Bir Dilim Peynirin Ardındaki Hayat: Gizli Kıskançlıklar ve Sessiz Çığlıklar
“Zeynep! Çocuklara kim izin verdi peyniri almalarına? Onu annem için saklamıştım!” diye bağırdı ablam, mutfağın kapısında öfkeyle dikilerek. O an, elimdeki boş tabağa bakarken, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Küçük kardeşim Emir ve ben, sabahın erken saatinde uyanıp mutfağa gizlice girmiştik. Annemin sevdiği o eski kaşar peynirinden bir dilim alıp ekmeğimize koymuştuk. Oysa ablam Elif, o peyniri annem için sakladığını söylemişti. Ama kimse bana sormamıştı: Ben de annemi mutlu etmek istemez miydim?
Bizim evde her zaman erkek çocuklar daha çok sevilirdi. Babam, Emir doğduğunda köyde kurban kestirmişti. Ben doğduğumda ise annem sadece sessizce ağlamış. Bunu yıllar sonra komşu teyzelerden duydum. Annem bana hiç anlatmadı ama gözlerindeki gölgeyi her zaman hissettim. Elif ablamla aramızda üç yaş vardı; o benden daha güçlüydü, daha cesurdu. Ama onun da sesi çoğu zaman duyulmazdı. Sadece erkek kardeşimiz Emir’in yanında, ikimiz de gölgede kalırdık.
O sabah, Elif’in öfkesi sadece peynire değildi; yıllardır biriken haksızlıklara, duyulmayan seslereydi. “Sen neden dikkat etmiyorsun? Hep senin yüzünden oluyor!” diye üzerime yürüdü. Annem araya girdi: “Yeter artık Elif! Sabah sabah kavga etmeyin.” Ama annemin sesi bile yorgundu; sanki yıllardır aynı cümleyi tekrar etmekten bıkmıştı.
Babam ise mutfakta yoktu; o her zaman olduğu gibi kahvede arkadaşlarıyla çay içiyor olmalıydı. Eve geldiğinde ise Emir’i kucağına alır, başını okşar, “Aslan oğlum!” derdi. Bize ise çoğu zaman sadece “Kız kısmı sessiz olur,” der geçerdi.
O gün okuldan dönerken Elif’le konuşmadık. Yolda yürürken kafamda binbir düşünce vardı: Neden hep bizden bir şeyler saklanıyor? Neden annem için saklanan peynir bile bana ait değilmiş gibi hissettiriliyor? Okulda da durum farklı değildi. Öğretmenimiz bile erkek öğrencilere daha fazla söz hakkı verirdi. Ben parmak kaldırınca göz göze gelmemeye çalışırdı.
Akşam yemeğinde babam yine Emir’i yanına oturttu. Annem sofraya yemekleri taşırken Elif’le ben masanın ucunda sessizce oturduk. Babam, “Kızlar, pilavı uzatın,” dediğinde bile sesinde bir emir vardı; teşekkür etmezdi. Yemeğin sonunda Emir tabağını bırakıp televizyonun başına geçtiğinde, annem ona kızmak yerine tabağını kaldırdı. Elif’in gözleri doldu; ben ise başımı eğdim.
Gece olunca Elif yanıma geldi. “Biliyor musun Zeynep, bazen düşünüyorum da… Keşke erkek olsaydık,” dedi fısıltıyla. “O zaman babam bizi de severdi.” O an içimde bir isyan yükseldi: “Ama biz de insanız! Biz de sevilmek istiyoruz!” dedim titreyen sesimle.
Elif bana sarıldı. “Biliyorum,” dedi. “Ama bu evde değişen bir şey yok.”
O gece uyuyamadım. Annemin odasına gizlice baktım; o da uyumuyordu. Pencerenin önünde oturmuş, dışarıya bakıyordu. Yanına gittim, sessizce elini tuttum. “Anne, neden hep Emir’i daha çok seviyorlar?” diye sordum usulca.
Annem gözlerini kaçırdı. “Kızım… Burası böyle işte,” dedi yorgun bir sesle. “Ama sen güçlü olmalısın.”
Güçlü olmak… Ne demekti ki bu? Her gün biraz daha susmak mıydı? Yoksa bir gün bağırıp isyan etmek mi?
Ertesi gün okulda öğretmenimiz Ayşe Hanım sınıfta bir yarışma başlatacağını söyledi: “Kim en güzel kompozisyonu yazarsa ödül alacak.” O an içimde bir umut kıvılcımı yandı. Belki bu kez sesimi duyurabilirdim.
Akşam eve gidince defterimi açtım ve yazmaya başladım: “Bir Dilim Peynirin Hikayesi” başlığını attım. Ailedeki adaletsizliği, kız çocuklarının nasıl kenara itildiğini, annemin sessizliğini ve kendi içimdeki isyanı anlattım. Yazarken ağladım; kelimeler defterime gözyaşıyla karıştı.
Yarışma günü geldiğinde kalbim küt küt atıyordu. Ayşe Hanım yazımı okuduğunda gözleri doldu; sonra sınıfa döndü: “Zeynep’in yazısı hepimize ders olmalı,” dedi. O an ilk kez kendimi görünür hissettim.
Eve döndüğümde Elif’e anlattım olanları. Gözleri parladı: “Bak gördün mü? Senin de sesin varmış!” dedi sarılarak.
Ama babama anlatmaya cesaret edemedim. O akşam yine Emir’i kucağına aldı, bize ise sadece başıyla selam verdi.
Geceleri hâlâ pencereden dışarı bakan annemi görüyorum bazen. Elif’le birlikte hayal kuruyoruz: Bir gün kendi hayatımızı kuracağız, kendi soframızda herkes eşit olacak.
Şimdi size soruyorum: Siz hiç bir dilim peynir yüzünden kendinizi değersiz hissettiniz mi? Ya da sırf kız olduğunuz için gölgede bırakıldınız mı? Belki de en büyük savaşlarımızı kendi evimizde veriyoruz…