Evlat Yurdundan Kovulmak: Bir Annenin Sessiz Çığlığı
“Anne, lütfen… Bu konuyu tekrar açma. Zaten yeterince zor bir gün geçirdik.”
Oğlum Emre’nin sesi, mutfakta yankılandı. Elimdeki çay tepsisini masaya bırakırken ellerim titriyordu. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yıllarca onun için didinmiş, her derdine koşmuş, en zor zamanlarında yanında olmuştum. Şimdi ise, kendi evinde fazlalık gibiydim.
Emre’nin eşi Zeynep, gözlerini kaçırarak tabakları topladı. Torunum Defne ise odasında sessizce ders çalışıyordu. Oysa ben bu eve umutla gelmiştim; “Birlikte daha huzurlu oluruz,” demişti Emre telefonda. Ama şimdi, her hareketimle onları rahatsız ettiğimi hissediyordum.
İstanbul’da yalnız yaşamak zorlaşınca oğlumun yanına taşınmaya karar vermiştim. Eşim vefat edeli üç yıl olmuştu, evin duvarları üstüme üstüme geliyordu. Emre’ye yük olmak istemezdim ama başka çarem yoktu. “Anneciğim, ne demek yük olmak? Sen bizim başımızın tacısın,” demişti ilk başta. Ama gerçekler öyle olmadı.
İlk haftalar güzeldi. Defne okuldan gelince bana sarılır, birlikte kek yapardık. Zeynep’le mutfakta sohbet eder, eski günlerden bahsederdik. Ama zamanla her şey değişti. Zeynep’in yüzünde sabırsız bir ifade belirdi; Emre işten yorgun dönünce bana ayıracak vakti kalmadı. Ben de elimden geldiğince sessiz olmaya çalıştım, kimseye yük olmamaya gayret ettim.
Bir akşam, Zeynep’le mutfakta karşı karşıya geldik. Bulaşıkları yıkarken bana dönüp, “Fatma Teyze, siz de kendinize bir uğraş bulsanız ya… Mesela komşularla kursa gitseniz? Evde sürekli olmak sizi de bizi de yoruyor,” dedi. Sesi nazikti ama gözleri buz gibiydi. O an anladım ki bu evde fazlaydım.
O gece uyuyamadım. Yatakta dönüp dururken kendi kendime sordum: “Ben nerede hata yaptım? Neden oğlumun evinde istenmeyen biri oldum?” Sabah olunca Emre’yle konuşmaya karar verdim.
Kahvaltı sofrasında herkes sessizdi. Cesaretimi toplayıp, “Emre, sizinle konuşmak istiyorum,” dedim. Göz göze geldik. “Oğlum, ben burada sizi rahatsız ediyorsam… Başka bir yere geçebilirim.”
Emre başını öne eğdi. Zeynep hemen araya girdi: “Yok Fatma Teyze, öyle şey olur mu?” Ama sesi inandırıcı değildi.
Emre derin bir nefes aldı: “Anne… Zeynep de ben de seni çok seviyoruz ama… Burası küçük bir ev. Hepimiz yoruluyoruz. Belki senin için daha iyi olur… Huzurevi gibi bir yer düşünsek?”
O an dünya başıma yıkıldı. Huzurevi mi? Ben mi? Yıllarca oğlum için saçımı süpürge etmişken şimdi bir köşeye mi atılacaktım? Gözlerim doldu ama ağlamadım. Sadece başımı salladım.
O gün akşamüstü Defne yanıma geldi. “Babaanne, sen gidince ben kimi anlatacağım okulda olanları?” dedi. Sarıldım ona sıkıca. “Ben hep buradayım yavrum,” dedim ama içimden bir ses yalan söylediğimi fısıldıyordu.
Ertesi sabah eşyalarımı topladım. Emre işteydi; Zeynep bana yardım etti ama göz göze gelmedik hiç. Kapıdan çıkarken Defne ağladı; ben ise gözyaşlarımı içime akıttım.
Bir süre kız kardeşim Ayşe’nin yanında kaldım. O da yaşlıydı; iki yaşlı bir arada birbirimize destek olmaya çalıştık ama hayat kolay değildi. Komşulara anlattığımda kimisi “Evlatlar böyle işte,” dedi, kimisi ise “Sen de gençlerin düzenini bozmuşsun,” diye beni suçladı.
Her gece yatağa yattığımda aynı soruyu sordum kendime: “Bir anne nerede hata yapar?” Oğlumun bana sırt çevirmesini hak edecek ne yapmıştım? Onu büyütürken kendi hayatımdan vazgeçmiştim; şimdi ise onun hayatında fazlalık olmuştum.
Bir gün Emre aradı: “Anne, iyi misin?” Sesi tedirgindi. “İyiyim oğlum,” dedim ama içimde fırtınalar kopuyordu. “Defne seni çok özledi,” dedi sonra. “Ben de onu özledim,” dedim kısık sesle.
Ayşe bana sarıldı: “Fatma, biz böyle büyütülmedik. Annemiz babamız ne zaman isterse yanımıza gelirdi; kimse onları kapının önüne koymazdı.” Haklıydı ama zaman değişmişti.
Bir gün mahalledeki caminin önünde otururken eski komşum Meryem Hanım yanıma geldi: “Fatma abla, oğlunla aran nasıl?” diye sordu. Gözlerim doldu yine; anlatmaya başladım. O da benzer şeyler yaşamıştı: “Bizim nesil yalnızlığa mahkûm edildi galiba,” dedi hüzünle.
Şimdi küçük bir evde tek başıma yaşıyorum. Her sabah pencereden dışarı bakıp geçen çocukları izliyorum; anneleriyle el ele yürüyenleri görünce içim burkuluyor. Emre bazen arıyor, Defne’yle görüntülü konuşuyoruz ama hiçbir şey eskisi gibi değil.
Kendi kendime soruyorum: Bir anne ne zaman fazlalık olur? Evlat sevgisi bu kadar mı çabuk tükenir? Yoksa biz mi çocuklarımızı yanlış sevdik?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir anneye evlatlık borcu nereye kadar gider? Yoksa zamanla her şey değişir mi?