Gölge Gibi Üzerimizde: Bir Sevgi ve Manipülasyon Hikayesi

— Elif, annem yine tencere getirmiş. — dedi Murat, kapıdan başını uzatıp. Sesi kısık, gözleri kaçamak. — Yine mi? Hangi tencereymiş bu sefer? — dedim, ellerim bulaşık suyunda, kalbim sıkışmış. — Paslanmaz çelikmiş, İtalyan malıymış. Çok pahalıymış. — Murat’ın sesi iyice küçüldü. İçimde bir öfke dalgası yükseldi ama sustum. Çünkü biliyorum, annesiyle aramda bir tartışma çıksa, Murat yine arada kalacak, yine bana kızacak.

O an mutfağın penceresinden dışarı baktım; kasabanın akasya kokulu sokakları, çocukların akşam ezanına kadar süren oyunları… Hepsi bana bir zamanlar huzur verirdi. Şimdi ise bu evin içinde, kayınvalidemin gölgesi üzerimde ağır bir yük gibi. Her gün yeni bir “iyilik”le geliyor; bazen bir tencere, bazen bir masa örtüsü, bazen de “senin için aldım” dediği ama aslında bana ait hiçbir şeyi sormadan seçtiği eşyalarla.

İlk başlarda iyi niyetli olduğunu düşünüyordum. “Elif, annem seni çok seviyor,” derdi Murat. Ama zamanla anladım ki bu sevgi, beni kendi istediği kalıba sokmak içinmiş. Her getirdiği eşya, her yaptığı yorum, her küçük eleştiri… Hepsi beni biraz daha küçültüyor, biraz daha yok sayıyordu.

Bir akşam yemek masasında otururken, kayınvalidem Fatma Hanım yine başladı:
— Elif kızım, şu pilavı biraz daha tane tane yapsan ya. Benim oğlum böyle lapa pilav yemezdi eskiden.
Murat başını önüne eğdi, ben ise kaşığımı bırakıp derin bir nefes aldım.
— Fatma Hanım, elimden geleni yapıyorum. Ama herkesin tarzı farklıdır.
— Olsun kızım, ben sana öğretirim. Sen de öğrenirsin zamanla.

O an gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü biliyorum; ağlasam “hassas gelin” olacağım. Susarsam “soğuk gelin”. Ne yapsam yaranamıyorum.

Bir gece Murat’la yatakta konuşurken içimdeki sıkıntıyı anlatmaya çalıştım:
— Murat, annenin bu kadar müdahil olması beni yoruyor. Kendi evimde yabancı gibi hissediyorum.
Murat yüzünü bana çevirmeden cevap verdi:
— Annem kötü bir şey yapmıyor ki Elif. Sadece yardım etmek istiyor.
— Ama bana sormadan her şeye karışıyor! Benim de bir fikrim olsun istemez misin?
— Abartıyorsun bence…

O an anladım ki Murat’ı da kaybetmek üzereyim. Onun gözünde annesi ne derse doğruydu; ben ise hep “fazla hassas” ya da “fazla alıngan”dım.

Bir gün annem aradı:
— Kızım iyi misin? Sesin hiç iyi gelmiyor.
O an gözyaşlarımı tutamadım:
— Anne… Çok yoruldum. Sanki bu evde bana yer yok gibi.
Annem sustu bir süre, sonra dedi ki:
— Elif’im, kendini ezdirme. Sen de bu evin kadınısın. Hakkını savunmazsan kimse sana hak vermez.

Ama nasıl savunayım? Herkesin gözünde ben “gelin”, Fatma Hanım ise “büyük”tü. Kasabada herkes onun sözünü dinlerdi; ben karşı çıksam hemen “saygısız gelin” damgası yerdim.

Bir sabah Fatma Hanım erkenden kapıyı çaldı. Elinde yine bir poşet:
— Elif kızım, bak sana yeni masa örtüsü aldım. Şu eskileri at gitsin.
O an patladım:
— Fatma Hanım, ben kendi evimde kendi eşyalarımı seçmek istiyorum! Lütfen artık karışmayın!
Fatma Hanım’ın yüzü asıldı, gözleri doldu:
— Ben sadece iyiliğini istiyorum kızım…
Murat hemen araya girdi:
— Elif! Anneme nasıl böyle konuşursun? O senin iyiliğin için uğraşıyor!

O gün evde kıyamet koptu. Murat bana günlerce küs kaldı. Kayınvalidem komşulara anlatmış; kasabada herkes benim “huysuz gelin” olduğumu konuşuyordu artık.

Geceleri uyuyamaz oldum. Kendimi sorguladım: Acaba gerçekten ben mi yanlış yapıyorum? Belki de fazla hassasım… Ama sonra aynaya baktığımda gözlerimdeki yorgunluğu gördüm. Bu benim hayatımdı ve ben yavaş yavaş siliniyordum.

Bir gün kasabanın parkında otururken eski arkadaşım Zeynep yanıma geldi:
— Ne oldu sana Elif? Eskiden neşeliydin, şimdi gölgeler içinde gibisin.
Ona her şeyi anlattım. Zeynep elimi tuttu:
— Kendini kaybetme Elif. Sen varsın, sen değerlisin. Kimseye kendini ezdirme.

O gün karar verdim; artık susmayacaktım. Eve döndüğümde Murat’a dedim ki:
— Ya birlikte bu evde eşit oluruz ya da ben giderim Murat.
Murat şaşırdı:
— Ne diyorsun sen?
— Annene saygım var ama kendi hayatımı yaşamak istiyorum! Ben de varım bu evde!

İlk defa Murat’ın gözlerinde bir korku gördüm; belki de ilk defa beni kaybetmekten korktu.

Zamanla Fatma Hanım geri adım attı; Murat da bana daha çok kulak vermeye başladı. Ama kolay olmadı… Hâlâ bazen eski yaralar kanıyor; hâlâ bazen kendimi yalnız hissediyorum.

Şimdi mutfakta kendi seçtiğim masa örtüsünün üzerinde çayımı içerken düşünüyorum: Bir kadının kendi hayatında söz sahibi olması neden bu kadar zor? Sevgiyle başlayan ilişkiler neden bazen boğucu bir gölgeye dönüşüyor?

Sizce de ailede sınır koymak ve kendi kimliğimizi korumak bu kadar zor mu olmalı? Yoksa biz kadınlar hep gölgede mi kalmaya mahkûmuz?