Bir Yabancının Evi: Ailemi Seçemedim
“Yeter artık! Lütfen, susun!” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken. Annemle babamın sesi, salonun duvarlarında yankılanıyordu. Annem, ellerini başına götürmüş, titreyen sesiyle bağırıyordu: “Bizi nasıl bırakırsın, Kemal? Nasıl başka bir kadının çocuklarına baba olursun?” Babam, gözlerini kaçırarak, “Onlar da benim ailem artık, Zeynep. Anla artık!” dedi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. On dört yaşındaydım ve o gece çocukluğumun bittiği gece oldu.
Babamın başka bir kadına âşık olduğunu öğrendiğimizde, her şey bir anda altüst oldu. Annem günlerce ağladı, ablam Elif odasından çıkmadı. Ben ise ne hissedeceğimi bilemedim. Okulda arkadaşlarımın babalarıyla futbol oynadığını görürdüm; ben ise eve geldiğimde annemin sessizliğine ve ablamın öfkesine gömülürdüm. Babamın evi terk ettiği gün, kapının önünde ayakkabısını giyerken bana dönüp, “Seni her zaman seveceğim, oğlum,” dedi. Ama o cümle, içimi rahatlatmak yerine daha çok acıttı.
Babamın yeni hayatı başlamıştı. Birkaç hafta sonra onunla görüşmek için buluştuğumuzda yanında bir kadın ve iki küçük çocuk vardı. Kadının adı Gülşah’tı; çocuklar ise Efe ve Derya. Babam bana onları tanıtırken, “Bak, bu da senin kardeşlerin,” dedi. O an mideme bir yumruk yemiş gibi oldum. Benim kardeşim Elif’ti; başka kimse değildi. Gülşah bana gülümsemeye çalıştı ama ben gözlerimi kaçırdım.
Evde annemle aramızda sürekli tartışmalar çıkıyordu. Annem bazen bana sarılıp ağlıyor, bazen de öfkesini bana kusuyordu: “Baban gibi olma sakın! Erkekler hep aynı!” Elif ise babama nefret dolu mesajlar atıyor, sonra da telefonu duvara fırlatıyordu. Ben ise odama kapanıp saatlerce tavana bakıyordum. Okulda notlarım düşmeye başladı; öğretmenim Ayşe Hanım beni bir gün kenara çekip, “Bir derdin mi var?” diye sorduğunda gözlerim doldu ama hiçbir şey söyleyemedim.
Bir gün babam aradı: “Hafta sonu birlikte pikniğe gidelim mi?” dedi. İstemediğimi söyledim ama ısrar etti. Piknikte Efe ve Derya babamın etrafında dönüp duruyordu; babam onlara şakalaşıyor, gülüyordu. Ben ise kenarda oturup onları izliyordum. Babam yanıma gelip, “Sen de katılsana,” dediğinde ona sadece baktım: “Beni neden bıraktın?” dedim sessizce. Babam gözlerini yere indirdi: “Bazen hayat bizi zor kararlar almaya iter,” dedi. O an ona hiç inanmadım.
Ablam Elif bir gün eve sarhoş geldi; annemle büyük bir kavga ettiler. Annem Elif’e tokat attı; Elif kapıyı çarpıp çıktı. O gece Elif’i bulmak için sokak sokak dolaştık ama bulamadık. Sabah polis aradı; Elif’i bir parkta baygın bulmuşlar. Hastanede annem Elif’in başında ağlarken, ben köşede oturup olanları izliyordum. O an kendimi tamamen yalnız hissettim.
Babam hastaneye geldiğinde annem ona bağırdı: “Senin yüzünden bu hale geldik!” Babam sustu, sadece Elif’in elini tuttu. O an ilk defa babamın da üzgün olduğunu gördüm ama bu hiçbir şeyi değiştirmedi.
Zaman geçti; annem çalışmaya başladı, ben de derslerime odaklanmaya çalıştım. Ama içimdeki öfke hiç dinmedi. Bir gün babam beni yeni evine davet etti; gitmek istemedim ama annem “Git de gör bakalım ne kaybetmişsin,” dedi alaycı bir şekilde. Gittiğimde Gülşah bana kek yaptı; Efe ve Derya odalarında oyun oynuyordu. Babam bana odasını gösterdi: “Burası senin de odan,” dedi. Odaya baktım; duvarda benim çocukluk fotoğrafım vardı ama bana ait olmayan oyuncaklar ve kitaplar da vardı. Kendimi yabancı hissettim.
Bir akşam babamla balkonda otururken ona sordum: “Bizi neden bıraktın? Gülşah’ı bizden daha çok mu sevdin?” Babam uzun süre sustu, sonra gözleri doldu: “Hayat bazen insanı yanlış yerlere sürüklüyor oğlum. Ama seni hiç bırakmadım ki…” O an ona inanmak istedim ama yapamadım.
Liseyi bitirdiğimde annem mezuniyet törenime gelmişti ama babam gelmemişti. Sonra öğrendim ki Efe hastalanmış; babam onun yanında kalmıştı. Annem bunu duyunca sinir krizi geçirdi: “Gördün mü? Onlar artık onun ailesi!” dedi. O gece annemi teselli etmeye çalışırken kendimi çok yorgun hissettim.
Üniversiteye başladığımda başka bir şehre taşındım; ailemden uzaklaşmak istedim. Ama ne zaman yalnız kalsam aklıma hep o gece gelir: Annemin ağlayışı, babamın valizini toplaması… Bir gün Elif aradı: “Baba seni görmek istiyor,” dedi. Gitmek istemedim ama Elif ısrar etti.
Babamla buluştuğumda yaşlanmıştı; saçları bembeyaz olmuştu. Bana sarılmak istedi ama ben geri çekildim. “Seni affedebilecek miyim bilmiyorum,” dedim ona. Babam başını eğdi: “Haklısın oğlum… Ama bil ki seni hep sevdim.”
Şimdi yirmi dört yaşındayım; hâlâ o geceyi unutamadım. Bazen düşünüyorum: Bir insan ailesini nasıl bırakabilir? Affetmek mümkün mü? Siz olsanız ne yapardınız?