Görünmeyen Çatışmalar: Aile Ziyaretleri Savaş Alanına Dönüştüğünde
“Yine mi arıyor Murat?” diye içimden geçirdim, mutfakta bebeğimin mamasını karıştırırken. Telefonun titremesiyle birlikte, Murat’ın yüzündeki gerginliği hemen fark ettim. “Anneciğim, tamam geleceğim… Evet, Zeynep de iyi… Hayır anne, ben ilgileniyorum… Tamam anne, söz.”
Telefonu kapattığında, göz göze geldik. “Yine mi annene gidiyorsun?” dedim, sesim istemsizce titrek çıktı. Murat başını öne eğdi, “Zeynep, annem yalnız. Babamı kaybettikten sonra daha da hassas oldu. Hem sen de biraz dinlenirsin.”
O an içimde bir şeyler koptu. Doğumdan sonra ilk defa kendimi bu kadar yalnız hissettim. Annem uzakta, arkadaşlarım işte… Murat’ın annesi ise her fırsatta oğlunu çağırıyor, bana ise sadece “Geçmiş olsun, kolay gelsin” diyor. Sanki ben bu ailenin dışındayım.
Bir akşam Murat eve geç geldi. Bebeğimiz ağlıyordu, sütüm yetmemişti, uykusuzluktan gözlerim kan çanağına dönmüştü. Kapıdan girer girmez ona bağırdım: “Senin annenin yalnızlığı da benim yalnızlığım kadar önemli mi? Ben burada tek başıma neyle savaşıyorum biliyor musun?”
Murat sustu. Sadece sustu. O an anladım ki, bu evde iki yalnız var: Biri ben, biri kayınvalidem. Ama Murat’ın yalnızlığı da bambaşka bir yerdeydi; iki kadın arasında eziliyordu.
Bir hafta sonra kayınvalidem aradı: “Zeynep kızım, Murat’ı çok yorma. O da çalışıyor, yoruluyor. Sen gençsin, toparlarsın.” O an içimdeki öfke patladı: “Teyze, ben de insanım! Ben de yoruluyorum! Neden hep Murat’ın yorgunluğu önemli?” dedim ve telefonu kapattım.
O gece Murat’la ilk defa ciddi bir kavga ettik. “Sen annemi anlamıyorsun!” dedi. “Sen de beni anlamıyorsun!” diye bağırdım. Bebeğimizin ağlamasıyla ikimiz de sustuk.
Ertesi gün annem aradı: “Kızım, iyi misin? Sesin kötü geliyor.” Dayanamadım, ağladım. Annem uzaktaydı ama sesiyle bile bana güç veriyordu. “Her şey üstüme geliyor anne… Murat’ın annesi sürekli arıyor, Murat da hep ona gidiyor. Kendimi bu evde misafir gibi hissediyorum.”
Annem uzun uzun sustu. Sonra dedi ki: “Kızım, evlilik iki kişi arasında olur ama aileler hep işin içindedir. Sen kendi sınırlarını çizmezsen kimse senin yerine çizmez.”
O gün karar verdim: Kendi sınırlarımı çizecektim.
Bir hafta sonra kayınvalidem yine aradı: “Murat’ı gönder kızım, biraz sohbet edelim.” Derin bir nefes aldım: “Teyze, Murat bu akşam bizimle kalacak. Birlikte ailece vakit geçireceğiz.” Sessizlik oldu telefonda. Sonra hafif bir kırgınlıkla kapattı.
Murat eve geldiğinde ona açıkça konuştum: “Bak Murat, ben bu evde yalnız kalmak istemiyorum. Senin anneni anlıyorum ama ben de desteğe ihtiyacım var. Bebeğimizle birlikte aile olmayı öğrenmemiz lazım.”
Murat ilk defa gözlerimin içine baktı: “Haklısın Zeynep… Annemi kaybetmekten korkuyorum ama seni de kaybetmek istemiyorum.”
O günden sonra Murat daha çok evde kalmaya başladı ama kayınvalidemle aramızdaki soğukluk arttı. Her bayramda, her aile toplantısında bana mesafeli davrandı. Bir gün dayanamayıp ona gittim: “Teyze, ben senin düşmanın değilim. Sadece oğlunla aile olmak istiyorum.”
Gözleri doldu: “Ben de oğlumu kaybetmekten korkuyorum kızım… Sen geldin diye artık bana ihtiyacı yok sanıyorum.”
İşte o an anladım: Biz üçümüz de aynı korkuyla savaşıyorduk; yalnız kalmak.
Ama Türkiye’de kadın olmak, gelin olmak, anne olmak… Hepsi ayrı bir mücadeleydi. Herkes kendi yalnızlığını başkasının üstüne yıkmaya çalışıyordu.
Şimdi bebeğim biraz büyüdü. Murat’la ilişkimiz daha güçlü ama hâlâ zaman zaman eski yaralar kanıyor. Kayınvalidemle aramızda ince bir çizgi var; ne tam dostuz ne de düşman.
Bazen düşünüyorum: Acaba bu görünmeyen savaşlar hiç biter mi? Yoksa biz Türk kadınları hep iki ateş arasında mı kalacağız?
Sizce ailede sınır koymak bencillik mi? Yoksa gerçek huzur için şart mı?