Bir Mesajın Ardında: Zeynep ve Annemin Gözyaşları
“Zeynep, lütfen… Bunu bana yapma!” Annemin sesi, mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. Elimdeki telefon titrerken, gözlerim annemin yaşlı gözlerine takıldı. O an, hayatımın en zor sabahı olacağını anlamıştım.
Her şey, gece yarısı gelen o mesajla başladı. Babamdan gelmişti: “Kızım, annenle konuşmamız lazım. Yarın sabah evde ol.” O an içime bir huzursuzluk çöktü. Babam kolay kolay böyle şeyler yazmazdı. Sabah olduğunda, annem mutfakta oturmuş, elleriyle çay bardağını sımsıkı kavramıştı. Gözleri şişmiş, yüzü solgundu. Yanına oturduğumda, bana bakmadan konuştu:
“Baban dün gece eve gelmedi.”
O an içimde bir şeyler koptu. Babamın eve gelmemesi alışıldık bir şey değildi. Annemle aralarında zaman zaman tartışmalar olurdu ama babam her zaman eve dönerdi. Annemin elleri titriyordu. “Zeynep, ben… Ben ne yapacağımı bilmiyorum.”
Telefonumun ekranına baktım. Babamdan başka bir mesaj gelmişti: “Sakın anneni üzme. Her şeyi anlatacağım.” İçimdeki korku büyüdü. Anneme belli etmemeye çalışarak ayağa kalktım.
“Anne, belki de bir iş toplantısı uzamıştır. Biliyorsun, babam bazen…”
Annem sözümü kesti: “Zeynep, yalan söyleme bana. Sen de biliyorsun ki bu sefer farklı.”
O an annemin ne kadar yalnız olduğunu fark ettim. Yıllardır babamla aralarındaki mesafeyi görmezden gelmiştim. Kendi hayatıma odaklanmış, onların sessiz çığlıklarını duymamıştım. Şimdi ise annem karşımda ağlıyordu ve ben ona yardım edemiyordum.
Birden kapı çaldı. Annem yerinden sıçradı. Kapıyı açtığımda babam karşımdaydı. Yorgun ve bitkin görünüyordu. Göz göze geldik. Babam başını eğdi ve içeri girdi.
“Zeynep, annenle yalnız konuşmam lazım,” dedi babam sessizce.
Annemin gözleri doldu. “Hayır, Zeynep de burada kalsın. Artık hiçbir şeyi saklamak istemiyorum.”
Babam derin bir nefes aldı ve mutfak sandalyesine oturdu. Ellerini masanın üzerine koydu, parmakları titriyordu.
“Ben… Ben hata yaptım,” dedi babam kısık bir sesle.
Annemin gözlerinden yaşlar süzüldü. “Kaç yıldır?” diye sordu annem titrek bir sesle.
Babam başını eğdi. “Üç yıl.”
O an dünya başıma yıkıldı. Babamın başka bir hayatı olduğunu anlamıştım. Annem ise çoktan anlamıştı ama duymak istememişti.
“Kim?” dedim ben de, sesim çatallandı.
Babam cevap vermedi. Annem ayağa kalktı, gözyaşlarını sildi ve babama döndü:
“Bizi neden bu kadar kolay harcadın? Zeynep’i hiç mi düşünmedin?”
Babam sessizce ağlamaya başladı. O an ilk defa babamı bu kadar çaresiz gördüm.
O gün evde kimse konuşmadı. Annem odasına kapandı, babam salonda oturdu, ben ise mutfakta kaldım. Saatler geçti, annemin odasından hıçkırıklar yükseldi. Dayanamadım, kapısını çaldım.
“Anne… Lütfen aç kapıyı.”
Kapı aralandı, annem gözyaşları içinde bana sarıldı.
“Zeynep, ben ne yapacağım? Bunca yıl her şeyi ailemiz için yaptım. Şimdi ne kaldı geriye?”
Onu teselli etmeye çalıştım ama kelimeler boğazımda düğümlendi.
Ertesi gün babam eşyalarını topladı ve evden çıktı. Annem pencerenin önünde durmuş, sessizce ona bakıyordu. Ben ise annemin yanında durup elini tuttum.
Günler geçti ama evimizdeki sessizlik hiç dağılmadı. Annem yemek yapmayı bıraktı, ben ise okula gitmek istemedim. Arkadaşlarım aradı ama hiçbirine cevap vermedim.
Bir akşam annem yanıma geldi ve sessizce konuştu:
“Zeynep, güçlü olmalıyız. Hayat devam ediyor.”
Ama annemin sesi bile eskisi gibi değildi artık.
Bir gün okuldan dönerken mahalledeki komşumuz Ayşe Teyze beni durdurdu:
“Kızım, annen iyi mi? Çok zayıflamış.”
Başımı eğdim, cevap veremedim.
Evde annemi yatağında buldum, elinde eski bir fotoğraf albümü vardı. Babamla gençlik fotoğraflarına bakıyordu.
“Bak Zeynep,” dedi albümü göstererek, “Bir zamanlar çok mutluyduk.”
Gözyaşlarımı tutamadım.
“Anne, ben de çok üzgünüm ama birlikte atlatacağız,” dedim.
Annem başını salladı ama gözlerinde umut yoktu.
Bir gece annem hastalandı. Ateşi yükseldi, nefes alamıyordu. Hemen ambulans çağırdım. Hastanede saatlerce bekledim. Doktorlar annemin stres ve üzüntüden dolayı bayıldığını söylediler.
Babam hastaneye geldiğinde onu görmek istemedim ama annem onunla konuşmak istedi.
“Zeynep, babanla biraz yalnız kalmak istiyorum,” dedi annem yorgun bir sesle.
Koridorda beklerken içimde öfke ve çaresizlik birbirine karıştı.
Babam odadan çıktığında gözleri doluydu.
“Zeynep… Anneni çok üzdüm biliyorum ama seni de kaybetmek istemiyorum,” dedi.
O an ona sarılmak istedim ama yapamadım.
Aylar geçti. Annem yavaş yavaş toparlandı ama eski neşesi hiç geri gelmedi. Ben ise büyüdüm; artık çocuk değildim. Ailemin dağılması beni olgunlaştırdı ama içimde hep bir eksiklik kaldı.
Şimdi üniversiteye hazırlanıyorum ve bazen geceleri pencereden dışarı bakıp düşünüyorum: Bir mesajla değişen hayatımızı… Annemin gözyaşlarını… Babamın pişmanlığını…
Acaba aile olmak sadece aynı evde yaşamak mı? Yoksa birbirimizin acısını paylaşmak mı? Sizce affetmek mümkün mü? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?