Bir Kadının Sessiz Çığlığı: Evdeki Yalnızlık

“Ben eve para getiriyorum, sen de evle ilgileneceksin. Herkes görevini bilecek.” Murat’ın sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. O gün, mutfakta bulaşıkları yıkarken bana dönüp bu cümleyi kurduğunda, içimde bir şeylerin kırıldığını hissetmiştim. Ama o zamanlar aşkın gözümü kör ettiğini şimdi daha iyi anlıyorum. O an sadece başımı salladım ve “Tamam,” dedim. Sanki başka bir seçeneğim varmış gibi…

O zamanlar 24 yaşındaydım, üniversiteden yeni mezun olmuştum. Annem, “Kızım, Murat iyi bir adam, işi gücü var, seni üzmez,” demişti. Babam ise her zamanki gibi sessizdi. Düğünümüz kalabalık ve gösterişliydi; herkes mutluluğumuza imrenerek bakıyordu. Ama kimse bana evliliğin bu kadar yalnız hissettireceğini söylememişti.

İlk yıllar, Murat’ın işten eve yorgun geldiği akşamlarda ona çayını, yemeğini hazırladım. Çamaşırları yıkadım, ütüledim, evi pırıl pırıl tuttum. Sabahları erkenden kalkıp kahvaltı hazırladım, sonra kendi işime koştum. Akşam eve döndüğümde ise ikinci mesaim başlıyordu: yemek, temizlik, alışveriş… Murat ise televizyonun karşısında ya da arkadaşlarıyla kahvede vakit geçiriyordu.

Bir gün, işyerinde geç saatlere kadar çalışmam gerekti. Eve geldiğimde Murat koltuğa yayılmış, telefonunda oyun oynuyordu. Masada boş tabaklar, mutfakta dağ gibi birikmiş bulaşıklar… “Bugün çok yoruldum Murat, hiç olmazsa sofrayı toplamana yardım edebilir misin?” dedim usulca. Bana küçümseyici bir bakış attı: “Ben mi? Senin işin o. Ben bütün gün çalıştım zaten.”

O an içimde bir öfke kabardı ama sesimi çıkarmadım. Annemin sesi kulağımda: “Yuvayı dişi kuş yapar.” Kendimi avutmaya çalıştım: “Belki ileride değişir.” Ama yıllar geçti, hiçbir şey değişmedi. Hatta daha da kötüleşti.

İki yıl sonra kızımız Elif doğdu. O gün hastanede Murat’ın annesi yanıma gelip kulağıma fısıldadı: “Artık daha çok çalışacaksın kızım, anne olmak kolay değil.” O günden sonra uykusuz geceler başladı. Elif’in altını değiştirmekten, emzirmekten bitap düşüyordum. Murat ise sabahları uykusunu almış şekilde işe gidiyor, akşamları ise yine hiçbir şeye karışmıyordu.

Bir gece Elif ateşlendi. Panik içinde Murat’ı uyandırmaya çalıştım: “Murat kalk, Elif’in ateşi çok yüksek!” O ise gözlerini bile açmadan mırıldandı: “Sen annesin, sen ilgilen.” O an gözlerim doldu ama ağlamadım. Elif’i kucağıma alıp hastaneye tek başıma gittim.

Yıllar böyle geçti. İşte terfi aldım ama kimse kutlamadı. Evde her şey aynıydı; sorumluluklarım arttıkça omuzlarımda bir yük daha hissettim. Bazen banyoya kapanıp sessizce ağladım. Annemi aradığımda ise hep aynı cevabı aldım: “Sabret kızım, herkesin hayatı zor.”

Bir gün işyerinde arkadaşım Zeynep bana şöyle dedi: “Neden her şeyi sen yapıyorsun? Murat da elini taşın altına koysa ya!” O an utandım; sanki başarısız bir eş ve anneymişim gibi hissettim. Ama sonra düşündüm: Neden hep ben? Neden kadın olmak demek her şeyi sırtlamak demek?

Bir akşam Murat eve geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Yemek hazır değil mi hâlâ?” diye bağırdı. O an elimdeki tencereyi bırakıp ona döndüm:

— Murat, ben de çalışıyorum, ben de yoruluyorum! Bir kere olsun bana yardım etmeyi düşünmedin mi?

— Sen kadınsın! Kadının görevi evi çekip çevirmek! Benim işim para kazanmak!

— Peki ya ben? Benim hayallerim? Benim yorgunluğum? Hiç düşündün mü?

Murat sustu, yüzüme öylece baktı. Sonra arkasını dönüp odasına gitti. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi kendime sordum: “Bu hayat benim hayatım mı? Yoksa başkalarının bana biçtiği bir rol mü oynuyorum?”

Ertesi sabah Elif’i okula bırakırken aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım dağılmıştı. İçimdeki o güçlü kadın gitmişti sanki… Ama sonra Elif’in bana gülümsemesiyle bir umut ışığı hissettim.

O gün işyerinde Zeynep’le uzun uzun konuştuk. “Kendine haksızlık etme,” dedi bana. “Hayatını değiştirmek senin elinde.” O akşam eve döndüğümde Murat’a kararlı bir şekilde şunları söyledim:

— Bundan sonra ev işlerini paylaşacağız Murat. Ya da ben de kendi yoluma bakacağım.

Murat önce şaşırdı, sonra öfkelendi:

— Ne demek bu şimdi? Boşanmak mı istiyorsun?

— Hayır, sadece eşitlik istiyorum! Ben de insanım! Ben de yoruluyorum!

O an Elif kapıda belirdi; gözleri korkuyla doluydu. Ona sarıldım ve fısıldadım:

— Korkma kızım, annen güçlüdür.

O gece uzun uzun düşündüm. Hayatımı değiştirmek kolay olmayacaktı ama artık susmayacaktım. Ertesi gün Murat’la tekrar konuştuk; bu sefer daha sakin ve açık bir şekilde… Zamanla bazı şeyler değişmeye başladı; Murat küçük de olsa bazı sorumluluklar almaya başladı. Ama en önemlisi ben değiştim; artık kendimi değersiz hissetmiyordum.

Şimdi bazen aynaya bakıp kendime soruyorum: “Kadın olmak neden hep fedakârlık demek? Biz ne zaman kendi mutluluğumuzu düşünmeye başlayacağız?” Sizce de artık kadınların sesi daha çok çıkmalı değil mi? Yorumlarda düşüncelerinizi duymak isterim.