Kocamın Cüzdanı ve Benim Altın Kafesim: Soğuk Bir Evlilikte Özgürlüğe Yolculuğum
“Yine mi markete bu kadar para harcadın, Zeynep?” Murat’ın sesi mutfakta yankılandı. Elimdeki poşetleri tezgâha bırakırken içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. O an, on iki yıllık evliliğimizin her gününde hissettiğim o görünmez zincirler bir kez daha boynuma dolandı. “İki çocuk var, Murat. Her şey pahalılaştı, sen de biliyorsun,” dedim, sesim titreyerek. Ama biliyordum ki, ne söylesem boşunaydı.
Murat’ın cüzdanı bizim evin gerçek patronuydu. O cüzdan açılmadan hiçbir şey alınmaz, hiçbir yere gidilmezdi. Ben ise, üniversitede okuduğum yıllardaki o özgür Zeynep’ten eser kalmamış, Murat’ın gölgesinde, onun istediği gibi bir eş ve anne olmaya çalışırken kendimi kaybetmiştim. Annem hep “Kocanla iyi geçin, yuvanı koru,” derdi. Ama kimse bana kendi yuvamda bu kadar yalnız kalacağımı söylememişti.
Bir gün, kızım Elif okuldan ağlayarak geldi. “Anne, arkadaşlarımın anneleri çalışıyormuş, sen neden çalışmıyorsun?” dedi. Gözlerim doldu. O an anladım ki, sadece kendimi değil, çocuklarımı da bu altın kafese hapsetmiştim. Murat’a iş bulmak istediğimi söylediğimde yüzü asıldı. “Evde çocuklara kim bakacak? Benim param yetmiyor mu?” dedi. Cevap veremedim. Çünkü onun parası yetiyordu ama benim ruhum yetmiyordu.
Bir gece, Murat işten geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Yine mi makarna? Hiç mi farklı bir şey yapamazsın?” diye bağırdı. O an içimde bir şey koptu. “Ben de yoruluyorum Murat! Sadece sen çalışmıyorsun bu evde!” dedim ilk defa sesimi yükselterek. Çocuklar korkuyla odalarına kaçtı. Murat bana öyle bir baktı ki, sanki ben suçluymuşum gibi hissettim.
O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken içimdeki boşluğu düşündüm. Ben kimdim? Sadece Murat’ın karısı, Elif ve Efe’nin annesi miydim? Kendi hayallerim ne olmuştu? Üniversitede psikolog olmak isterdim. Şimdi ise başkalarının duygularını anlamaya çalışmak yerine kendi duygularımı bastırıyordum.
Bir sabah, annem aradı. Sesimi duyunca hemen anladı bir şeylerin yolunda gitmediğini. “Kızım, iyi misin?” dedi. Dayanamadım, ağlamaya başladım. “Anne, ben çok yalnızım,” dedim. Annem sustu bir süre, sonra “Senin mutluluğun önemli Zeynep. Çocukların da sen mutlu olunca mutlu olur,” dedi. O an içimde bir umut ışığı yandı.
Bir hafta sonra eski arkadaşım Derya ile buluştum. Derya yıllardır çalışıyordu ve kendi ayakları üzerinde duruyordu. Ona içimi döktüm. “Zeynep, senin gibi birçok kadın var,” dedi. “Ama çoğu korkudan adım atamıyor.” Derya’nın sözleri kulağımda çınladı: “Kendi hayatını yaşamak için illa birinin iznine ihtiyacın yok.”
O akşam Murat’a tekrar iş bulmak istediğimi söyledim. Bu sefer daha kararlıydım. “Ben de insanım Murat! Kendi paramı kazanmak istiyorum,” dedim. Murat öfkeyle masadan kalktı. “Bu evde benim sözüm geçer!” diye bağırdı. O an çocuklar ağlamaya başladı. Kalbim parçalandı.
Geceleri uyuyamaz oldum. Kafamda binbir düşünce… Boşanmak mı? Çocuklar ne olur? Toplum ne der? Ama ya ben? Ben ne olacağım? Bir sabah aynada kendime baktım; gözlerimdeki ışık sönmüş, yüzümde yılların yorgunluğu… O an karar verdim: Yaşamak için önce kendimi sevmeliydim.
Bir gün cesaretimi topladım ve belediyenin kadın danışma merkezine gittim. Orada benim gibi birçok kadın vardı; hepsi farklı hikâyeler ama aynı acı… Danışman bana “Ekonomik şiddet de şiddettir,” dediğinde gözlerim doldu. Yıllardır yaşadığım şeyin adı vardı: Ekonomik şiddet.
Murat’a danışma merkezine gittiğimi söylediğimde deliye döndü. “Beni rezil mi edeceksin?” diye bağırdı. Ama bu sefer korkmadım. “Kendimi kurtarmak istiyorum,” dedim sessizce ama kararlı bir şekilde.
O günden sonra küçük adımlar atmaya başladım. Belediyenin açtığı kurslara yazıldım, yeni arkadaşlar edindim, ufak tefek işler yapmaya başladım. Her kazandığım kuruşta biraz daha özgürleştiğimi hissettim.
Murat değişmedi; hâlâ kontrolcüydü, hâlâ sevgisizdi… Ama ben değişiyordum. Çocuklarım da değişti; Elif daha mutlu, Efe daha huzurlu oldu. Çünkü ben güçlendikçe onlar da güçleniyordu.
Şimdi bir yol ayrımındayım: Ya bu altın kafeste yaşamaya devam edeceğim ya da kendi kanatlarımı açıp uçacağım…
Peki siz olsanız ne yapardınız? Bir kadının kendi hayatını seçmesi bencillik mi yoksa cesaret mi?