Aşk Hesaba Dökülünce: On Yıllık Bir Evliliğin Sessiz Çığlığı

“Yine mi elektrik faturası?” Murat’ın sesi mutfakta yankılandı. Elindeki zarfı masaya öyle bir fırlattı ki, çay bardağım titredi. “Senin şu gereksiz ışık açma huyun yüzünden bu ay da kabarık gelmiş!”

O an içimde bir şeyler koptu. On yıl önce, nikah masasında bana gözlerinin içiyle gülümseyen adam gitmiş, yerine hesap kitap yapan, sevgiyi bile kuru bir borç gibi gören biri gelmişti. “Murat, ben de çalışıyorum. Evde iki kişi yaşıyoruz, faturalar ikimizin de sorumluluğu,” dedim, sesim titreyerek. Ama o duymadı bile. Gözleri cep telefonunda, bankacılık uygulamasında geziniyordu.

İlk yıllarımızda böyle değildik. O zamanlar paramız yoktu ama mutluluğumuz vardı. Akşamları birlikte yürüyüş yapar, simit alıp sahilde otururduk. Şimdi ise, akşamları ya televizyonun karşısında sessizce oturuyoruz ya da Murat’ın bitmek bilmeyen hesaplarına maruz kalıyorum.

Bir akşam annem aradı. “Kızım, iyi misin? Sesin hiç iyi gelmiyor.”

“İyiyim anne, biraz yorgunum sadece.”

Annem her zamanki gibi sezmişti. “Bak kızım, evlilikte para önemli ama her şey değil. Sakın kendini ezdirme.”

O gece Murat eve geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Yine mi dışarıdan yemek söyledin? Evde yemek yapmak bu kadar mı zor?” dedi.

İçimdeki sabır taşı çatladı. “Murat, ben de çalışıyorum! Akşam sekize kadar ofisteyim. Senin de elin ayağın tutuyor, bir yumurta kırsan ölür müsün?”

Bir anlık sessizlik oldu. Sonra Murat, “Benim işim daha stresli! Senin maaşın zaten evin masraflarına yetmiyor,” dedi.

O an gözlerim doldu. On yıl önce bana “Seninle bir kuru ekmeği paylaşırım” diyen adam şimdi maaşımı küçümsüyordu.

Ertesi gün iş yerinde dalgındım. Arkadaşım Elif fark etti. “Ne oldu Zeynep? Yine Murat’la mı tartıştınız?”

Başımı eğdim. “Elif, sence bir evlilikte para mı önemli yoksa sevgi mi?”

Elif derin bir nefes aldı. “Para olmadan olmuyor ama sadece para olunca da hayat çekilmiyor.”

O akşam eve dönerken markete uğradım. Sepetime bir paket makarna, biraz peynir koydum. Kasada kartım reddedildi. O an utançtan yerin dibine girdim. Eve yürürken gözyaşlarımı tutamadım.

Kapıyı açınca Murat salonda oturuyordu. “Ne oldu yine?” dedi umursamazca.

“Hiçbir şey,” dedim ve odama kapandım.

Gece yarısı Murat yanıma geldi. “Bak Zeynep, bu şekilde gitmez. Her ay eksiğe düşüyoruz. Sen de biraz daha tasarruflu olsan iyi olur.”

“Ben mi tasarruflu olmalıyım? Sen her hafta arkadaşlarınla kafeye gidiyorsun! Ben ise kendime bir çorap bile almaya utanıyorum!”

Murat sustu. İlk defa yüzüme uzun uzun baktı. “Sen de haklısın galiba,” dedi ama sesi inandırıcı gelmedi.

Bir hafta boyunca konuşmadık. Evde soğuk bir hava vardı. Annem aradı tekrar. “Kızım, istersen bir süre bize gel,” dedi.

O gece Murat’la oturup konuşmaya karar verdim. “Murat, böyle devam edemeyiz. Ya birbirimizi yeniden buluruz ya da yollarımızı ayırırız.”

Murat başını eğdi. “Biliyorum Zeynep… Ama korkuyorum. İşimi kaybedersem ne yaparız? Sana yetememekten korkuyorum.”

İlk defa gözlerinde o eski kırılganlığı gördüm. “Ben senden zenginlik istemedim ki Murat… Sadece yanında huzur istedim.”

Bir süre sessizce oturduk. Sonra Murat elimi tuttu. “Birlikte yeniden başlayabilir miyiz?”

Gözlerim doldu ama bu sefer umutla baktım ona. “Deneriz… Ama bu sefer sevgimizi hesaba katmadan.”

O günden sonra her şey bir anda düzelmedi tabii ki. Hâlâ tartışıyoruz, hâlâ bazen faturalar yüzünden kavga ediyoruz ama artık birbirimizi dinlemeye çalışıyoruz.

Bazen düşünüyorum: Acaba aşkı gerçekten kaybettik mi yoksa hayatın yükü altında ezilip unuttuk mu? Sizce bir evlilikte en önemli şey nedir: Sevgi mi, yoksa para mı?