Affedilemeyen Bir Günah: Zeynep, Sana Ne Oldu?
— Zeynep, ne oldu sana? Yüzün bembeyaz! — dedi Elif, mutfağın kapısında endişeyle bana bakarak. Elimdeki telefon titriyordu, ekrana bakmaya devam ettim. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı.
— Elif… ablam… ablam ölmüş… — dedim kısık bir sesle.
Elif’in gözleri büyüdü, şaşkınlıkla bana yaklaştı. — Ablan mı? Senin ablan mı vardı? Hiç bahsetmedin…
Başımı salladım. — Evet… Defne. Yirmi yıldır konuşmuyorduk. Ben… ben affedemedim onu.
Elif’in yüzünde merak ve acı karışımı bir ifade vardı. — Ne oldu aranızda Zeynep? Neden hiç anlatmadın?
O an, içimde yıllardır sakladığım acı bir anda gün yüzüne çıktı. Ellerimle yüzümü kapattım, hıçkırıklarımı bastırmaya çalıştım. Elif yanıma oturdu, omzuma dokundu.
— Anlatmak ister misin? — dedi yumuşak bir sesle.
Bir süre sessiz kaldım. Sonra, gözlerimi silip anlatmaya başladım:
— Ben on sekiz yaşındaydım, Defne benden üç yaş büyüktü. Annemiz hastaydı, babam zaten yıllardır başka bir şehirde çalışıyordu. Defne hep güçlüydü, bana da güçlü olmayı öğretirdi. Ama bir gün… bir gün annemin ilaçlarını karıştırdığını fark ettim. Annem fenalaştı, hastaneye kaldırıldı. O gece Defne’yle kavga ettik. Ona bağırdım, suçladım… Oysa o sadece annemin acılarını dindirmek istemişti, ama yanlış ilaç vermişti.
Elif’in gözleri doldu. — Sonra ne oldu?
— Annem kurtarıldı ama bir daha hiç eskisi gibi olmadı. Babam Defne’yi suçladı, ben de… Ben de ona sırtımı döndüm. Defne evi terk etti, bir daha da dönmedi. O günden sonra ne aradım ne sordum… Onu affedemedim.
Telefonumda gelen mesajı tekrar okudum: “Defne Hanım dün gece vefat etti. Cenazesi yarın öğle namazında.” Bir yabancıdan gelmişti bu mesaj. Defne’nin hayatında kimse kalmamıştı demek ki…
Elif sessizce elimi tuttu. — Gitmek ister misin cenazeye?
Başımı salladım. — Bilmiyorum… Onu affedemedim ki kendimi nasıl affedeyim?
O gece uyuyamadım. Gözlerimi kapattığımda Defne’nin çocukluğumuzdaki gülüşü, bana kitap okuduğu akşamlar, annemin hastalığı ve o kavga gözümün önünden gitmedi. Sabah ezanında kalktım, aynada kendime baktım: Yirmi yıl boyunca içimde taşıdığım öfke ve pişmanlık yüzümde çizgi olmuştu.
Babamı aradım. Yıllardır konuşmuyorduk, aramızda buz gibi bir mesafe vardı. Telefonu açınca sesi titrek geldi:
— Alo?
— Baba… Defne…
Uzun bir sessizlik oldu. Sonra babam ağlamaya başladı.
— Ben de yeni öğrendim… Kızım… Biz ne yaptık Zeynep? Nasıl bu kadar uzaklaştık birbirimizden?
Gözyaşlarımı tutamadım.
— Baba… Ben de bilmiyorum…
Birlikte cenazeye gitmeye karar verdik. O gün camide Defne’nin tabutunun başında dururken içimde tarifsiz bir acı vardı. Çok az kişi gelmişti; birkaç eski komşu, uzak akrabalar… Tabutun başında dua ederken ellerim titredi.
Babam yanımda sessizce ağlıyordu. Ona sarıldım, yıllardır ilk defa birbirimize bu kadar yakındık.
Cenazeden sonra Defne’nin yaşadığı küçük eve gittik. Kapıyı açınca eski fotoğraflar, kitaplar ve bir masa üstünde bana yazılmış ama hiç gönderilmemiş mektuplar buldum.
Birini açtım:
“Sevgili Zeynep,
Sana her gün yazıyorum ama gönderemiyorum. Beni affetmeni beklemiyorum ama bilmeni isterim ki seni hep sevdim. Annemi kurtarmak isterken hata yaptım, ama en büyük hatam seni kaybetmek oldu…”
Mektubu okurken ellerim titredi, gözyaşlarım mektubun üzerine damladı.
Babam da mektupları okudu ve başını öne eğdi.
— Keşke konuşsaydık… Keşke affetseydik birbirimizi…
O gece Defne’nin odasında uyudum. Sabah olduğunda güneş pencereden içeri süzülüyordu ama içimdeki karanlık hiç dağılmamıştı.
Eve döndüğümde Elif beni karşıladı.
— Nasılsın?
Başımı salladım.
— Kötüyüm Elif… Çok kötüyüm. Affetmek bu kadar zor mu olmalıydı? Birbirimize bu kadar uzak kalmak… Değer miydi?
Elif sarıldı bana.
— Herkes hata yapar Zeynep. Ama bazen affetmek için çok geç kalıyoruz.
O günden sonra hayatımdaki herkese daha fazla sarılmaya başladım. Babamla aramı düzeltmeye çalıştım, Elif’e daha çok değer verdim. Ama Defne’nin yokluğu hep içimde bir yara olarak kaldı.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç affedemediğiniz biriyle yollarınızı ayırdınız mı? Peki ya affetmek için çok geç kaldığınız oldu mu? Affetmek mi zor, yoksa pişmanlıkla yaşamak mı?