Herkes Biliyordu, Bir Ben Hariç: Bir İhanetin Gölgesinde İstanbul
“Elif, sen gerçekten bu kadar saf mısın?” Annemin sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. O an, annemin gözlerinde yılların yorgunluğunu, kırgınlığını ve bana duyduğu acımayı gördüm. “Herkes biliyordu kızım, bir sen hariç…”
O an içimde bir şeyler koptu. Yirmi yıllık evliliğim, Murat’a duyduğum güven, Zeynep’le paylaştığım sırlar… Hepsi bir anda anlamını yitirdi. İstanbul’un o soğuk mart sabahında, mutfağımızda annemle göz göze geldiğimizde, hayatımın en büyük yalanını öğrendim.
Murat’la üniversitede tanışmıştık. O zamanlar Beyazıt’ta çay bahçelerinde saatlerce oturur, hayaller kurardık. Ben edebiyat okuyordum, o ise mühendislikteydi. Hayatımızı birlikte kuracağımıza inanmıştım. Herkes bize imrenerek bakardı; Elif ve Murat, ayrılmaz ikili…
Zeynep ise çocukluk arkadaşım. Aynı mahallede büyüdük, aynı okullara gittik. Annemler komşuydu, babalarımız birlikte kahveye giderdi. Zeynep benim sırdaşımdı; en zor zamanlarımda yanımda olan tek insandı. Düğünümde sağdıcım olmuştu, oğlumun doğumunda ilk o gelmişti hastaneye.
Ama işte şimdi, mutfağımda annem bana bakıyor ve “Herkes biliyordu,” diyor. Gözlerimden yaşlar süzülüyor. “Anne… Nasıl? Kim söyledi sana?”
Annem başını öne eğiyor. “Kızım, mahallede konuşuluyordu. Zeynep’in komşusu Ayşe Hanım bana anlattı. Sonra marketteki Melahat teyze de duymuş. Hatta geçen hafta Murat’ı Zeynep’in arabasında görmüşler.”
Bir anda beynimde şimşekler çakıyor. O kadar çok işaret vardı ki… Murat’ın geç saatlere kadar işte kalması, Zeynep’in bana sürekli hediyeler alıp gönlümü hoş tutmaya çalışması… Ama ben hep iyi niyetliydim. “Onlar benim ailem,” derdim. “Bana asla ihanet etmezler.”
O akşam Murat eve geldiğinde yüzüne bakamadım. Sofrada sessizlik vardı. Oğlum Emir odasında ders çalışıyordu. Murat her zamanki gibi telefonuna gömülmüştü. Bir an cesaretimi topladım ve sordum:
“Murat, bana söylemek istediğin bir şey var mı?”
Başını kaldırdı, göz göze geldik. Bir an için gözlerinde korku gördüm. Sonra hemen toparlandı.
“Ne demek istiyorsun Elif?”
“Bilmiyorum… Son zamanlarda çok değiştin. Bana karşı soğuksun. Zeynep’le de çok sık görüşüyorsun.”
Bir an için yüzü kızardı, sonra öfkeyle kalktı masadan.
“Yeter artık! Her şeyden şüpheleniyorsun! Ben işten yorgun geliyorum, bir de bunlarla mı uğraşacağım?”
Kapıyı çarpıp çıktı. O an anladım ki, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Gece boyunca uyuyamadım. Zeynep’i aramak istedim ama ellerim titredi. Onun sesini duymak bile midemi bulandırıyordu artık. Sabah olduğunda oğlum Emir’in gözlerinin altındaki morlukları gördüm.
“Anne, babam yine mi gitti?”
Başımı eğdim.
“Evet oğlum… Bazen insanlar hata yapar.”
Emir’in gözleri doldu. “Keşke her şey eskisi gibi olsa…”
O gün işten izin aldım ve Zeynep’in evine gittim. Kapıyı açtığında yüzünde sahte bir gülümseme vardı.
“Elif! Ne güzel sürpriz!”
Gözlerinin içine baktım.
“Zeynep… Bana doğruyu söyle. Murat’la aranda bir şey var mı?”
Bir an için dondu kaldı. Sonra gözleri doldu.
“Elif… Ben… Sana nasıl söyleyeceğimi bilemedim.”
O an dizlerimin bağı çözüldü. Yirmi yıllık dostluğun, kardeşliğin yerle bir oluşunu izledim.
“Ne zamandır?” dedim titrek bir sesle.
“Bir yıldır…”
Bir yıl boyunca bana yalan söylemişlerdi. Bir yıl boyunca ben onlara güvenmiş, her şeyimi paylaşmıştım.
Eve dönerken İstanbul’un kalabalığı arasında kayboldum. Herkesin bir yere yetiştiği bu şehirde, ben olduğum yerde sayıyordum sanki.
O akşam Murat eve gelmedi. Telefonunu açmadı, mesajlarıma cevap vermedi. Emir odasında sessizce ağladı. Annem ise bana sarılıp “Geçecek kızım,” dedi ama ben geçeceğine inanmıyordum.
Günler geçti, Murat eve dönmedi. Boşanma davası açtım. Zeynep’le tüm bağlarımı kopardım ama içimdeki yara hiç kapanmadı.
İstanbul’da her köşe başında bir anımız vardı; şimdi hepsi acı veriyordu bana. Emir için güçlü olmaya çalıştım ama geceleri yastığa başımı koyduğumda gözyaşlarımı tutamıyordum.
Bir gün Emir yanıma geldi.
“Anne… Bizi bırakıp giden babam mı suçlu, yoksa ona bu kadar güvenen sen mi?”
Cevap veremedim. Belki de en büyük suçum fazla güvenmekti.
Şimdi her sabah işe giderken aynada kendime bakıyorum ve soruyorum: “Elif, yeniden güvenmeyi başarabilecek misin? Yoksa bu şehirde herkes gibi yalnız mı kalacaksın?”