuklar var, senin işin evde,” dedi sertçe. “Ama Murat, çocuklar büyüdü artık, ben de katkıda bulunmak istiyorum,” dedim titreyen bir sesle. “Ben sana yetiyorum! Başka bir şeye ihtiyacın yok!” diye bağırdı.
O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken geçmişimi düşündüm: Üniversiteyi dereceyle bitirmiştim ama Murat’la evlendikten sonra her şey değişmişti. Önce işimi bıraktım, sonra arkadaşlarımı kaybettim. Şimdi ise kendi kimliğimi kaybetmek üzereydim.
Bir sabah Zeynep yanıma geldi. “Anne, öğretmenim anneler günü için şiir yazmamı istedi ama ben ne yazacağımı bilmiyorum,” dedi üzgünce. “Senin en çok neyini seviyorsun?” diye sordum ona. Zeynep başını eğdi: “Senin hiç dışarı çıkmadığını seviyorum… Çünkü hep evdesin.” O an içimdeki zincirler biraz daha sıkıldı.
Bir gün Efe okuldan ağlayarak geldi. “Arkadaşlarım babamın bana bisiklet almadığını söyledi,” dedi hıçkırarak. Murat’a söyledim, “Paramız yok,” dedi kestirip attı. Oysa biliyordum; yeni telefon almıştı kendine geçen hafta.
Ayşe’nin cesareti aklımdan çıkmıyordu. Bir gün gizlice eski işyerimi aradım. Müdürüm Gül Hanım hâlâ oradaydı ve bana yarı zamanlı bir iş teklif etti. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi ama Murat’a nasıl söyleyecektim?
O akşam sofrada cesaretimi topladım: “Murat, Gül Hanım aradı, bana yarı zamanlı iş teklif etti.” Masadaki sessizlik o kadar ağırdı ki nefes alamadım. Murat kaşığını masaya bıraktı: “Benim iznim olmadan hiçbir yere gidemezsin!” dedi buz gibi bir sesle.
O gece çocuklar uyuduktan sonra pencereden dışarı baktım; sokak lambasının altında yürüyen kadınları izledim. Hepsi özgürdü; ben ise kendi evimde tutsaktım.
Bir sabah Murat işe giderken cüzdanını masada unuttu. İçinde 200 lira vardı ve bir not: “Fazlasını harcama.” O paraya bakarken ellerim titredi; sanki o parayla birlikte özgürlüğüm de masadaydı.
O gün Ayşe’yle buluştum ve ona her şeyi anlattım. Ayşe elimi tuttu: “Elif, hayat senin hayatın! Çocukların için güçlü olmalısın ama önce kendin için ayağa kalkmalısın.”
Eve döndüğümde Murat kapıda bekliyordu; yüzü öfkeliydi. “Neredeydin?” diye sordu bağırarak. “Ayşe’yleydim,” dedim sakince. İlk defa gözlerinin içine bakabildim.
O gece kararımı verdim: Ya bu evde susup yok olacaktım ya da kendi hayatımı kuracaktım.
Ertesi sabah çocukları okula bırakıp Gül Hanım’ın yanına gittim ve işi kabul ettim. Eve döndüğümde Murat’a söyledim: “Artık çalışıyorum.”
Murat çıldırdı; bağırdı, tehdit etti ama ilk defa korkmadım.
Aylar geçti… Şimdi kendi paramı kazanıyorum; çocuklarıma bisiklet de aldım, onlara umut da verdim.
Ama hâlâ geceleri pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Bir kadının özgürlüğü neden bir erkeğin cüzdanına bağlı olmalı? Sizce de artık değişmesi gerekmiyor mu?