Sessizlik Aramızda: Bir Anadolu Annesinin Hikayesi
“Elif! Kızım, aç şu telefonu… Ne olur bir sesini duyayım.”
Telefonun ucunda yine sessizlik. O sessizlik var ya, insanın içine işliyor. Sanki Elif’in nefesini duysam, içim rahatlayacak. Ama yok… Her aradığımda ya meşgule atıyor ya da hiç açmıyor. Oysa eskiden her sabah arar, “Anne, günaydın!” derdi. Şimdi ise aramızda koca bir sessizlik var.
Kocam Cemal, “Bırak, büyüdü artık. Kendi hayatı var,” diyor. Ama bir anne için evlat kaç yaşında olursa olsun, hep çocuktur. Hele ki Elif gibi narin, içine kapanık bir kızsa…
Elif, geçen yıl Ahmet’le evlendiğinde çok sevinmiştim. Ahmet’in ailesi Sivas’ın bir köyünde yaşıyor. Düğünden sonra Elif de oraya taşındı. Başta her şey yolundaydı; arada bir arar, köydeki hayatı anlatırdı. Sonra yavaş yavaş sesini duyamaz oldum. Önce haftada bir aradı, sonra ayda bir… Sonra tamamen sustu.
Bir gece rüyamda Elif’i gördüm. Yüzü solgun, gözleri yaşlıydı. Uyandığımda kalbim sıkıştı. O an karar verdim: Ne olursa olsun, Elif’i görmeye gidecektim.
Sabah Cemal’e söyledim: “Ben Elif’in yanına gidiyorum.”
Cemal başını iki yana salladı: “Kızcağızın düzenini bozma. Belki işleri vardır.”
Ama dinlemedim. Bir anne yüreği işte…
Otobüsle Sivas’a vardım. Oradan köye minibüsle geçtim. Köy küçük, herkes birbirini tanıyor. Elif’in kayınvalidesi Fatma Hanım kapıda karşıladı beni.
“Hoş geldin Zeynep abla,” dedi ama yüzünde garip bir ifade vardı.
“Elif evde mi?” dedim heyecanla.
Fatma Hanım gözlerini kaçırdı: “Ahmet tarlada, Elif de içeride… Ama biraz rahatsız.”
İçeri girdim. Elif mutfakta oturuyordu. Saçları dağılmış, gözleri şişmişti. Beni görünce hafifçe gülümsedi ama o eski neşesi yoktu.
“Anne…” dedi kısık sesle.
Yanına koştum, sarıldım. Ama o sarılışta bir soğukluk vardı.
“Elif’im, ne oldu sana? Neden aramıyorsun beni?”
Başını eğdi, elleriyle oynamaya başladı.
“Yoğunuz anne… Tarlada çok iş var.”
Ama ben anladım; bir şeyler yolunda değildi.
O gün akşam yemeğinde Ahmet geldi. Masada herkes sessizdi. Ahmet’in bakışları sertti. Elif’e bir şey sorunca gözleriyle susturuyordu sanki.
Gece Elif’in odasına gittim. Kapıyı kapattım.
“Elif, bana doğruyu söyle. Mutlu musun?”
Gözleri doldu, ama konuşmadı.
“Elif, bak kızım… Ben senin annenim. Ne olursa olsun yanında olurum.”
Birden ağlamaya başladı.
“Anne… Burada çok yalnızım. Ahmet iyi biri ama ailesiyle yaşamak çok zor. Her şeyden ben sorumluyum; yemek, temizlik, hayvanlar… Sabah ezanıyla kalkıyorum, gece yarısı yatıyorum. Kimse teşekkür etmiyor bile…”
Yüreğim parçalandı.
“Peki neden bana söylemedin?”
“Sen üzülme diye… Hem Ahmet’in ailesi duysa kızarlar diye korktum.”
O an anladım ki Elif’in suskunluğu korkudanmış; yalnızlıktanmış.
Ertesi gün Fatma Hanım’la konuştum:
“Elif çok yorulmuş Fatma Hanım. Biraz yardım etseniz…”
Fatma Hanım yüzünü buruşturdu:
“Biz de gençken böyle çalıştık Zeynep abla. Gelin dediğin evin yükünü çeker.”
O an içimdeki öfkeyi zor tuttum ama Elif için sabrettim.
Bir hafta köyde kaldım. Elif’le birlikte tarlaya gittim, yemek yaptım, hayvanlara baktım. Her gün biraz daha çöktüğünü gördüm kızımın.
Bir akşam Ahmet’le konuşmaya karar verdim:
“Bak oğlum,” dedim, “Elif çok yoruluyor. Biraz daha anlayışlı olsanız…”
Ahmet yüzüme bile bakmadı:
“Annem ne derse o olur Zeynep teyze.”
O gece Elif’le uzun uzun konuştuk.
“Anne,” dedi titreyen sesiyle, “Bazen keşke hiç evlenmeseydim diyorum.”
İçimden bir şeyler koptu o an.
“Elif’im, ister misin dönelim İstanbul’a? Baban da ben de seni bekleriz.”
Gözleri parladı ama hemen söndü:
“Yapamam anne… Boşanırsam herkes beni suçlar burada. ‘Gelin kaçtı’ derler.”
O an Türkiye’de binlerce kadının yaşadığı çaresizliği iliklerime kadar hissettim.
Köyden ayrılırken Elif bana sıkıca sarıldı:
“Anne… Ne olur aramaya devam et. Sesini duymak bana güç veriyor.”
Otobüste gözyaşlarımı tutamadım. Kızımı orada bırakmak içimi parçaladı ama onun isteğine saygı duymak zorundaydım.
Eve döndüğümde Cemal’e her şeyi anlattım:
“Biz nerede hata yaptık Cemal? Kızımızı mutlu sanıyorduk…”
Cemal sustu, gözleri doldu.
Şimdi her gün Elif’i arıyorum; bazen açıyor, bazen açamıyor ama biliyorum ki annesinin sesi ona umut oluyor.
Bazen düşünüyorum: Biz anneler çocuklarımızı korumak isterken onları yalnızlığa mı itiyoruz? Sessizlik aramızda büyürken kaçımız gerçekten birbirimizi duyabiliyoruz?