Bir Akşam Annemi Beklerken: Karanlıkta Kalan Umutlarım

“Anne, neredesin? Lütfen aç şu telefonu!” diye bağırdım, ama sesim sadece duvarlara çarpıp geri döndü. Akşam ezanı çoktan okunmuştu, dışarıda hava kararmış, apartmanın koridorunda yankılanan ayak sesleri bile kesilmişti. Ben ise mutfağın ortasında, tekerlekli sandalyemde, annemin eve dönmesini bekliyordum. Ellerim titriyordu; telefonun ekranında yine aynı yazı: “Aboneye şu anda ulaşılamıyor.”

Benim adım Elif. On üç yaşındayım ve doğuştan kas hastasıyım. Annem Zeynep, babam ise üç yıl önce bizi terk ettiğinden beri, hayatımızı tek başına sırtlıyor. Bugün annem, “Elifciğim, ekmek ve süt almam lazım. Hemen dönerim,” deyip çıkmıştı. Ama saatler geçti, hâlâ yoktu.

Bir an gözüm televizyona kaydı; haberlerde yine bir kadın cinayeti, bir kayıp vakası… İçimdeki korku büyüdü. “Ya anneme bir şey olduysa?” dedim kendi kendime. O an, içimdeki panik dalga dalga yayıldı. Tekerlekli sandalyemi güçlükle mutfağa sürdüm. Dolapta sadece bir dilim ekmek ve biraz peynir vardı. Karnım açtı ama boğazımdan geçmiyordu.

Telefonumun şarjı bitmek üzereydi, zaten kontörüm de azdı. Annemi aramaktan başka çarem yoktu ama her seferinde aynı soğuk ses: “Aboneye şu anda ulaşılamıyor.” Bir an için komşumuz Ayşe Teyze’ye gitmeyi düşündüm ama tekerlekli sandalyemle apartman kapısını tek başıma açmam imkânsızdı. Annem her zaman “Elif’im, ben yokken kapıyı kimseye açma,” derdi. Ama şimdi ne yapmalıydım?

Gözlerim doldu. “Anne, lütfen gel artık,” diye fısıldadım. O an, babamın gidişini hatırladım. O gece de böyle beklemiştik annemle; babam eve dönmemişti. Annem sabaha kadar ağlamıştı. O günden sonra annem daha çok çalıştı, daha çok yoruldu. Ben ise daha çok yalnız kaldım.

Birden kapı zili çaldı. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. “Kim o?” diye seslendim titrek bir sesle.

“Benim Elif, Ayşe Teyzen!”

Biraz rahatladım ama yine de kapıyı açamadım. “Teyze, annem hâlâ gelmedi,” dedim ağlamaklı bir sesle.

Ayşe Teyze kapının arkasından konuştu: “Kızım, Zeynep’i markette görmüşler ama sonra nereye gittiğini kimse bilmiyor. Polis arıyor şimdi.”

O an dünya başıma yıkıldı sanki. Gözyaşlarımı tutamadım. “Teyze, bana yardım et! Çok korkuyorum!”

Ayşe Teyze kapının arkasında dua etmeye başladı: “Allah’ım Zeynep’i koru, Elif’i yalnız bırakma.”

Saatler geçti, ben mutfakta ışığı açık bırakıp bekledim. Her geçen dakika umudum biraz daha azalıyordu. Annem olmadan bu ev bana mezar gibi geliyordu. Bir yandan da içimde bir öfke vardı; neden hep biz? Neden hep annem yorulmak zorunda? Neden ben bu sandalyede hapsolmak zorundayım?

Gece yarısına doğru polisler geldi. Kapıyı açamadığım için Ayşe Teyze’yi çağırdılar. Polislerden biri eğilip göz hizama indi: “Korkma Elif, anneni bulmak için elimizden geleni yapıyoruz.”

Ama ben korkuyordum işte! Annemsiz ne yaparım? Kim bana yemek yapar? Kim saçımı tarar? Kim geceleri üstümü örter? Babamın gidişinden sonra annem bana hem anne hem baba olmuştu. Şimdi o da yoksa…

Polisler gittikten sonra Ayşe Teyze yanımda kaldı. Bana süt ısıttı, saçımı okşadı ama annemin sıcaklığı yoktu onda. Gözlerimi kapattığımda annemin sesi kulaklarımda yankılanıyordu: “Elif’im, güçlü ol!”

Sabaha karşı kapı tekrar çaldı. Bu sefer annemdi! Yorgun, bitkin ama sağ salimdi. Gözyaşlarıyla boynuna sarıldım.

“Anne! Neredeydin? Neden gelmedin?”

Annem gözyaşlarını silerek anlattı: “Kızım, marketten çıkınca cüzdanımı çaldılar. Polis karakoluna gittik, telefonum da çantamdaydı… Sana ulaşamadım.”

O an içimdeki bütün öfke ve korku yerini derin bir rahatlamaya bıraktı ama bir yandan da içimde bir yara açılmıştı: Biz neden hep hayatta en zorunu yaşamak zorundayız?

O gece annemin kollarında uyurken düşündüm: Türkiye’de engelli bir çocuk olmak zaten zorken, bir de yoksulluk ve yalnızlıkla mücadele etmek… Annem olmasa ben ne yapardım? Devletin ya da komşuların desteği olmasa bu hayat nasıl çekilir?

Şimdi size soruyorum: Siz hiç karanlıkta tek başınıza annenizi beklediniz mi? Ya da çaresizce birinin dönmesini umut ettiniz mi? Yorumlarda düşüncelerinizi paylaşır mısınız?