Bir Akşam Yemeğinde Kırılan Hayaller: Bir Dostluğun Sonu
“Bunu bana nasıl yaparsın Zeynep?” diye bağırdım, sesim restoranın kalabalığında yankılandı. Çatal bıçak sesleri bir anlığına durdu, herkes bize döndü. Gözlerim dolmuştu, ama ağlamamaya çalışıyordum. Zeynep ise karşımdaki sandalyede oturmuş, ellerini çaresizce masanın üstünde gezdiriyordu. “Elif, lütfen… Sadece dinle beni,” dedi titrek bir sesle. Ama ben dinlemek istemiyordum. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim her şey, o yaz akşamında, Kadıköy’deki o küçük restoranda patladı.
O günün sabahı her şey çok sıradandı. Annem yine mutfakta kahvaltı hazırlarken, “Elif, bak kızım, bu akşam geç kalma. Yarın babanla önemli bir konuşmamız var,” dedi. Babamın o ciddi bakışlarını düşündüm; yine evlilikten, iş bulmaktan bahsedecekti. 27 yaşındaydım ve hâlâ ailemin beklentileriyle boğuşuyordum. Ama o akşam Zeynep’le buluşacaktım; çocukluğumdan beri bana nefes aldıran tek insandı.
Zeynep’le buluştuğumuzda, her zamanki gibi sarıldık. “Hadi Elif, bu akşam macera arayalım!” dedi gözleri parlayarak. Birlikte yeni açılan bir restorana gittik. Masamıza oturduk, menüyü karıştırırken Zeynep’in telefonu çaldı. Birden yüzü asıldı. “Alo? Evet… Tamam, birazdan konuşuruz,” dedi ve telefonu kapattı. “Kimdi?” diye sordum. “Hiç… İşten aradılar,” dedi ama gözleri başka bir şey söylüyordu.
Siparişlerimizi verdik, sohbet etmeye başladık. Ama Zeynep’in aklı başka yerdeydi. “Bir şey mi var?” dedim. “Yok canım, sadece biraz yorgunum,” diye geçiştirdi. Ama ben onu tanırdım; bir şey saklıyordu.
Yemekler geldiğinde, konu dönüp dolaşıp aileme geldi. “Annem yine evlilikten bahsetti bugün,” dedim. Zeynep gülümsedi: “Senin annen bırakmaz peşini.” Sonra birden ciddileşti: “Elif… Sana bir şey söylemem lazım.”
O an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. “Ne oldu?” dedim endişeyle. Zeynep derin bir nefes aldı: “Geçen hafta Emre’yle karşılaştım.” Emre… Üniversiteden beri platonik olarak sevdiğim ama asla açılamadığım çocuk. Zeynep bunu biliyordu.
“Ve?” dedim, sesim titriyordu.
“Birlikte kahve içtik… Sonra birkaç kez daha buluştuk.”
O an dünya başıma yıkıldı. “Bunu bana nasıl yaparsın Zeynep?” diye bağırdım işte o anda. Restorandaki herkes bize bakıyordu ama umurumda değildi.
Zeynep’in gözleri doldu: “Elif, yemin ederim sana söyleyecektim ama korktum! Senin ne kadar sevdiğini biliyorum ama… O da bana karşı boş değilmiş.”
O an içimde yıllardır bastırdığım yalnızlık duygusu, ailemin üzerimdeki baskısı ve şimdi de en yakın arkadaşımın bana ihanet etmesiyle birleşip dev bir fırtınaya dönüştü.
Masadan kalkıp dışarı çıktım. Zeynep arkamdan geldi: “Elif lütfen! Beni dinle!”
Kaldırımda durdum, gözyaşlarımı silmeye çalıştım. “Sen benim tek dostumsun Zeynep! Herkes bana ‘hayatını düzene sok’ derken sen yanımdaydın… Şimdi sen de mi?”
Zeynep ağlıyordu: “Bunu isteyerek yapmadım! Sadece… Her şey çok hızlı gelişti.”
O gece eve döndüğümde annem kapıda bekliyordu: “Ne oldu kızım? Yüzün bembeyaz.”
“Bir şey yok anne,” dedim ve odama kapandım.
Sabaha kadar uyuyamadım. Annem ve babamın sabah kahvaltısında yine evlilikten bahsetmeleriyle iyice daraldım. Babam: “Bak Elif, yaşın geçiyor. Artık ciddi düşünmelisin,” dedi. Annem ise: “Zeynep gibi iyi bir arkadaşın var, ona danış istersen,” dedi bilmeden.
O gün işe gitmedim. Tüm günümü odada geçirdim; Zeynep’in mesajlarını okumadan sildim. İçimde hem ona hem kendime öfkeliydim. Neden hep başkalarının mutluluğu için kendi duygularımı bastırmak zorundaydım? Neden ailemin istediği gibi biri olamıyordum?
Bir hafta boyunca Zeynep’ten kaçtım. Sonunda o dayanamadı; kapıma geldi. “Elif, lütfen konuşalım,” dedi gözyaşları içinde.
Onu içeri aldım. Sessizce oturduk. O konuşmaya başladı: “Sana yalan söylediğim için özür dilerim. Ama Emre’yle ilgili hislerimi de inkâr edemem.”
“Peki ya benim hislerim?” dedim sessizce.
“Senin için üzgünüm Elif… Ama hayat bazen böyle acımasız.”
O an anladım ki; bazen en yakınlarımız bile bizi en derinden yaralayabiliyor. Ve bazen ailemizden kaçarken, dostlarımızdan da darbe yiyebiliyoruz.
Zeynep’le aramızdaki dostluk o gün bitti. Emre’yle birlikte olmalarını kabullenmek zorunda kaldım ama içimdeki boşluk hiç dolmadı.
Şimdi aradan aylar geçti; ailem hâlâ evlilik baskısı yapıyor, Zeynep’le yollarımız tamamen ayrıldı ve ben hâlâ kendimi bulmaya çalışıyorum.
Bazen düşünüyorum: Hayatta gerçekten kime güvenebiliriz? Ailemiz mi daha çok üzer bizi yoksa dostlarımız mı? Siz hiç en yakınınız tarafından ihanete uğradınız mı?