Kırık Bir Yuvada İki Nesil: Annem ve Babamla Aynı Çatının Altında
“Elif, babanla ben artık burada yapamıyoruz. İstanbul çok pahalı oldu, emekli maaşı yetmiyor. Sizin yanınıza taşınsak diyoruz.” Annemin sesi telefonda titriyordu. O an, içimde bir şeyler koptu. Ellerim titredi, gözlerim doldu. Kendi evimde, kendi hayatımda huzur bulmaya çalışırken, şimdi annemle babamı da bu denkleme katmam isteniyordu.
Ben Elif Yıldız, 42 yaşındayım. On beş yıl önce, eşim Murat’la birlikte Ankara’dan İzmir’e taşındık; daha iyi bir hayat kurmak, çocuklarımız Defne ve Baran’a daha güzel bir gelecek sunmak için. O zamanlar gençtik, umutluyduk. Şimdi ise, kendi düzenimizi zar zor kurmuşken, annemle babamın bizimle yaşama fikriyle sarsılıyorum.
Telefonu kapattıktan sonra Murat’a döndüm. “Ailem bizimle yaşamak istiyor,” dedim. Murat bir an sustu, sonra başını öne eğdi. “Elif, senin kararın. Ama biliyorsun, evimiz küçük. Çocukların odası yok olur, senin çalışma odan da…”
Gözlerimden yaşlar süzüldü. Annemle babamı çok seviyordum ama yıllardır kendi ayaklarım üzerinde durmak için çabaladım. Onların gölgesinde büyüdüm; annem her şeye karışır, babam ise sessizce her şeyi kabul ederdi. Şimdi yine onların gölgesine girmekten korkuyordum.
O gece uyuyamadım. Geçmişteki anılarım gözümün önünden geçti: Annemin sürekli “Kızım, öyle yapma!” deyişleri, babamın sessiz bakışları… Üniversiteyi kazanıp Ankara’ya gittiğimde bile annem haftada üç kez arar, ne yediğimi sorardı. Evlendiğimde ise “Murat iyi biri mi gerçekten?” diye defalarca sormuştu.
Sabah olunca Defne ve Baran kahvaltıya indiler. Defne hemen sordu: “Anne, neden üzgünsün?” O an karar verdim; çocuklarıma dürüst olacaktım.
“Anneannenle deden bizimle yaşamak istiyor,” dedim. Baran’ın yüzü asıldı. “Ama odam ne olacak?” Defne ise “Onlarla yaşamak zorunda mıyız?” dedi.
İşte tam da buydu korkum: Kendi çocuklarımın huzurunu bozmak istemiyordum. Ama ya annemle babam? Onlar da benim ailem değil miydi?
O gün iş yerinde aklım hep evdeydi. Arkadaşım Zeynep’e anlattım durumu. “Elif,” dedi, “Türkiye’de herkes böyle yaşıyor zaten. Sen de biraz fedakârlık et.” Ama ben fedakârlık etmekten yorulmuştum. Hep başkalarının mutluluğu için kendi isteklerimi ertelemiştim.
Akşam eve döndüğümde Murat bana sarıldı. “Ne yapacaksın?” diye sordu. “Bilmiyorum,” dedim. “Onları reddedersem vicdan azabı çekerim; kabul edersem kendi ailem dağılır.”
O gece annemi aradım. “Anne,” dedim, “Burada hayat kolay değil. Evimiz küçük, çocukların okulu var, Murat’ın işi yoğun… Belki başka bir çözüm bulabiliriz.”
Annemin sesi kırıldı: “Kızım, biz sana yük olmak istemeyiz ama başka çaremiz yok.”
O an içimde bir öfke patladı: “Anne, ben de yıllardır tek başıma mücadele ediyorum! Hep sizden onay almak zorunda hissettim kendimi! Şimdi de kendi ailemi düşünmek istiyorum!”
Telefonun ucunda sessizlik oldu. Sonra babam aldı telefonu: “Elif, annen üzülmesin diye sustum hep. Ama senin de haklı olduğunu biliyorum.”
Gözyaşlarımı tutamadım. O gece sabaha kadar düşündüm: Türkiye’de yetişkin çocukların kendi hayatlarını kurmasına neden izin verilmiyor? Neden hep ebeveynlerin yükü çocuklara kalıyor? Neden anneler kızlarının hayatına bu kadar müdahale ediyor?
Bir hafta boyunca ailemle konuşmadım. Evde gerginlik arttı; Murat sessizleşti, çocuklar huzursuz oldu. Sonunda annem aradı: “Kızım, komşumuzun kızı yurtdışında yaşıyor; onlara taşınacakmışız gibi hissettik kendimizi… Biz de başka bir yol bulmaya çalışacağız.”
İçimde hem bir rahatlama hem de büyük bir suçluluk hissettim. Annemle babama yardım edemedim diye kendimi kötü hissettim ama aynı zamanda kendi ailemin huzurunu koruduğum için de rahatladım.
Bir akşam Murat’la balkonda otururken sordum: “Biz yaşlanınca çocuklarımız bize bakmak zorunda mı kalacak?” Murat uzun uzun düşündü: “Belki de onları özgür bırakmalıyız Elif… Bizim yaşadığımız baskıyı onlara yaşatmamalıyız.”
Şimdi hâlâ içimde bir boşluk var; ne anneme ne de kendime tam anlamıyla yetebildim. Ama şunu biliyorum: Kendi hayatımı kurmak için verdiğim mücadele değerliydi.
Peki sizce ben bencil miyim? Yoksa kendi ailemin huzurunu korumak istemek hakkım mıydı? Siz olsanız ne yapardınız?