Bir Notun Ardında Saklı Hayat: “Sözde İş Seyahati” ve Bir Ailenin Dağılışı

— Yarın iş seyahatim var, Emine. Çantamı hazırlar mısın?

Bu cümleyi söylerken sesimdeki yorgunluğu, gözlerimdeki kaçamak bakışları fark etti mi bilmiyorum. Mutfağın köşesinde, kızarttığı patateslerin yağı cızırdarken bana döndü. Kaşları çatılmıştı.

— Yine mi? Başka kimse yok mu bu şirkette? dedi, sesi titrek ve öfkeliydi.

Bir an sustum. O an, içimdeki suçluluk duygusu mideme yumruk gibi oturdu. Oysa her şey ne kadar sıradandı: Akşam eve geç gelmek, işten yorgun dönmek, çocukların ödevleriyle ilgilenmemek… Ama bu defa sıradan değildi. Çünkü cebimde, kimsenin bilmediği bir not vardı. O not, hayatımı ikiye bölecekti.

Emine’nin gözleriyle delip geçtiği o anı unutamıyorum. Çantamı hazırlarken odada sessizlik vardı. Oğlumuz Kerem, odasında bilgisayar başında oyun oynuyordu. Kızımız Elif ise mutfakta annesine yardım etmeye çalışıyordu. Ben ise salonda, televizyonun karşısında oturmuş gibi yapıyordum; aslında aklımda sadece o not vardı.

Notu sabah şirkette bulmuştum. “Akşam 8’de aynı yerde. Seni bekliyorum. — Sema” yazıyordu. Sema… Şirkette yeni başlayan, gözleriyle konuşan, kahkahasıyla ofisi aydınlatan kadın. Başta sadece iş arkadaşıydık. Sonra kahveler uzadı, sohbetler derinleşti. Bir gün bana, “Hayat bazen insanı yanlış yerde doğru hissettirir,” demişti. O an anlamamıştım ama şimdi her şey çok açıktı.

İş seyahati bahanesiyle evden çıkmak kolaydı ama vicdanımdan kaçmak imkânsızdı. Ertesi sabah Emine bana bakmadan kahvaltı hazırladı. Kerem yine geç kaldı okula; Elif ise sessizce çantasını topladı. Ben ise kapının önünde ayakkabımı giyerken Emine’nin elini omzumda hissettim.

— Nereye kadar böyle gidecek, Yusuf? dedi fısıltıyla.

Cevap veremedim. Kapıyı çekip çıktım.

Otobüsle Ankara’ya doğru giderken camdan dışarı bakıyordum. Sema ile buluşacağım otelin adresi cebimdeydi. Kalbim hızla çarpıyordu; heyecan mıydı, korku mu? Bilmiyorum. Otelde Sema’yı görünce her şey bir anda gerçek oldu.

— Geldin mi? dedi gülümseyerek.

— Evet… dedim kısık sesle.

O gece konuşmalarımızda hayatlarımızın ne kadar boş olduğunu anlattık birbirimize. Sema da mutsuzdu evliliğinde; ben de Emine ile yıllardır aynı evde yabancı gibiydim. Ama yine de içimde bir boşluk vardı. Sabah olduğunda Sema’nın yanında uyanmak bana huzur değil, daha büyük bir suçluluk verdi.

Eve döndüğümde Emine kapıda bekliyordu. Gözleri şişmişti; belli ki ağlamıştı.

— Yusuf… dedi sadece.

O an her şey ortaya döküldü. Emine cebimden çıkan notu bulmuştu; Elif odasında sessizce ağlıyordu; Kerem ise bana bakmadan odasına kapandı.

— Neden? diye sordu Emine. — Biz nerede hata yaptık?

Cevap veremedim yine. Çünkü hata bendeydi; çünkü korkaktım; çünkü konuşmak yerine kaçmayı seçmiştim.

O gece evde kimse konuşmadı. Yemek masasında tabaklar dolu kaldı; televizyon sessizdi; evin duvarları bile bize küsmüştü sanki.

Ertesi gün Emine annesinin evine gitti çocuklarla birlikte. Ev bomboş kaldı. Sessizlikte yankılanan tek şey kendi vicdanımdı.

Günler geçti, haftalar… Her sabah kahvaltımı yalnız yapıyor, akşamları boş eve dönüyordum. Sema ile de görüşmeyi kestim; çünkü anladım ki gerçek mutluluk başkasında değil, insanın kendi evinde, ailesindeymiş.

Bir gün Emine’ye mesaj attım: “Konuşabilir miyiz?”

Uzun süre cevap gelmedi. Sonra bir akşam kapı çaldı. Emine ve çocuklar kapıdaydı. Elif gözlerime bakmadan içeri girdi; Kerem ise ayakkabılarını çıkarırken bana sırtını döndü.

Emine salona geçti, ben de peşinden gittim.

— Yusuf, dedi sessizce, — Her şeyi biliyorum artık. Ama çocuklar için… belki bir şans daha…

Gözlerim doldu o an. Dizlerimin bağı çözüldü sanki.

— Affedebilir misin beni? dedim titreyen bir sesle.

Uzun süre sustu Emine. Sonra başını salladı.

— Zaman gösterecek…

O günden sonra her şey eski haline dönmedi elbette. Güven kırılmıştı bir kere; çocukların gözlerinde hep bir mesafe vardı bana karşı. Ama ben her gün yeniden çabaladım; sabahları kahvaltı hazırladım, akşamları çocukların ödevlerine yardım ettim, Emine’ye küçük sürprizler yaptım.

Aylar sonra bir akşam Elif yanıma geldi ve sordu:

— Baba, insanlar neden hata yapar?

Gözlerim doldu yine.

— Bazen kalbimizle aklımız kavga eder kızım… dedim sadece.

Şimdi düşünüyorum da… Bir notla başlayan bu fırtına hayatımızı altüst etti ama belki de yeniden başlamamız için bir fırsattı bu. Peki siz olsaydınız affeder miydiniz? Yoksa her ihanetin bedeli ayrılık mıdır?