Dört Yaşındaki Oğlumun Gözyaşları: Bir Ailenin Sessiz Çığlığı
“Anne, lütfen beni bir daha babaanneme bırakma…”
Oğlum Emir’in gözleri yaşlarla doluydu, sesi titriyordu. O an, içimde bir şeyler koptu. Dört yaşındaki bir çocuk, neden bu kadar korkmuş ve üzgün olurdu ki? Oysa annem, yani Emir’in babaannesi, herkesin gözünde sevgi dolu, fedakâr bir kadındı. Ben de öyle sanıyordum. Ama o gece, Emir’in odasında, karanlıkta fısıldadığı bu cümleyle başlayan yolculuğum, ailemizin tüm dengelerini altüst etti.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda binbir soru… Emir’e ne olmuştu? Annem ona kötü mü davranmıştı? Yoksa ben mi abartıyordum? Sabah olunca eşim Serkan’a anlatmaya çalıştım ama o, “Annen ne yapacak ki çocuğa? Saçmalama Zeynep,” deyip geçiştirdi. İçimdeki huzursuzluk büyüdü. Oğlumun gözyaşlarını unutamıyordum.
Bir sonraki hafta sonu, Emir’i tekrar anneme bırakmak zorunda kaldım çünkü işim vardı. İçim içimi yedi. Akşam eve geldiğimde Emir yine sessizdi, gözleri şişmişti. Yatağına yatırırken saçlarını okşadım:
“Bir şey mi oldu oğlum?”
Başını yastığa gömdü, “Babaannem bana kızıyor… Beni sevmiyor…” dedi hıçkırarak.
Şok olmuştum. Annem bana asla böyle davranmazdı ki! Ama çocuklar yalan söylemezdi… Ertesi gün annemi aradım. Sesi her zamanki gibi neşeliydi. “Emir çok uslu, hiç sorun çıkarmadı,” dedi. Ama içimde bir ses, bana gerçeğin bu olmadığını söylüyordu.
Bir hafta sonra, işten erken çıktım ve haber vermeden anneme gittim. Kapıyı açtığımda Emir’in ağlama sesini duydum. Annem mutfakta yüksek sesle bağırıyordu:
“Yeter artık Emir! Şımarıklık yapma! Annen seni böyle mi yetiştiriyor?”
Donup kaldım. Kapının aralığından baktığımda, annemin yüzü öfkeyle kasılmıştı. Emir ise köşeye sinmiş, elleriyle kulaklarını kapatmıştı. O an içimdeki tüm güven duygusu paramparça oldu.
Kapıyı hızla açtım:
“Ne yapıyorsun anne?”
Annem şaşkınlıkla döndü bana. “Zeynep, sen de mi geldin? Bak bu çocuk hiç söz dinlemiyor!”
Emir koşup boynuma sarıldı, titriyordu. “Anne gitme…”
O an kararımı verdim. Emir’i kucağıma aldım ve anneme dönüp dedim ki:
“Bir daha oğluma bağırmanı istemiyorum. Onu sana bırakmayacağım.”
Annemin gözleri doldu. “Ben seni de böyle büyüttüm! Bir şey olmadı sana!”
Ama ben biliyordum; çocukken yaşadığım korkuları, annemin öfkesini yıllarca bastırmıştım. Şimdi oğlumun aynı şeyleri yaşamasına izin veremezdim.
Eve döndüğümüzde Serkan’la tartıştık. “Abartıyorsun Zeynep! Annem de bana bağırırdı çocukken, büyüdük işte!” dedi öfkeyle.
Ama ben susmadım:
“Senin çocukluğun travmalarla geçti Serkan! Hâlâ öfkeni kontrol edemiyorsun! Ben oğlumun da aynı acıları yaşamasını istemiyorum!”
Evde soğuk bir hava esti günlerce. Annem aradı, ağladı. “Torunumu göremeyecek miyim?” dedi. Ama ben kararlıydım.
Emir gün geçtikçe daha mutlu olmaya başladı. Gözlerinin altındaki morluklar kayboldu, geceleri kabus görmemeye başladı. Ama ailemizdeki huzur tamamen bozulmuştu. Annemle aram açıldı, Serkan’la aramızda mesafe oluştu.
Bir gün Emir bana sarılıp fısıldadı:
“Anne, sen yanımdayken hiç korkmuyorum.”
İşte o an anladım; bazen aileyi korumak için en yakınlarımızdan bile vazgeçmek gerekebiliyordu.
Ama hâlâ kendime soruyorum: Bir anne olarak doğru olanı mı yaptım? Yoksa ailemin dağılmasına sebep olan ben miyim? Siz olsaydınız ne yapardınız?