Zehirsiz Bir Hayat Ararken: Annemden Kaçıp Sevgisiz Bir Evliliğe Sürüklenmek
“Yeter artık anne! Nefes alamıyorum, anlıyor musun?” diye bağırdım, sesim titriyordu. Annem, mutfağın ortasında ellerini beline koymuş, gözleriyle beni delip geçiyordu. “Senin iyiliğin için söylüyorum Elif! Ben olmasam bu hayatta bir hiç olurdun!”
O an, içimde bir şeyler koptu. Yirmi altı yaşındaydım ve hâlâ annemin gölgesinde, onun zehirli sevgisinin içinde boğuluyordum. O gece valizimi topladım. Babam sessizce gözlerini kaçırdı, ablam ise mesaj atıp “Dayan biraz daha, dışarısı daha zor,” dedi. Ama ben artık dayanamıyordum. O evden çıkarken annem arkamdan bağırdı: “Beni rezil ettin Elif! Dönme sakın!”
Bir süre arkadaşım Derya’nın yanında kaldım. Ama Türkiye’de bir kadının tek başına ayakta kalması kolay değildi. İşim vardı ama maaşım kiraya yetmiyordu. Annem mahalleye laf gelmesin diye sürekli arıyor, “Bak, başına iş açacaksın, kimse sana sahip çıkmaz!” diyordu. Her telefon konuşmasında içimdeki özgürlük ateşi biraz daha sönüyordu.
Tam o günlerde, babamın eski arkadaşı Halil Amca’nın oğlu Murat’la karşılaştık. Murat sessiz, içine kapanık biriydi. “Evlenelim mi?” dediğinde şaşırdım. “Ailem rahat eder, sen de kendi başına kalmazsın,” dedi. O an bana bir çıkış yolu gibi geldi. Belki de annemin baskısından kurtulmanın tek yolu buydu.
Düğünümüz sade oldu. Annem gelmedi bile. Nikah masasında Murat’la göz göze geldiğimde, içimde bir boşluk hissettim. Sanki hayatımın direksiyonunu yine başkasına vermiştim.
Evliliğimizin ilk günlerinde Murat’la aramızda garip bir sessizlik vardı. O işten geç gelirdi, ben ise evde yalnız kalırdım. Bir gün akşam yemeğinde cesaretimi toplayıp sordum:
— Murat, mutlu musun?
Başını kaldırmadan tabağına bakarak cevap verdi:
— Mutluluk ne ki Elif? Bizim gibiler için huzur yeter.
O an anladım; Murat da benim gibi kaçıyordu. O da ailesinin beklentilerinden, toplumun baskısından kaçmıştı. Ama bu kaçış bizi birbirimize yaklaştırmıyordu; aksine aramızda görünmez bir duvar örüyordu.
Bir gece rüyamda annemi gördüm; yine bana bağırıyordu: “Senin yüzünden hasta oldum!” Ter içinde uyandım. Yanımda Murat yoktu; salonda televizyonun karşısında uyuyakalmıştı. Üzerine battaniye örterken içimden geçirdim: “Ben neyi yanlış yaptım?”
Günler geçtikçe yalnızlığım büyüdü. Annem aramıyordu artık ama onun sesi kafamda yankılanıyordu. Murat’la konuşmaya çalıştıkça duvar daha da kalınlaşıyordu.
Bir gün işten eve dönerken apartmanın girişinde komşu Ayşe Abla’yla karşılaştım.
— Kızım iyi misin? Yüzün solmuş.
— İyiyim abla, biraz yorgunum sadece.
— Bak Elif, kadın kadına konuşalım… Evlilik kolay değil ama kendini de kaybetme olur mu? Senin gözlerinde bir hüzün var.
O gece aynada kendime baktım; gözlerimdeki hüzün Ayşe Abla’nın dediği kadar belirgindi. Kendime sordum: “Ben kimim? Ne istiyorum?”
Bir sabah Murat’a kahvaltı hazırlarken pat diye sordum:
— Murat, neden evlendik biz?
Bir süre sustu, sonra gözlerini kaçırarak:
— Belki de yalnız kalmaktan korktuk…
O an ağlamaya başladım. Gözyaşlarımı saklamaya çalışırken Murat ilk kez elimi tuttu:
— Elif, ben de bilmiyorum nasıl mutlu olunur… Ama istersen birlikte öğrenebiliriz.
O günden sonra aramızda küçük adımlar atmaya başladık. Birlikte yürüyüşlere çıktık, eski Türk filmleri izledik, bazen tartıştık ama ilk kez birbirimizi duymaya başladık.
Ama içimde hâlâ annemin sesi vardı: “Senin yüzünden hasta oldum!”
Bir gün cesaretimi toplayıp annemi aradım.
— Anne… Ben iyi miyim bilmiyorum ama kendi yolumu bulmaya çalışıyorum.
Telefonun ucunda uzun bir sessizlik oldu. Sonra annem ağlamaklı bir sesle:
— Ben de seni özledim Elif…
O an anladım ki; bazen en büyük zehir sevgisizlik değil, sevgiyi yanlış şekilde vermekmiş.
Şimdi hâlâ yolun başındayım. Ne annemin gölgesinden tam kurtuldum ne de Murat’la gerçek bir yuva kurabildim. Ama ilk kez kendi sesimi duymaya başladım.
Sizce insan geçmişinin yaralarını tamamen sarabilir mi? Yoksa hep bir yerimiz eksik mi kalır? Yorumlarınızı bekliyorum…