Evlilikten Sonra Kaybolan Sevgi: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Elif, yine mi makarna yaptın? İnsan biraz özenir akşam yemeğine!” Murat’ın sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki tencereyi tezgâha bırakırken içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Oysa bir zamanlar, sırf ben seviyorum diye sabahın köründe simit almaya koşan adamdı o. Şimdi ise, göz göze gelmemek için televizyona gömülüyordu.

Evliliğimizin ilk aylarında her şey masal gibiydi. Murat işten döner dönmez bana sarılır, “Günün nasıl geçti?” diye sorardı. Ben de ona, yeni öğrendiğim tarifleri heyecanla anlatırdım. Annem bile “Kızım, Murat seni el üstünde tutuyor, nazar değmesin!” derdi. O zamanlar mutluluğumun sonsuza kadar süreceğine inanmıştım.

Ama zamanla Murat değişti. Önce küçük şeylerle başladı: Telefonlarıma geç cevap vermeler, akşamları eve geç gelmeler… Sonra, ilgisizliği bir duvara dönüştü. Bir gün işten eve döndüğümde, salonda oturmuş maç izliyordu. Yanına oturup başımı omzuna koymak istedim. Hafifçe çekildi, “Terliyim şimdi, sonra sarılırız,” dedi. O an içimde bir boşluk oluştu.

Bir akşam annem aradı. Sesimden bir şeyler olduğunu anlamış olacak ki, “Kızım, iyi misin?” diye sordu. “İyiyim anne,” dedim ama sesim titriyordu. Annem ısrar etti: “Bak Elif, bir derdin varsa anlat. Evlilik kolay değil, ama yalnız da değilsin.” O gece sabaha kadar ağladım.

Murat’ın ilgisizliği sadece bana değil, evimize de yansımıştı. Eskiden birlikte alışverişe çıkardık; şimdi market listemi bile görmezden geliyordu. Bir gün ona, “Hafta sonu birlikte sinemaya gidelim mi?” dedim. Gözlerini telefondan ayırmadan, “Arkadaşlarla halı saha maçım var,” dedi. İçimdeki umut kırıntıları birer birer yok oluyordu.

Bir gün iş yerinde arkadaşım Zeynep’le kahve içerken konu açıldı. “Elif, senin gözlerin eskisi gibi parlamıyor,” dedi. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Zeynep bana sarıldı: “Bak canım, bu ülkede kadınlar hep susuyor ama sen susma! Konuş Murat’la, hislerini anlat.”

O akşam Murat eve geldiğinde cesaretimi topladım. “Murat, bizimle ilgili konuşmamız lazım,” dedim. Yüzüme bile bakmadan ceketini çıkardı: “Yorgunum Elif, şimdi değil.”

Ama ben pes etmedim. Ertesi gün ona uzun bir mesaj yazdım: “Eskiden bana nasıl davrandığını hatırlıyor musun? Şimdi neden bu kadar uzaklaştık? Ben hâlâ aynı Elif’im, sen hâlâ aynı Murat mısın?”

Cevap gelmedi.

Bir hafta boyunca aramızda neredeyse hiç konuşma olmadı. Evde iki yabancı gibi dolaşıyorduk. Bir akşam Murat’ın telefonuna bir mesaj geldi: “Yarın buluşuyor muyuz?” Mesajı görmemiş gibi yaptım ama içim paramparça oldu.

O gece Murat’a döndüm: “Beni hâlâ seviyor musun?” dedim. Gözlerini kaçırdı: “Elif, her şey eskisi gibi olamaz ki… İnsanlar değişir.”

“Peki ya ben? Ben de değiştim mi?”

Cevap vermedi.

Ertesi gün anneme gittim. Annem beni kapıda görünce sarıldı: “Kızım, bazen en çok sevdiklerimiz en çok acıtır.” O an anladım ki yalnız değildim; annem de yıllar önce aynı acıyı yaşamıştı.

Bir süre annemde kaldım. Murat aramadı bile. Her gün kendime şu soruyu sordum: “Ben neyi yanlış yaptım?” Ama sonra fark ettim ki, bazen sorun sadece bir kişide olmaz; iki kişi de çabalamazsa hiçbir şey düzelmez.

Bir akşam annemle balkonda otururken komşumuz Ayşe Teyze uğradı. Halimi görünce hemen anladı: “Elif kızım, evlilikte sevgi biterse geriye ne kalır biliyor musun? Sadece alışkanlık.” O sözler içime işledi.

Bir hafta sonra eve döndüm. Murat yine salonda televizyon izliyordu. Yanına oturdum ve son kez sordum: “Murat, gerçekten mutlu musun?”

Uzun süre sustu. Sonra başını eğdi: “Bilmiyorum Elif… Belki de ikimiz de yorulduk.”

O gece sabaha kadar düşündüm. Sabah valizimi hazırladım ve kapının önünde durdum. Murat’a baktım: “Belki de birbirimizi sevmeyi unuttuk,” dedim.

Şimdi yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum. Bazen aynaya bakıp kendime soruyorum: “Bir insan ne zaman vazgeçmeli? Sevgi bittiğinde umut da biter mi?” Sizce bir kadın ne kadar mücadele etmeli? Yoksa bazen gitmek mi gerekir?