Bir Anneye Vefa Borcu: Yalnızlığın Sessiz Çığlığı
“Anne, lütfen bu konuyu tekrar açma. Benim de kendi ailem var, anlamıyor musun?”
Kızım Elif’in sesi telefonda soğuk ve uzak. O an, mutfağımda, eski masa örtüsünün kenarını sıkarak, gözlerim dolu dolu kalakaldım. Oysa ben, bir zamanlar Elif’in saçlarını örerken, ona masallar anlatırken, onun bana böyle yabancılaşacağını hiç düşünmemiştim. Hayatım boyunca çocuklarım için yaşadım. Onlar okusun, iyi yerlere gelsin diye eşim Mehmet’le birlikte gece gündüz çalıştık. Şimdi ise, emekli maaşım yetmediği için pazardan akşam kalan sebzeleri topluyorum.
Mehmet’i kaybedeli beş yıl oldu. O gittiğinden beri evin sessizliği içimi kemiriyor. Oysa eskiden bu ev ne kadar canlıydı! Akşam yemeklerinde soframızda kahkahalar eksik olmazdı. Oğlum Murat, “Anne, pilavın yine harika olmuş!” derdi. Elif ise babasının omzuna yaslanıp gününü anlatırdı. Şimdi Murat’ı ayda yılda bir görebiliyorum, o da işten güçten vakit bulursa.
Bir gün, markette kasada param yetmediği için kasiyer kız bana acıyarak baktı. “Teyze, istersen şu yoğurdu bırakabilirsin,” dedi. O an yerin dibine girdim. Ben ki çocuklarımı aç bırakmamak için yıllarca tarlada çalıştım, şimdi bir yoğurdu alamayacak hale mi geldim? Eve dönerken gözyaşlarımı tutamadım. Komşum Ayşe Hanım beni görünce hemen yanına çağırdı.
“Ne oldu Hatice abla, neden ağlıyorsun?”
“Hiç Ayşe’ciğim… Biraz yorgunum sadece.”
Ama o an anladım ki yorgunluğum bedenimden değil, kalbimden geliyor. Çocuklarımın bana olan uzaklığı, yalnızlığımın ağırlığı…
Bir akşam Elif’i aradım. “Kızım, bu ay faturaları ödeyemedim. Biraz yardım edebilir misin?” dedim utana sıkıla.
“Anne, ben de zor durumdayım. Kredi kartı borçlarım var. Hem neden hep bana soruyorsun? Murat’a da söyle.”
Oysa Murat’a da söylemiştim. O da “Anne, çocuklar büyüyor, masraflar arttı,” demişti. Herkesin bir bahanesi vardı ama kimsenin bana ayıracak bir lokma ekmeği yoktu sanki.
Bir gece televizyonun karşısında otururken Mehmet’in sesi kulağımda yankılandı: “Hatice, çocuklar büyüyünce kendi hayatlarını kuracaklar. Biz birbirimize sahip çıkalım.” O zamanlar gülüp geçerdim bu lafa. Ama şimdi ne Mehmet var yanımda ne de çocuklar…
Geçen hafta apartmanın önünde otururken alt komşum Zeynep Hanım yanıma geldi.
“Hatice abla, senin çocukların hiç gelmiyor mu? Benimkiler her hafta uğrar.”
Sustum. Ne diyebilirdim ki? Onlara yük olmak istemiyorum diyemedim. Çünkü içimde bir sızı var: Ben onlara yük mü oldum gerçekten?
Bir sabah kapı çaldı. Açtığımda Elif karşımdaydı. Yanında torunum Defne vardı. İçeri girdiler ama Elif’in yüzünde bir huzursuzluk vardı.
“Anne, Defne’yi sana bırakmam lazım. Birkaç saatliğine bakabilir misin?”
O an içimde bir umut yeşerdi. Belki torunumla vakit geçirirsem Elif de bana daha çok gelir diye düşündüm. Defne’ye en sevdiği kekten yaptım, ona eski fotoğrafları gösterdim.
Akşam Elif geldiğinde gözleri dolmuştu.
“Anne… Biliyorum sana iyi bakamıyoruz. Ama hayat çok zorlaştı. Bazen ben de ne yapacağımı bilmiyorum.”
O an ona sarıldım. “Kızım, ben sizden para pul istemiyorum aslında… Sadece biraz ilgi, biraz sevgi istiyorum.”
Ama ertesi gün yine yalnızdım.
Bir gün Murat aradı. “Anne, bizim eve taşınmak ister misin? Ama eşim biraz çekiniyor… Hani evde çok konuşuyorsun ya…”
İçimde bir şeyler kırıldı o an. Ben ki onların en yakın arkadaşıydım bir zamanlar… Şimdi konuşmam bile istenmiyor.
Emekli maaşımı yettiremeyince mahalledeki caminin önünde yardım dağıtıldığını duydum. İlk başta gitmeye utandım ama aç kalmaktansa gururumu yuttum ve sıraya girdim. Orada eski komşum Cemile Hanım’ı gördüm.
“Hatice abla, sen de mi buradasın?”
Başımı eğdim. “Ne yapayım Cemile… Hayat işte.”
O akşam eve dönerken içimde bir öfke vardı: Ben çocuklarımı böyle mi yetiştirdim? Nerede yanlış yaptık Mehmet’le? Onlara her şeyimizi verdik ama vefa borcunu anlatamadık mı?
Bir gece Elif aradı.
“Anne… Biliyorum kırgınsın bize. Ama inan bana elimizden geleni yapıyoruz.”
Sustum yine. Çünkü biliyorum ki onların hayatı çok hızlı akıyor; benim yalnızlığımı görecek vakitleri yok.
Şimdi her sabah eski fotoğraflara bakıyorum. Gençliğimdeki o neşeli sofralara… Mehmet’in gülüşüne… Çocuklarımın gözlerindeki sevgiye…
Bazen düşünüyorum: Acaba onları çok mu şımarttık? Yoksa hayat mı insanları bu kadar bencilleştiriyor? Bir anne olarak nerede hata yaptığımı bulamıyorum.
Şimdi size soruyorum: Bir anneye vefa borcu nasıl ödenir? Yalnızlık kader mi yoksa çocukların unuttuğu bir sorumluluk mu?