Bir Damla Sabır: Zeynep’in Sessiz İsyanı

Tik… tik… tik… Musluktan düşen su damlası, kurumuş yumurtanın tam ortasına isabet ediyor. Elimdeki süngeri öyle sıkmışım ki, avuçlarımda tırnak izlerim kalmış. Mutfak masasında dün geceden kalan bulaşıklar, Murat’ın sabah aceleyle yediği kahvaltının izleriyle dolu: yağlı bir tabak, reçelle kaplanmış bir bıçak, kenarında kahve lekesi olan bir fincan. O ise çoktan işine gitmiş, arkasında bu dağınıklığı ve beni bırakmıştı.

İçimde biriken öfkeyi bastırmaya çalışırken annemin sesi yankılandı kulaklarımda: “Kızım, evlilik sabır ister.” Ama sabır dediğin şey, bir gün taşar. Benimki de taşmak üzereydi. Yıllardır evin yükünü tek başıma taşıyor, Murat’ın ilgisizliğine, umursamazlığına göz yumuyordum. Oysa ben de çalışıyordum; sabahları okula gidiyor, akşam eve yorgun argın dönüyordum. Ama her akşam aynı manzara: Murat koltukta televizyonun karşısında, ben mutfakta bulaşıklarla boğuşuyorum.

O sabah, bulaşıkları yıkamadan mutfağı terk ettim. “Bugün hiçbir şeye dokunmayacağım,” dedim kendi kendime. “Bakalım Murat ne zaman fark edecek?” İçimde garip bir huzur ve heyecan vardı. Sanki yıllardır süren bir savaşta ilk kez karşı atağa geçiyordum.

Akşam eve geldiğimde Murat kapıdan içeri girdiğinde burnunu kıvırdı. “Zeynep, bu ne koku? Mutfak niye böyle?”

Sakin olmaya çalıştım. “Yorgunum Murat. Bugün hiçbir şeye dokunmadım.”

Yüzüme şaşkın şaşkın baktı. “Ama senin işin bu değil mi? Ben çalışıyorum, sen de evi çekip çeviriyorsun.”

İşte o an içimdeki zincirler koptu. “Ben de çalışıyorum Murat! Sabah altıda kalkıp okula gidiyorum, akşam eve geliyorum. Senin kadar yoruluyorum. Neden her şey bana ait olsun?”

Bir an sessizlik oldu. Murat başını öne eğdi, sonra televizyonun sesini açtı. O an anladım ki, bu mücadele kolay olmayacaktı.

Günler geçti. Mutfak her geçen gün daha da kirleniyor, çamaşırlar birikiyor, evin hali içler acısı oluyordu. Annem arayıp “Kızım, Murat’a iyi bakıyor musun?” diye sorduğunda boğazım düğümlendi. “Anne, bazen insanın sabrı tükeniyor,” dedim sadece.

Bir akşam Murat eve geldiğinde sinirliydi. “Zeynep, misafir çağıracağım ama evin hali rezalet! Ne yapıyorsun bütün gün?”

Gözlerim doldu ama ağlamadım. “Seninle konuşmak istiyorum,” dedim kararlı bir sesle. “Bu evde ikimiz yaşıyoruz. Sorumluluklar da ikimize ait olmalı. Ben artık tek başıma taşımayacağım bu yükü.”

Murat önce alaycı bir şekilde güldü. “Sen feminist mi oldun şimdi? Herkes kendi işini mi yapacak?”

“Hayır Murat,” dedim titreyen sesimle. “Sadece adil olmak istiyorum. Benim de hayallerim var, benim de dinlenmeye hakkım var. Senin annen bana nasıl hizmet ettiyse ben de sana mı hizmet edeceğim ömrüm boyunca?”

O gece Murat sessizce odasına çekildi. Ben ise mutfakta oturup ellerimi dizlerime koydum ve uzun uzun düşündüm: Bu evlilik böyle mi devam edecek? Yoksa gerçekten değişim mümkün mü?

Ertesi gün Murat kahvaltı masasını toplamadan işe gitti. Ben de hiçbir şeye dokunmadım. Akşam eve geldiğinde masada hala bayat ekmek kırıntıları ve reçelli bıçak duruyordu.

“Zeynep, bu böyle gitmez,” dedi sonunda pes etmiş bir sesle.

“Evet Murat,” dedim gözlerinin içine bakarak. “Bu böyle gitmez. Ya birlikte mücadele edeceğiz ya da herkes kendi yoluna gidecek.”

O an Murat’ın gözlerinde ilk kez bir korku gördüm; belki de beni kaybetme korkusuydu bu.

O hafta sonu annem aradı ve “Kızım, Murat’la aranızda bir şey mi var?” diye sorduğunda gözyaşlarımı tutamadım.

“Anne,” dedim hıçkırarak, “Ben sadece biraz destek istiyorum… Biraz anlayış… Biraz eşitlik… Çok mu şey istiyorum sence?”

Annem uzun süre sessiz kaldı. Sonra yavaşça, “Senin zamanında bizim aklımıza bile gelmezdi böyle şeyler istemek,” dedi.

Belki de benim neslimin yükü buydu: Hem annelerimizin sabrını taşımak hem de kendi özgürlüğümüzü aramak…

Bir hafta sonra Murat ilk kez bulaşıkları yıkadı. Elini yüzüne sürdü, köpükleriyle oynadı ve bana dönüp utangaçça gülümsedi.

“Zeynep,” dedi sessizce, “Belki de haklısın… Belki de ben de değişebilirim…”

O an içimde bir umut filizlendi ama biliyordum ki bu yol uzun ve zorlu olacaktı.

Şimdi size soruyorum: Sizce bir evlilikte adalet mümkün mü? Yoksa biz kadınlar hep sabretmek zorunda mıyız?