Yalnızlıkla Sarmalanan Bir Hayat: Bir Kadının Sessiz Çığlığı

“Nereye gidiyorsun şimdi, Mehmet?” diye sordum, sesim titreyerek. O ise gözlerime bakmadan, anahtarlarını cebine attı. “Biraz hava alacağım, Zeynep. Boğuldum bu evde.”

O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Yirmi yıllık evliliğimizin ağırlığı, bir anda omuzlarıma çöktü. Mehmet’in son zamanlarda eve geç gelmeleri, telefonunu saklamaları, bana olan ilgisizliği… Hepsi bir anda anlam kazandı. Ama yine de sormaya korktum. Çünkü cevabını biliyordum: Artık yalnızdım.

Mehmet’le üniversitede tanışmıştık. O zamanlar gözlerinde hep bir umut, bir heyecan vardı. Ben ise sessiz, içine kapanık bir kızdım. O bana hayatı sevdirdi, ben ona huzur verdim sanıyordum. Annem hep derdi: “Kızım, erkeğin gönlünü hoş tutacaksın. Yoksa kolayca başka limanlara yelken açar.” Ben de öyle yaptım; Mehmet’in her dediğine boyun eğdim, onun için en sevmediğim yemekleri bile pişirdim, ailesine laf ettirmedim. Ama ne oldu? Yine de yalnız kaldım.

Bir akşam, kızım Elif odama geldi. Gözleri dolu doluydu. “Anne, babam neden bu kadar değişti? Beni bile aramıyor artık,” dedi. Ona sarıldım, ama içimdeki boşluğu ona hissettirmemeye çalıştım. “Baban yorgun kızım, işte çok stresli,” dedim. Oysa biliyordum ki iş değil, başka bir kadındı onu benden uzaklaştıran.

Bir gün, Mehmet’in telefonuna gelen bir mesajı gördüm. “Seni çok özledim,” yazıyordu bir kadın adıyla. Ellerim titredi, kalbim yerinden çıkacak sandım. Yıllarca güvenmiştim ona. O an anladım ki, bazen en çok güvendiğin insan en büyük ihaneti yapabiliyormuş.

O gece Mehmet eve geç geldi. Yüzüne bakamadım. Sofraya oturduk; Elif sessizce yemeğini yedi, ben ise boğazımdan lokma geçiremedim. Mehmet ise sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Dayanamadım:

“Mehmet, bana doğruyu söyle. Biri mi var?”

Bir an durdu, gözlerini kaçırdı. Sonra başını öne eğdi: “Zeynep… Evet, biri var.”

O an dünya başıma yıkıldı. Gözyaşlarımı tutamadım. “Peki ya biz? Yirmi yıl? Elif?” dedim hıçkırarak.

Mehmet’in sesi soğuktu: “Bitti Zeynep. Uzun zamandır bitmişti aslında. Sadece söylemeye cesaret edemedim.”

O gece sabaha kadar ağladım. Elif yanıma geldi, sarıldı bana. “Anne, ne olur gitme,” dedi. Ona söz verdim: “Hiçbir yere gitmeyeceğim kızım.” Ama içimdeki yalnızlık büyüyordu.

Günler geçti, Mehmet eşyalarını topladı ve gitti. Evde bir sessizlik hâkimdi artık. Komşular fısıldaşıyordu: “Zeynep’in kocası başka kadına gitmiş.” Annem aradı: “Kızım, sabretmek lazım. Erkek milleti böyledir.” Ama ben sabretmekten yorulmuştum.

Bir gün markette karşılaştığım Ayşe abla bana sarıldı: “Zeynep’ciğim, ben de aynılarını yaşadım. Kolay değil ama geçiyor.” O an anladım ki yalnız değildim; bu ülkede nice kadın aynı acıyı yaşıyordu ama kimse konuşmaya cesaret edemiyordu.

Elif okula gitmek istemiyordu artık. “Arkadaşlarım babamı soruyor anne,” diyordu ağlayarak. Ona güçlü olmamız gerektiğini söyledim ama kendim bile inanmıyordum söylediklerime.

Bir akşam Elif’le televizyon izlerken kapı çaldı. Mehmet’ti. Gözleri doluydu bu kez.

“Zeynep… Özür dilerim. Elif’i görmek istiyorum.”

Elif koşarak babasına sarıldı ama ben yerimden kalkmadım. İçimde ona karşı ne sevgi ne de nefret kalmıştı; sadece koca bir boşluk vardı.

Mehmet gittiğinde Elif bana döndü: “Anne, babam geri döner mi?”

Ne cevap vereceğimi bilemedim. Belki dönerdi ama ben aynı Zeynep olabilir miydim? Yıllarca kendimi yok sayarak yaşadığım hayatın sonunda elimde kalan sadece yalnızlık ve kırık bir kalpti.

Bir gece kendi kendime sordum: “Ben nerede hata yaptım?” Hep susmakla mı? Kendi isteklerimi yok saymakla mı? Yoksa sadece kadın olduğum için mi bu kadar kolay vazgeçildi benden?

Şimdi her sabah aynaya bakıp kendime yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum. Elif için güçlü olmam gerektiğini biliyorum ama bazen içimdeki acı öyle büyüyor ki nefes alamıyorum.

Belki de kadınlar olarak daha fazla konuşmalı, birbirimize destek olmalı ve susmamalıyız… Sizce de öyle değil mi? Bir kadının yalnızlığı gerçekten kader mi olmalı?