Sürprizlerin Ardında Saklı Kırgınlıklar: Bir Anneler Günü Hikayesi

— Anne, lütfen bana yine unuttuğunu söyleme! — Elif’in sesi, sabahın sessizliğini yırtıyor. Kapıdan içeri hızla girerken, okul çantasını yere fırlatıyor. Gözlerinde hem öfke hem de hayal kırıklığı var. O an aynada saçlarımı düzeltirken ellerim titriyor ama yüzümdeki sakinliği bozmamaya çalışıyorum.

— Neyden bahsediyorsun kızım? — diyorum, sesim olabildiğince yumuşak. Ama içimde bir yer sızlıyor. Çünkü biliyorum, yine bir şeyi atladım. Yine Elif’in gözünde eksik bir anne oldum.

Elif’in dudakları titriyor. — Anne, geçen ay sana söyledim! Bugün okulda Anneler Günü için sürpriz hazırlayacaktık. Senin gelmen gerekiyordu. Herkesin annesi oradaydı! Ben… ben tek başıma kaldım! — Gözlerinden yaşlar süzülüyor.

O an zaman duruyor sanki. İçimdeki suçluluk, yıllardır üstünü örttüğüm bir yara gibi yeniden kanıyor. Elif’in doğduğu günü hatırlıyorum; hastane odasında yalnızdım, annem yanımda değildi. O gün kendime söz vermiştim: “Kızım ne yaşarsa yaşasın, yanında olacağım.” Ama hayat, verdiğimiz sözleri tutmamıza izin vermiyor bazen.

— Elif, çok üzgünüm. Gerçekten hatırlayamadım. İşte, kafam o kadar dolu ki… — Sesim kısılıyor. Çünkü bu bahaneleri o da ben de ezbere biliyoruz artık.

Elif başını iki yana sallıyor. — Her zaman böyle diyorsun! Hep işin var, hep kafan dolu! Benimle hiç ilgilenmiyorsun! — diyor ve odasına koşuyor.

Kapının çarpmasıyla evin içi bir anda sessizliğe gömülüyor. Yalnız kalıyorum; aynadaki yansımama bakıyorum. Saçlarımda beyazlar çoğalmış, gözlerimin kenarında çizgiler derinleşmiş. Kendimi ne zaman bu kadar yaşlanmış hissetmeye başladım?

Mutfakta çay demliyorum, ellerim hâlâ titriyor. Elif’in odasından hafif bir hıçkırık sesi geliyor. Yanına gitmek istiyorum ama ne diyeceğimi bilmiyorum. Kendi annemle olan ilişkimiz geliyor aklıma; onun da bana yetişemediği zamanlar olmuştu. O zamanlar onu anlamazdım, şimdi ise kendimi onun yerine koyuyorum.

Telefonum çalıyor; arayan ablam Zeynep. — Halime, Anneler Günü’n kutlu olsun! — diyor neşeyle. Sesi bana uzak geliyor.

— Sağ ol abla… — diyorum kısık sesle.

— Ne oldu, sesin kötü geliyor? — diye soruyor hemen.

— Elif bana kızdı… Okuldaki etkinliği unutmuşum. Yine eksik kaldım galiba… — diyorum ve gözlerim doluyor.

Zeynep derin bir nefes alıyor. — Halime, sen elinden geleni yapıyorsun. Hepimiz bazen unutuyoruz, bazen yetişemiyoruz. Ama çocuklar bunu anlamıyor işte…

Telefonu kapattıktan sonra Elif’in odasının kapısına gidiyorum. Kapıyı tıklatıyorum.

— Elif? Kızım, konuşabilir miyiz?

Bir süre sessizlik oluyor, sonra kapı hafifçe aralanıyor. Elif’in gözleri şişmiş, burnu kızarmış.

— Ne var anne?

— Yanına oturabilir miyim?

Başını sallıyor. Yavaşça yanına oturuyorum; aramızda bir yastık var sanki, görünmez bir duvar gibi.

— Biliyorum, bugün seni çok üzdüm. Sana verdiğim sözü tutamadım. Ama inan bana, seni çok seviyorum ve seninle gurur duyuyorum.

Elif gözlerini kaçırıyor. — Herkesin annesi vardı bugün… Sadece sen yoktun…

O an içimdeki suçluluk büyüyor. Kendi anneme duyduğum kırgınlıkları hatırlıyorum; onun da bana yetişemediği zamanları… Belki de annelik böyle bir şeydir: Hep eksik kalmak, hep yetişememek…

— Biliyor musun Elif? Ben de senin yaşındayken annemi çok özlerdim. O da hep çalışırdı, bana zaman ayıramazdı. O zamanlar onu hiç anlamazdım. Şimdi ise… — Gözlerim doluyor.

Elif başını kaldırıyor; gözlerinde şaşkınlık var.

— Sen de mi üzülürdün?

Başımı sallıyorum. — Evet kızım… Ama şimdi anlıyorum ki anneler bazen her şeye yetişemiyorlar. Ama bu seni sevmedikleri anlamına gelmiyor.

Elif sessizce yanıma sokuluyor; başını omzuma yaslıyor. O an içimde bir şey kırılıyor ve yeniden birleşiyor sanki.

— Anne… Bir dahaki sefere gelir misin?

Gülümsüyorum; gözyaşlarımı saklamaya çalışarak başını okşuyorum.

— Söz veriyorum kızım… Bir dahaki sefere orada olacağım.

O an anlıyorum ki annelik sadece fiziksel olarak yanında olmak değil; duygularını paylaşmak, hatalarını kabul etmek ve yeniden denemek demekmiş.

Akşam olduğunda Elif yanıma geliyor; elinde kendi yaptığı kart var: “Seni seviyorum anne.” Kartın köşesinde küçük bir kalp çizmiş.

O gece yatağa uzanırken kendi kendime soruyorum: “Bir anne olarak hep eksik mi kalacağım? Yoksa sevgim tüm eksikliklerimi örtebilir mi? Sizce annelik nedir; kusursuz olmak mı, yoksa her şeye rağmen sevmek mi?”