Kocam Geçen Yaz Eski Eşiyle Tatile Gitti: “Anla, Onunla İletişimi Koparamam”
“Yine mi onunla konuşuyorsun Engin?” diye bağırdım, sesim mutfakta yankılandı. Elindeki telefonu yavaşça masaya bıraktı, gözlerini kaçırdı. “Zeynep, lütfen… Sadece çocuklar için konuşuyorum. Anla beni.”
Ama çocukları yoktu. Engin’in eski eşiyle ortak bir çocuğu olmamıştı. O an içimde bir şeyler koptu. Yıllardır süren evliliğimizde ilk defa kendimi bu kadar çaresiz hissettim. O yaz, her şeyin değiştiği yaz oldu.
Engin’le evliliğimizin başında her şey çok güzeldi. İstanbul’da küçük ama sıcak bir evimiz vardı. Ben öğretmenlik yapıyor, Engin ise bir inşaat firmasında çalışıyordu. Hayatımız sıradan ama huzurluydu. Ta ki geçen yaz Engin’in eski eşi Melis’in hayatımıza tekrar girmesine kadar.
Bir akşam eve geldiğinde yüzünde garip bir gülümseme vardı. “Zeynep, Melis aradı. Biraz sıkıntılıymış, yardım etmemi istedi,” dedi. Önce önemsemedim. Sonuçta geçmişte kalmış bir ilişkiydi, değil mi? Ama Melis’in aramaları sıklaştı, Engin’in telefonu sürekli sessizdeydi. Bir gün işten erken döndüm ve Engin’i balkonda Melis’le konuşurken yakaladım.
“Bunu neden bana anlatmıyorsun?” dedim. “Ne saklıyorsun?”
Engin başını öne eğdi. “Sana yük olmak istemedim. Melis’in psikolojisi bozuk, yanında kimse yokmuş.”
O an ona inanmak istedim. Ama içimde bir huzursuzluk büyüyordu.
Haziran ayının ortasında Engin işten izin aldı. “Biraz kafa dinlemem lazım,” dedi. Ben de ona hak verdim; son zamanlarda çok stresliydi. Ama üç gün sonra sosyal medyada Melis’in paylaştığı bir fotoğrafı gördüm: Engin’le birlikte, Bodrum’da bir kafede oturuyorlardı.
Dünya başıma yıkıldı. Ellerim titreyerek Engin’i aradım. Açmadı. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Annemi aradım, ağladım. “Kızım, kocana sahip çık,” dedi annem. “Erkek milleti böyledir.”
Ama ben sahip çıkmak istemiyordum; güvenmek istiyordum.
Engin üç gün sonra eve döndü. Kapıdan girer girmez gözlerimin içine bakamadı.
“Bana yalan söyledin,” dedim sessizce.
“Zeynep, bak… Anlatabilirim,” dedi titrek bir sesle.
“Anlat o zaman! Neden eski eşinle tatile gittin?”
“Tatilde değildik! Sadece ona destek olmam gerekiyordu. Çok kötü durumdaydı.”
“Beni aptal mı sanıyorsun? Fotoğraflarınızı gördüm!”
O an Engin’in gözleri doldu. “Zeynep, yemin ederim sana ihanet etmedim. Ama Melis’e sırtımı dönemem. Onunla yıllar geçirdim, bana güveniyor.”
İşte o an, hayatımda ilk defa kendimi ikinci planda hissettim.
Günlerce konuşmadık. Evde soğuk bir hava vardı. Annem arayıp durdu; “Boşanmayı mı düşünüyorsun?” diye sordu bir gün.
Bilmiyordum…
Bir akşam işten eve dönerken en yakın arkadaşım Elif’le buluştum. Ona her şeyi anlattım.
“Zeynep, sen ne istiyorsun?” dedi Elif. “Affedebilir misin? Yoksa gururun mu ağır basıyor?”
Ağladım… Çünkü bilmiyordum.
Bir hafta sonra Engin’le oturup konuşmaya karar verdim.
“Bak Engin,” dedim, “Bu şekilde devam edemem. Ya ben ya Melis.”
Engin başını iki elinin arasına aldı.
“Zeynep, seni seviyorum ama Melis’e de sırtımı dönemem. Onun başka kimsesi yok.”
“Ben de yalnızım Engin! Benim de kimsem yok! Sen benim ailemsin!”
O gece sabaha kadar tartıştık. Sonunda Engin koltuğa uzandı, ben de yatağa geçtim. Uyuyamadım… İçimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı.
Ertesi gün annem aradı; “Kızım, erkekler bazen böyle şeyler yapar ama yuvanı yıkma,” dedi.
Ama ben yuvamı korumak için kendi değerimi hiçe sayamazdım.
Bir hafta boyunca Engin’le neredeyse hiç konuşmadık. Evde iki yabancı gibiydik.
Bir akşam işten dönerken apartmanın önünde Melis’i gördüm. Göz göze geldik.
“Zeynep Hanım, lütfen yanlış anlamayın,” dedi Melis titrek bir sesle. “Ben Engin’i geri istemiyorum… Sadece çok zor zamanlar geçiriyorum.”
O an ona acıdım ama aynı zamanda öfkelendim.
“Beni anlamanızı beklemeyin,” dedim ve apartmana girdim.
O gece Engin’le son kez konuştuk.
“Zeynep, seni kaybetmek istemiyorum,” dedi gözleri dolu dolu.
“Ama beni zaten kaybettin Engin… Çünkü bana güven vermedin.”
O gece valizimi topladım ve annemin evine gittim.
Aylar geçti… Engin defalarca aradı, mesaj attı ama dönmedim. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim; yeniden öğretmenliğe başladım, yeni arkadaşlar edindim.
Şimdi geriye dönüp baktığımda hâlâ içimde bir sızı var ama biliyorum ki kendi değerimi korumak zorundaydım.
Peki siz olsaydınız ne yapardınız? Bir insanı sevmek, kendinizden vazgeçmek anlamına mı gelir? Yoksa bazen gitmek mi gerekir?