Kaybolan Sevda: Bir Akşamın Sessizliği

“Neden bu kadar sessizsin Zeynep?” dedim, mutfağın loş ışığında, akşam yemeğimi ısıtırken. O ise gözlerini yere indirdi, dudakları titredi. “Yine geç kaldın,” dedi kısık bir sesle. “Bankada işler uzadı, biliyorsun. Müdür yeni hedefler koydu, yetişmek zorundayım,” dedim, ama sesimdeki yorgunluğu gizleyemedim. O an fark ettim; bu evde sadece ben değil, Zeynep de tükeniyordu.

Yirmi yıl önce, üniversitenin bahçesinde tanışmıştık. O zamanlar her şey çok kolaydı; hayallerimiz vardı, umutlarımız vardı. Şimdi ise her şey sanki ağır bir yük olmuştu. Masanın diğer ucunda oturan Zeynep’e bakarken içimde bir sızı hissettim. O eski neşeli kadın gitmiş, yerine sessiz, içine kapanık biri gelmişti.

“Ali uyudu mu?” diye sordum. “Evet,” dedi kısa bir şekilde. Oğlumuz Ali, bu yıl liseye başlamıştı ve son zamanlarda onun da yüzü gülmüyordu. Evdeki gerginlik ona da yansımıştı. Birkaç hafta önce okuldan aramışlardı; Ali’nin dersleri düşmüş, öğretmenleri ilgisizliğinden şikâyetçiydi. Oysa ben onun için çalışıyordum, daha iyi bir hayatı olsun diye… Ama galiba yanlış yapıyordum.

Zeynep tabağı önüme koyduktan sonra sessizce salona geçti. Arkasından bakarken içimde bir öfke ve çaresizlik karışımı bir duygu yükseldi. “Neden konuşmuyoruz artık?” diye düşündüm. Bir zamanlar saatlerce sohbet ederdik, şimdi ise aynı evde iki yabancı gibiydik.

Bir gece yarısı, uykum kaçınca mutfağa su içmeye indim. Zeynep’in ışığı hâlâ yanıyordu. Kapı aralığından baktım; elinde eski bir fotoğraf albümü vardı. Sessizce ağlıyordu. İçim parçalandı ama yanına gidemedim. Sanki aramızda görünmez bir duvar vardı.

Ertesi sabah kahvaltıda Ali, “Baba, hafta sonu futbol maçı var. Gelir misin?” dedi utangaçça. Zeynep hemen lafa girdi: “Babanın işi var oğlum.” O an Ali’nin gözlerindeki umudu gördüm ve içim ezildi. “Hayır,” dedim kararlı bir şekilde, “Geleceğim.”

O hafta sonu maça gittik ama Ali’nin arkadaşlarının babalarıyla olan ilişkisini görünce kendimi daha da kötü hissettim. Onlar gülüyor, şakalaşıyorlardı; ben ise oğlumla ne konuşacağımı bilemiyordum. Eve dönerken Ali sessizce, “Baba, annemle neden kavga ediyorsunuz?” diye sordu. Ne cevap vereceğimi bilemedim.

Bir akşam eve döndüğümde Zeynep’in telefonu çaldı. Ekranda “Ayşe” yazıyordu ama konuşmasından bir gariplik sezdim. Telefonu kapattıktan sonra yüzü bembeyazdı. “Bir şey mi oldu?” dedim. “Yok,” dedi ve hızla odadan çıktı. O an içimde bir şüphe doğdu ama kendime kızdım; Zeynep bana asla ihanet etmezdi… değil mi?

Geceleri uykusuzluklarım arttı. İş yerinde de performansım düşmeye başladı. Müdürüm Murat Bey beni odasına çağırdı: “Emre, son zamanlarda dalgınsın. Bir sorun mu var?” dedi. “Evde biraz sıkıntılar var,” dedim utangaçça. “Bak oğlum,” dedi Murat Bey, “Aile her şeyden önce gelir. Parayı kazanırsın ama kaybolan zamanı geri getiremezsin.”

O gün eve erken gitmeye karar verdim. Kapıyı açtığımda Zeynep’in salonda biriyle konuştuğunu duydum. Kapı aralığından baktım; karşısında çocukluk arkadaşı Selma vardı. Gözyaşları içinde ona dert yanıyordu: “Emre artık beni görmüyor Selma… Sanki yokum bu evde.” Selma ona sarıldı: “Konuşmalısınız Zeynep, yoksa bu evlilik bitecek.”

O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır Zeynep’in yanında olduğumu sanmıştım ama aslında onu yalnız bırakmıştım. O gece yatağa uzandığımda gözlerimden yaşlar süzüldü; ilk defa bu kadar çaresiz hissettim.

Ertesi gün cesaretimi topladım ve Zeynep’le konuşmak istedim. “Zeynep,” dedim titrek bir sesle, “Biz ne olduk böyle?” O ise gözlerini kaçırdı: “Bilmiyorum Emre… Çok yoruldum.”

“Birlikte mücadele etmedik mi? Her şeyi beraber atlatmadık mı?” dedim çaresizce.

“Sen hep çalıştın Emre… Ben ise burada tek başıma savaştım. Ali’yle ilgilendim, evle ilgilendim… Ama sen yoktun,” dedi gözyaşları içinde.

O an anladım ki; para kazanmak için verdiğim mücadelede ailemi kaybetmek üzereydim.

Bir hafta sonra Zeynep annesinin yanına gitmek istediğini söyledi. “Biraz düşünmem lazım,” dedi kısık sesle.

Ev bomboş kaldı o günlerde. Ali de annesiyle gitmişti. Her köşe başında onların sesini aradım durdum.

Bir akşam kapı çaldı; Zeynep geri dönmüştü ama gözlerinde hâlâ hüzün vardı.

“Emre,” dedi sessizce, “Bu böyle devam edemez… Ya birbirimizi yeniden bulacağız ya da yollarımız ayrılacak.”

O gece sabaha kadar düşündüm; hayatım boyunca ilk defa gerçekten ne istediğimi sorguladım.

Şimdi size soruyorum: Sevgi gerçekten zamanla tükenir mi? Yoksa biz mi onu kaybetmemek için yeterince mücadele etmiyoruz?