Eski Kayınvalidemin Gölgesinde: Bir Kadının Mücadelesi

“Yeter artık, Fatma Hanım! Lütfen evime izinsiz gelmeyin!” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken. Kapının önünde, elinde poşetlerle yine dikilmişti. Yüzünde o tanıdık, küçümseyici ifadeyle bana bakıyordu. “Ben torunumu görmeye geldim, senin keyfine göre hareket edecek değilim!” dedi, sesi apartmanın boşluğunda yankılandı. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Altı yıl boyunca oğluyla yaşadığım cehennemi unutamadan, şimdi de onun annesiyle mücadele etmek zorundaydım.

Adım Elif. Otuz iki yaşındayım. Altı yıl önce, büyük umutlarla evlendiğim Mehmet’ten iki yıl önce boşandım. Boşanmak kolay olmadı; hem ailem hem de çevrem “Biraz daha sabret” dedi durdu. Ama sabrım tükendiğinde, kızım Zeynep’i alıp annemin evine sığındım. Mehmet çoktan başka bir kadınla yeni bir hayat kurmuştu bile. Ama Fatma Hanım, eski kayınvalidem, sanki oğlunun hayatındaki tüm eksikleri benim üzerimden telafi etmeye çalışıyordu.

Her hafta sonu, sabahın köründe kapımı çalıyor. “Zeynep’i parka götüreceğim,” diyor. Bazen izin veriyorum, bazen de kızım hasta ya da yorgun olduğu için istemiyor. O zaman da bana bağırıyor: “Sen çocuğu bana düşman ediyorsun! Oğlumun hayatını mahvettin, şimdi de torunumu elimden almaya çalışıyorsun!”

Bir keresinde anneme döndüm: “Anne, ben ne yapacağım? Kadın beni nefes alamaz hale getirdi.” Annem gözlerimin içine baktı: “Kızım, sen güçlü bir kadınsın. Ama bu ülkede kadın olmak kolay değil. Hele ki boşanmışsan…”

Fatma Hanım’ın asıl derdi torununu görmek mi, yoksa bana hayatı zindan etmek mi bilmiyorum. Çünkü ne zaman Mehmet’in nafakayı geciktirdiğini söylesem, hemen savunmaya geçiyor: “Oğlumun işleri bozuldu, sen de biraz anlayışlı ol!” Ama markette kasada para yetmeyince, anlayışlı olmak aklıma bile gelmiyor.

Bir gün Zeynep ateşler içinde yatarken Fatma Hanım yine kapıya dayandı. “Bugün olmaz,” dedim. “Zeynep hasta.” Yüzüme öyle bir baktı ki, sanki ben çocuğumu hasta etmişim gibi hissettim. “Senin yüzünden çocuk hasta oldu! Sen iyi bir anne değilsin!” dedi ve apartmanın önünde bağırmaya başladı. Komşular camdan bakıyor, ben ise utançtan yerin dibine giriyordum.

Mehmet’e defalarca söyledim: “Annenin bu davranışları beni çok yoruyor.” O ise hep aynı cevabı verdi: “Annem yaşlı kadın, idare et biraz.” Ama Fatma Hanım yaşlı değildi; aksine her fırsatta bana karşı daha da güçleniyordu.

Bir gün işten eve dönerken Zeynep’in ağladığını duydum. Kapıyı açtığımda Fatma Hanım içerideydi! Anahtarını değiştirmemiştim çünkü Mehmet’in eşyalarını almak için geleceğini söylemişti zamanında. “Ne işiniz var burada?” dedim titreyerek. “Ben torunumla vakit geçiriyorum,” dedi sakin bir şekilde. Zeynep ise bana sarılıp ağladı: “Anneanne beni bırakıp gitmesin diye korktum.” O an karar verdim; anahtarı değiştirdim ve Fatma Hanım’a bir daha izinsiz giremeyeceğini söyledim.

Ama bu sefer de telefonlar başladı. Gecenin bir yarısı arıyor, mesaj atıyor: “Sen kötü bir annesin! Zeynep’i bana göstermiyorsun!” Bazen öyle çaresiz hissediyorum ki… Kendi ailem bile bazen “Çocuğun babaannesine ihtiyacı var” diyor. Ama kimse benim ne yaşadığımı tam anlamıyor.

Bir gün işyerinde patronum çağırdı: “Elif Hanım, son zamanlarda dalgınsınız.” Haklıydı; çünkü aklım hep evdeydi. Ya Fatma Hanım yine gelir de Zeynep’i korkutur diye endişeleniyordum. İşimi kaybetmekten korkuyordum ama başka çarem yoktu; çalışmak zorundaydım.

Bir akşam Zeynep yanıma geldi: “Anne, neden babaannem bizi sevmiyor?” O an boğazım düğümlendi. Kızımı korumak için verdiğim mücadele onu da yormuştu. Ona sarıldım: “Babaannen seni seviyor ama bazen sevgisini yanlış gösteriyor.”

Mehmet ise yeni karısıyla mutlu mesut sosyal medyada fotoğraflar paylaşıyor. Yeni doğan oğluyla pozlar veriyor. Zeynep’in doğum gününü bile unuttu geçen yıl. Ama Fatma Hanım hâlâ bana hesap soruyor: “Oğlumun çocuğunu iyi yetiştiriyor musun?”

Bir gün dayanamadım ve Fatma Hanım’a açıkça söyledim: “Bakın, ben kızımı tek başıma büyütüyorum. Mehmet’in nafakasını bile zamanında alamıyorum. Siz bana yardım edeceğinize köstek oluyorsunuz!” Bir an durdu, gözleri doldu ama hemen toparlandı: “Sen oğlumu elinden aldın! Şimdi de torunumu benden koparıyorsun!”

O gece uzun uzun düşündüm; acaba gerçekten haksız mıyım? Kızımı babaannesinden uzak tutmak istemiyorum ama kendi huzurum da kalmadı. Türkiye’de boşanmış bir kadın olarak yaşamanın ne kadar zor olduğunu her gün iliklerime kadar hissediyorum.

Bir sabah Zeynep’le kahvaltı yaparken kapı yine çaldı. Bu kez açmadım. Telefonu da açmadım. Kızımla baş başa geçirdiğim o birkaç saat bana huzur verdi. Belki de bazen sınır koymak gerekiyordu.

Şimdi size soruyorum: Bir kadın hem anne hem baba olmaya çalışırken eski kayınvalidesinin baskısıyla nasıl başa çıkabilir? Ben mi yanlış yapıyorum? Yoksa kendi hayatımı ve kızımı korumak için verdiğim mücadelede yalnız mıyım?