Son Nefesimdeki Sessizlik: Bir Ailenin Dağılış Hikayesi

“Yeter artık anne! Boğuluyorum bu evde!” diye bağırdım, sesim apartmanın duvarlarında yankılandı. Annemin gözleri doldu, ama bana bakmadı. Elindeki bulaşık süngerini sıktı, köpükler parmaklarının arasından taştı. O an, mutfağın camından dışarıya bakarken, İstanbul’un gri sabahında içimdeki fırtınanın dışarıdaki yağmurdan daha şiddetli olduğunu hissettim.

Babam üç yıl önce Almanya’ya işçi olarak gitmişti. Başta her şey daha iyi olacak sandık. “Biraz sıkacağız dişimizi, sonra hep beraber gideceğiz,” demişti babam. Ama zaman geçti, mektuplar azaldı, para daha da azaldı. Annem her gün biraz daha içine kapandı, ben ise her gün biraz daha öfkelendim.

Kardeşim Zeynep, on yaşında, sessiz bir çocuktu. O sabah okula gitmek için hazırlanırken bana baktı, gözlerinde korku vardı. “Abla, gitme ne olur,” dedi fısıltıyla. Onun o ürkek sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Ama ben çoktan kararımı vermiştim.

Cebime annemin cüzdanından gizlice aldığım elli lirayı koydum. Kapıyı çarptım, annemin ağlamaklı sesini arkamda bırakıp sokağa çıktım. Hava soğuktu, nefesim buhar olup havaya karışıyordu. Otobüs durağına yürürken ellerim titriyordu; öfkeden mi, korkudan mı bilmiyorum.

Otobüse bindim, cam kenarına oturdum. İstanbul’un sabah trafiğinde insanlar birbirine çarpa çarpa ilerliyordu. Herkesin bir derdi vardı belli ki; ama kimse kimsenin derdini duymuyordu. Ben de kendi derdime gömüldüm.

Aklımda babamın Almanya’dan gönderdiği kartpostallar vardı: “Sevgili kızım Elif, burada hayat zor ama umut var.” O umut bize hiç gelmedi baba… Annem her gün biraz daha soldu, Zeynep’in gözleri karardı, ben ise içimde bir boşlukla büyüdüm.

Otobüs Eminönü’ne vardığında cebimdeki parayla bir simit aldım. Martılar simidimin peşinde uçuşurken ben Galata Köprüsü’nden denize baktım. “Acaba babam da şimdi böyle yalnız mı?” diye düşündüm.

Saatlerce köprüde oturdum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Eve dönmek istemiyordum ama nereye gideceğimi de… Bir ara telefonumu çıkardım, annemi aramak istedim ama vazgeçtim. O sırada yanımda oturan yaşlı bir adam bana baktı:

“Kızım, iyi misin?”

Gözlerim doldu ama ağlamadım. “İyiyim amca,” dedim kısık sesle.

Adam başını salladı. “Evden kaçan çocukların sonu iyi olmuyor,” dedi usulca. “Benim oğlum da bir gün böyle çıktı gitti, bir daha dönmedi.”

O an içimde bir şeyler kırıldı. Eve dönmek istedim ama gururum engel oldu. Annemin bana bakışını düşündüm; o yorgun, umutsuz bakışı…

Akşam olunca Eminönü’nde bir bankta oturdum. Üşüyordum. Yanımdan geçen insanlar bana bakıp hızla uzaklaşıyordu. Bir ara cebimdeki paraya baktım; sadece yirmi lira kalmıştı. Karnım acıkmıştı ama harcamaya kıyamadım.

O sırada telefonum çaldı: Zeynep arıyordu.

“Abla, neredesin? Annem ağlıyor… Ben çok korkuyorum. Ne olur eve gel…”

Zeynep’in sesiyle içimdeki buzlar eridi. Gözyaşlarımı tutamadım.

“Zeynep, ben… Ben eve gelemem şimdi,” dedim ama sesim titriyordu.

“Ne olur abla… Annem seni çok seviyor, sadece korkuyoruz… Babam yok ya… Her şey çok zor oldu…”

Telefonu kapattım. O an kendimi dünyanın en yalnız insanı hissettim.

Geceyi bankta geçirdim. Üşüdüm, korktum, ağladım. Sabah olduğunda eve dönmeye karar verdim. Yavaşça yürüdüm mahallemize doğru. Kapının önünde annem bekliyordu; gözleri şişmişti ağlamaktan.

Beni görünce koştu, sarıldı bana sıkıca.

“Kızım… Elif’im… Bir daha sakın gitme ne olur… Sensiz nefes alamıyorum…”

O an anladım ki annem de benim kadar yalnızmış bu hayatta. Babamın yokluğu sadece bizi değil, annemi de paramparça etmişti.

Eve girdik; Zeynep bana sarıldı, ağladı uzun uzun.

O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı ama birbirimize daha çok sarıldık. Annemle konuşmaya başladık; öfkemin altında yatan korkuları anlattım ona. O da bana kendi çaresizliğini anlattı.

Babam hâlâ Almanya’da; arada bir arıyor ama artık ona kızgın değilim. Çünkü biliyorum ki herkesin kendi savaşı var bu hayatta.

Şimdi bazen pencereden dışarı bakarken düşünüyorum: Acaba başka aileler de bizim gibi sessizce dağılırken birbirlerine tutunmayı başarabiliyor mu?

Siz hiç ailenizden kaçmak istediniz mi? Yalnızlıkla nasıl başa çıktınız?