Aşk Yetmediğinde: Elif ve Mert’in Hikayesi

“Mert, ne olur bir kere de beni dinle!” diye bağırdım, sesim mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, çay tabağına birkaç damla döküldü. Mert ise gözlerini yere dikmiş, sessizce ayakkabılarını giyiyordu. “Elif, işe geç kalıyorum. Akşam konuşuruz,” dedi ve kapıyı arkasından hızla çekip çıktı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Sanki yıllardır biriktirdiğim umutlarım, korkularım ve hayallerim o kapının kapanışıyla birlikte dağıldı.

Biz Mert’le üniversitede tanıştık. O zamanlar her şey çok kolaydı; hayallerimiz büyüktü, birbirimize sözler veriyorduk. Ailem Mert’i ilk gördüğünde, annem “Kızım, bu çocuk sana iyi gelir,” demişti. Babam ise biraz mesafeliydi ama zamanla alıştı. Mezun olduktan sonra evlendik; küçük bir düğün yaptık, ailelerimiz ve yakın dostlarımız vardı. O gün göz göze geldiğimizde, “Biz her şeyi başarırız,” demiştik birbirimize.

Ama hayat öyle olmuyormuş. İstanbul’da yaşamak, hele ki yeni evliysen ve iki tarafta da para yoksa, zor. İlk başlarda her şeye birlikte göğüs geriyorduk. Kira, faturalar, iş bulma telaşı… Ben bir devlet okulunda öğretmenlik yapmaya başladım; Mert ise özel bir şirkette asgari ücretle çalışıyordu. Akşamları yorgun argın eve gelirdik ama yine de birbirimize sarılırdık.

Bir yıl geçti. Sonra ikinci yıl… Hayatımızda değişen tek şey, artan borçlarımız oldu. Annem arayıp “Kızım, çocuk düşünmüyor musunuz?” diye sormaya başladı. Mert’in annesi ise “Oğlum, Elif’in işi var ama senin işin ne olacak?” diyordu. Ailelerimizin beklentileriyle baş etmek gittikçe zorlaştı. Bir gün Mert eve geldiğinde yüzü asıktı. “Bugün şirkette küçülmeye gidileceğini söylediler,” dedi. O an içimde bir korku büyüdü.

Mert işten çıkarıldıktan sonra evdeki hava değişti. Önceleri destek olmaya çalıştım; “Birlikte atlatırız,” dedim. Ama zaman geçtikçe ben de yoruldum. Okulda çocuklarla uğraşıyor, eve gelip yemek yapıyor, faturaları hesaplıyordum. Mert ise gün boyu iş arıyor gibi yapıyor ama çoğu zaman bilgisayar başında oyun oynuyordu. Bir akşam ona kızdım: “Mert, böyle olmaz! Biraz daha çabalasan…” dedim. O da bana bağırdı: “Senin için hiçbir şey yeterli değil Elif! Ben de insanım!”

O tartışmadan sonra aramızda görünmez bir duvar oluştu. Birbirimize dokunmaz olduk; aynı evde iki yabancıya dönüştük. Annem aradığında sesimi neşeli çıkarmaya çalışıyordum ama içim kan ağlıyordu. Bir gün okuldan eve döndüğümde Mert’i mutfakta ağlarken buldum. Sessizce yanına oturdum; hiçbir şey söylemedik, sadece ağladık.

Aylar geçti. Mert kısa süreli işler buldu ama hiçbirinde tutunamadı. Ben ise okulda ek dersler almaya başladım; bazen özel ders veriyordum. Yine de yetmiyordu. Evimizdeki eşyalar eskiyordu, bazen kombiyi açmaya korkuyorduk çünkü doğalgaz faturası gelince ne yapacağımızı bilmiyorduk.

Bir gün babam aradı: “Elif, istersen eve dön kızım,” dedi. O an gözlerim doldu ama gururum izin vermedi: “İyiyiz baba,” dedim yalan söyleyerek.

Mert’in içine kapanıklığı arttıkça ben de yalnızlaştım. Arkadaşlarım dışarı çağırıyordu ama gitmek istemiyordum; çünkü param yoktu ve anlatacak güzel bir hikayem de kalmamıştı. Bir akşam Mert’le otururken televizyonun sesi fonda çalarken ona döndüm: “Sence biz nereye gidiyoruz?” dedim. Gözlerime bakmadı bile: “Bilmiyorum Elif… Bilmiyorum.”

O gece sabaha kadar uyuyamadım. Yastığım gözyaşlarımla ıslandı. Sabah işe giderken aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım dağılmıştı. Eskiden hayalini kurduğum hayat bu değildi.

Bir gün okulda bir veliyle tartıştım; kadın bana bağırdı: “Siz öğretmenler zaten hiçbir şeyi beceremiyorsunuz!” dedi. O an içimdeki bütün öfke patladı ama hiçbir şey söyleyemedim; sadece sustum ve eve döndüm.

Eve geldiğimde Mert’in odasında olmadığını fark ettim. Telefonunu aradım, açmadı. Saatler geçti; gece yarısı kapı çaldı ve Mert içeri girdi. Yüzü bembeyazdı, elleri titriyordu.

“Elif… Ben artık dayanamıyorum,” dedi kısık bir sesle.

O an anladım ki sadece ben değil, o da tükenmişti.

Ertesi gün uzun uzun konuştuk. İlk defa birbirimize gerçekten içimizi döktük: “Sana yük olduğumu hissediyorum,” dedi Mert gözleri dolu dolu. Ben de ona sarıldım: “Ben de yalnız hissediyorum,” dedim.

O konuşmadan sonra karar verdik: Bir süre ayrı kalacaktık. Belki de birbirimizi yeniden bulmak için…

Şimdi bu satırları yazarken hâlâ içim acıyor ama biliyorum ki bazen aşk gerçekten yetmiyor.

Peki sizce, aşk her şeye yeter mi? Yoksa hayatın yükleri karşısında en büyük aşk bile tükenir mi?