Tasarrufun Gölgesinde: Bir Evliliğin Sessiz Çığlığı
“Murat, bu ay markete yine fazla para harcamışsın. Fişleri önüme koymuş, gözleriyle delip geçiyor. O an içimde bir şeyler kırılıyor. ‘Zeynep, sadece biraz meyve aldım. Elma, portakal… Çocuk gibi tartışmayalım lütfen,’ diyorum. Ama biliyorum, bu tartışma burada bitmeyecek. Beş yıldır evliyiz ve her ayın sonunda aynı hesaplaşmayı yaşıyoruz.
Zeynep’le tanıştığımda, onun düzenli ve tutumlu biri olmasına hayran kalmıştım. Üniversiteden yeni mezun olmuştuk, aynı şirkette işe başlamıştık. O zamanlar bana ‘geleceğe yatırım yapan kadın’ gibi geliyordu. Şimdi ise, sanki hayatı bir kumbara gibi yaşıyor; içine ne koyarsak koy, asla dolmuyor.
İlk zamanlar şakayla karışık, ‘Bir gün zengin olacağız sayende,’ derdim. Ama zamanla bu şaka, içimde bir sızıya dönüştü. Evimizde yeni bir eşya almak neredeyse imkânsız. Eski koltukların yayları sırtımıza batar, Zeynep ‘Daha iyisiyle değiştirmek israf olur,’ der. Misafir gelince utancımdan yerin dibine giriyorum. Annem geçenlerde, ‘Oğlum, Zeynep’in bu kadar tutumlu olması iyi mi kötü mü, karar veremedim,’ dediğinde ne cevap vereceğimi bilemedim.
Bir gün işten eve döndüğümde, Zeynep’i mutfakta eski yoğurt kaplarını yıkarken buldum. ‘Bunları atma sakın, lazım olur,’ dedi. ‘Zeynep, kaç tane yoğurt kabı lazım olabilir ki?’ dedim. Gözleri doldu, ‘Sen anlamıyorsun Murat. Her şeyin bir değeri var,’ dedi. O an sustum. Çünkü biliyorum, onun için bu sadece para değil; güvende hissetmenin yolu.
Ama ben de yoruldum. Arkadaşlarım hafta sonu dışarıda kahvaltı yaparken ben evde bayat ekmekle tost yapıyorum. Zeynep’in gözünde dışarıda yemek yemek lüks değil, neredeyse günah gibi bir şey. Bir keresinde doğum günümde dışarı çıkmak istedim; ‘Evde kutlayalım, daha samimi olur,’ dedi. Oysa ben sadece biraz nefes almak istiyordum.
Çocuk sahibi olmayı konuştuğumuzda ise konu hep paraya geliyor. ‘Şimdi çocuk yaparsak masraflar artar, biraz daha birikim yapalım,’ diyor. Ama ne zaman? Hayatımızı erteleyerek mi yaşayacağız? Annemle babam torun özlemiyle yanıp tutuşuyorlar ama ben Zeynep’in bu korkusunu aşamıyorum.
Bir akşam babam aradı. ‘Oğlum, her şey yolunda mı? Sesin solgun geliyor,’ dedi. İçimi dökmek istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. ‘İyiyiz baba,’ dedim sadece. Oysa iyi değildik.
Bir gün işyerinde arkadaşım Emre ile çay içerken konu açıldı. ‘Abi, Zeynep’in tasarrufu abarttığını söylüyorsun ama belki de başka bir şeyden kaçıyordur,’ dedi. Düşündüm; belki de Zeynep’in çocukluğunda yaşadığı yoksulluk onu böyle yaptı. Ama ben de onunla birlikte eksiliyorum.
Bir akşam cesaretimi topladım ve Zeynep’le konuşmaya karar verdim. ‘Zeynep, bak… Tasarruf etmek güzel ama hayatı da yaşamak lazım. Biz hiç tatile gitmedik, hiç yeni bir şey almadık, çocuk yapmayı bile erteliyoruz. Böyle devam ederse ben mutsuz olacağım,’ dedim.
Zeynep’in gözleri doldu. Uzun süre sessiz kaldıktan sonra fısıldadı: ‘Ben çocukken annemle babam ayrıldı Murat. Annem bizi zor büyüttü. Her kuruşun hesabını yaparak yaşadık. O korku hâlâ içimde… Sana yetememekten korkuyorum.’
O an içimdeki öfke yerini acıya bıraktı. Ona sarıldım ama çözüm bulamadık. Ertesi sabah yine eski yoğurt kaplarını yıkıyordu.
Bir gün annem bizi yemeğe çağırdı. Masada herkes neşeliydi ama Zeynep sessizdi. Annem ona dönüp, ‘Kızım, hayat tasarrufla geçmez; bazen harcamak da gerekir ki mutlu olasın,’ dedi. Zeynep başını eğdi.
Eve dönerken arabada sessizlik vardı. Sonunda Zeynep konuştu: ‘Belki de yardım almamız lazım Murat.’ Şaşırdım ama umutlandım da.
Bir psikologdan randevu aldık. Orada Zeynep ilk kez çocukluğunu ve korkularını anlattı. Ben de kendi hislerimi paylaştım: Hayatı ertelemekten yorulduğumu, birlikte yaşlanmak değil yaşamak istediğimi söyledim.
Aylar geçti, küçük adımlar attık. Bazen dışarıda yemek yiyoruz artık; bazen yeni bir eşya alıyoruz eve. Hâlâ yoğurt kaplarını saklıyor ama en azından bana da nefes alacak alan bırakıyor.
Şimdi düşünüyorum da; insan sevdiğiyle hayatı paylaşırken en çok neye ihtiyaç duyar? Güven mi, özgürlük mü yoksa biraz cesaret mi? Siz olsanız ne yapardınız? Tasarrufun sınırı nerede başlar, nerede biter?