Kırık Bir Yuvanın Ardında: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
“Gülten, konuşmamız lazım.”
Bu cümleyle başladı her şey. O akşam, mutfakta çaydanlığın fokurdaması eşliğinde, eşim Cemal’in gözlerindeki yabancılığı ilk kez fark ettim. Yirmi beş yıllık evliliğimizin üstüne çöken o ağır sessizlikte, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Cemal’in sesi titrek ve yabancıydı: “Ben… ben artık böyle devam edemiyorum.”
O an, zaman durdu sanki. Elimdeki çay bardağı masaya çarptı, ince belli bardaktan çıkan ses mutfağı doldurdu. “Ne diyorsun Cemal? Ne demek bu şimdi?” dedim, sesim titreyerek. Gözlerini kaçırdı benden. “Biri var,” dedi kısık bir sesle. “Biri var ve ben… ben ona âşık oldum.”
Dizlerimin bağı çözüldü. Yıllarca aynı yastığa baş koyduğum adam, çocuklarımın babası, bana bunu nasıl yapardı? O an içimdeki her şey paramparça oldu. Sanki kasabanın ortasında, herkesin gözü önünde soyulmuş gibiydim.
Cemal’in yeni sevgilisi, kasabada yeni açılan kafede çalışan genç bir kadındı: Elif. Benden yirmi yaş küçük. İnsanlar fısıldaşıyor, bakışlarını kaçırıyordu. Çocuklarım, Ayşe ve Murat, ilk başta inanmak istemedi. Ayşe bana sarılıp ağladı: “Anne, babam bunu nasıl yapar? Biz ne olacağız şimdi?” Murat ise öfkesini içine attı, günlerce konuşmadı.
Evdeki her eşya bana Cemal’i hatırlatıyordu. Onun kahvesini içtiği fincan, banyoda unuttuğu tıraş makinesi… Her sabah uyanınca birkaç saniye her şeyin bir kâbus olduğunu sanıyordum. Ama gerçek, her defasında daha acımasızca yüzüme çarpıyordu.
Annem aradı bir gün: “Kızım, sabret. Erkek milleti böyledir, döner geri.” Ama ben biliyordum; bu sefer geri dönüş yoktu. Cemal eşyalarını topladı, sessizce kapıdan çıktı. Ardından kapının kapanışı hâlâ kulaklarımda çınlıyor.
Kasabada herkesin dilindeydik artık. Bakkala gittiğimde fısıltılar yükseliyordu: “Gülten’in kocası genç kıza gitmiş.” Komşum Şükran Hanım uğradı bir akşam: “Kızım, sen güçlü kadındın hep. Yıkılma sakın.” Ama ben yıkılmıştım işte. Yıllarca başkalarının derdine koşmuş, kendi acımı hep ertelemiştim.
Bir gece Ayşe yanıma geldi. Gözleri şişmişti ağlamaktan: “Anne, babamı affedecek misin?”
Başımı salladım: “Affetmek mi? Bilmiyorum kızım… Belki bir gün kendimi affederim önce.”
Murat ise daha çok içine kapandı. Üniversiteden arayıp kısa konuşuyordu. Bir gün telefonda patladı: “Anne! Sen neden sustun hep? Neden babama karşı çıkmadın?”
Ne diyebilirdim ki? Yıllarca ailem dağılmasın diye susmuştum belki de. Şimdi ise suskunluğumun bedelini ödüyordum.
Bir sabah aynaya baktım uzun uzun. Saçlarımda beyazlar çoğalmıştı, gözlerimin altında mor halkalar… Ama ilk defa kendime başka bir gözle baktım: Ben kimdim Cemal’siz? Hayatım boyunca hep başkalarını mutlu etmeye çalışmıştım; peki ya ben?
Kasabanın kadınlarıyla kurduğumuz küçük dikiş atölyesi vardı. Orada çalışırken ellerim meşgul olunca aklım biraz olsun dağılırdı. Bir gün atölyede Zeynep abla bana sarıldı: “Gülten, senin yaşadığını yaşayan çok kadın var bu memlekette. Ama kimse konuşmuyor.”
O an anladım ki yalnız değildim. Biz kadınlar acımızı içimize gömüp susuyorduk çoğu zaman. Ama belki de konuşmalıydık artık.
Bir akşam çocuklarımı topladım sofraya. “Bakın,” dedim, “Babanız gitti ama biz hâlâ aileyiz. Ben sizi bırakmam.” Ayşe gözyaşlarını sildi, Murat başını öne eğdi.
Cemal arada arıyordu; suçlulukla karışık bir ses tonuyla: “Çocukları merak ettim.” Bir defasında telefonda dayanamayıp sordum: “Mutlu musun Cemal?” Sessizlik oldu önce, sonra kısık bir sesle: “Bilmiyorum Gülten… Bilmiyorum.”
Aylar geçti. Kasabada dedikodular azaldı ama içimdeki yara hâlâ tazeydi. Bir gün Elif’le karşılaştım pazarda. Göz göze geldik; o da utandı, başını eğdi. O an ona kızamadığımı fark ettim. Asıl öfkem Cemal’e ve kendi suskunluğumaydı.
Bir gece yalnız otururken eski fotoğraflara baktım; çocuklar küçükken çekilmiş mutlu aile pozları… Gözyaşlarım aktı sessizce ama sonra derin bir nefes aldım. Hayat devam ediyordu ve ben yeniden başlamalıydım.
Atölyede kadınlarla daha çok vakit geçirmeye başladım. Onların hikâyelerini dinledikçe güç buldum kendimde. Bir gün Zeynep abla dedi ki: “Gülten, senin yaşadıkların başka kadınlara umut olur.” O an karar verdim; yaşadıklarımı yazacaktım.
Şimdi bu satırları yazarken hâlâ içimde bir sızı var ama biliyorum ki yalnız değilim. Biz kadınlar ne çok acıyı sessizce taşıyoruz omuzlarımızda…
Siz olsaydınız ne yapardınız? Affeder miydiniz yoksa kendi yolunuza mı bakardınız? Hayat bazen en büyük darbeyi en güvendiğimiz yerden vurduğunda nasıl ayağa kalkmalı?