Kayınvalidemin Gölgesinde: Bir Ankara Apartmanında Sıkışmış Hayatlar
“Elif, bu domatesleri neden böyle doğradın? Bak, ben sana kaç kere söyledim, yemek böyle yapılmaz!” Kayınvalidemin sesi mutfağın küçük penceresinden sokağa kadar yankılanıyor sanki. Ellerim titriyor, bıçağı tezgâha bırakıyorum. İçimden bir ses, “Yine mi?” diyor, ama ağzımdan tek kelime çıkmıyor. O an, mutfakta sıkışıp kalmış bir çocuk gibi hissediyorum kendimi; ne ileri gidebiliyorum ne de geri dönebiliyorum.
Eşim Serkan salonda televizyonun sesini biraz daha açıyor. Biliyor, annesiyle aramda geçenleri ama hiçbir zaman araya girmiyor. Belki de annesinin tarafını tutuyor, belki de sadece huzursuzluktan kaçıyor. Bazen düşünüyorum, bu evde gerçekten üç kişi miyiz yoksa ben sadece bir gölge miyim?
Ankara’nın Çankaya ilçesinde, on katlı bir apartmanın yedinci katında yaşıyoruz. Evimiz küçük; iki oda, bir salon. Kayınvalidem Fatma Hanım, eşimin babası vefat ettikten sonra bizimle yaşamaya başladı. Başta ona acıdım, yalnız kalmasın istedim. Ama zamanla anladım ki bu evde yalnız kalan asıl kişi benim.
Her sabah saat yedide kalkıyorum. Kahvaltı hazırlarken Fatma Hanım mutfağa giriyor, “Elif, yumurtayı fazla pişirme, Serkan sevmez,” diyor. Oysa Serkan’ın ne sevip ne sevmediğini ben de biliyorum. Ama ona göre ben hiçbir şeyi doğru yapamıyorum. Akşam yemeklerinde sofrada sessizce oturuyorum; Fatma Hanım konuşuyor, Serkan başını sallıyor. Ben ise sadece dinliyorum.
Bir gün dayanamadım. “Fatma Hanım,” dedim, “Ben de bu evin kadınıyım. Belki bazı şeyleri farklı yapıyorum ama yanlış yaptığım anlamına gelmez.” Gözleriyle beni süzdü, dudaklarını büzdü: “Sen daha çok gençsin Elif. Ben yıllarca bu evi idare ettim. Senin yaşında ben iki çocuk büyütüyordum.”
O an içimde bir şeyler kırıldı. Kendi annemi düşündüm; uzaklarda, Eskişehir’de. Onun sıcaklığı, bana verdiği güven… Burada ise her adımım izleniyor, her hareketim eleştiriliyor. Akşamları odama çekilip sessizce ağlıyorum bazen. Serkan’a anlatmak istiyorum ama o hep kaçıyor: “Annem yaşlı Elif, idare et biraz.”
Bir gün marketten dönerken apartmanın girişinde komşumuz Ayşe Abla’yla karşılaştım. Yüzümdeki yorgunluğu fark etti: “Kızım iyi misin? Çok solgunsun.” Bir an gözlerim doldu ama kendimi tuttum: “İyiyim abla, biraz yorgunum sadece.” O an anladım ki bu şehirde kimseye derdimi anlatamıyorum.
Fatma Hanım’ın baskısı her geçen gün artıyordu. Evdeki her şey onun istediği gibi olmalıydı; perdelerden halılara, yemeklerden televizyonun sesine kadar… Bir akşam Serkan’la baş başa oturmak istedim. “Serkan,” dedim, “Birlikte dışarı çıkalım mı? Biraz nefes alalım.” Tam o sırada Fatma Hanım içeri girdi: “Serkan oğlum, benim tansiyonum çıktı galiba. Elif sen çay koy da içelim.” Serkan bana bakmadan kalktı ve annesinin yanına gitti.
O gece uyuyamadım. Kafamda bin bir düşünce… Bu evde gerçekten var mıyım? Yoksa sadece bir misafir miyim? Sabah olduğunda kararımı verdim; artık kendi sınırlarımı çizecektim.
Bir hafta sonra annemi aradım: “Anne, çok yoruldum burada. Sanki nefes alamıyorum.” Annem telefonda ağladı: “Kızım, senin mutluluğun her şeyden önemli. Gerekirse gel buraya.” Ama biliyorum ki kaçmak çözüm değil.
O akşam sofrada yine aynı tartışma çıktı. Fatma Hanım bana dönüp yüksek sesle: “Sen bu evi idare edemezsin Elif! Her şey üstüme kaldı!” dedi. İçimdeki bütün korkuları bir kenara bırakıp ayağa kalktım: “Yeter artık! Ben de insanım! Ben de hata yapabilirim ama bu evde ben de varım! Lütfen bana da biraz saygı gösterin!”
Serkan şaşkınlıkla bana baktı. Fatma Hanım ise ilk defa suskun kaldı. O an gözlerimden yaşlar süzüldü ama kendimi güçlü hissettim.
O günden sonra evde bir sessizlik oldu. Fatma Hanım bana birkaç gün konuşmadı ama sonra yavaş yavaş bazı şeyleri bana bırakmaya başladı. Serkan ise ilk defa yanıma gelip elimi tuttu: “Haklısın Elif, seni ihmal ettim.”
Belki her şey bir anda düzelmedi ama artık kendimi daha güçlü hissediyorum. Bu evde var olduğumu biliyorum ve kendi değerimi bulmak için savaşmaya devam ediyorum.
Bazen düşünüyorum; kadınlar neden hep susmak zorunda kalıyor? Kendi hayatımızı yaşamak için neden bu kadar mücadele etmemiz gerekiyor? Siz olsaydınız ne yapardınız?