Bir Kısa Ziyaretin Hayatımı Altüst Etmesi: Dönüş Yolunda Kırılan Sessizlik
“Senin burada ne işin var, Elif?” Annemin sesi, yıllardır duymadığım bir öfkeyle yankılandı avluda. Elimdeki valizi yere bırakırken, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. On yıl olmuştu köyden ayrılalı. İstanbul’da kurduğum yeni hayatıma rağmen, geçmişimden kaçamamıştım. Babamın ölüm haberini aldığımda, içimde bir boşluk oluştu; ne annemin ne de ablamın arayıp sormaması, beni daha da derinden yaralamıştı. Ama şimdi, babamın mezarına bir Fatiha okumak için buradaydım.
Köyün girişindeki çam ağaçlarının kokusu, çocukluğumun anılarını bir bir gözümün önüne serdi. O eski taş ev, bahçedeki incir ağacı, annemin sabahları yaptığı çöreklerin kokusu… Hepsi bir anda üzerime çöktü. Ama şimdi, her şey yabancıydı. Annem gözlerimin içine bakmadan, “Odanı hazırlamadım. Zaten kalacak yerin yok,” dedi. Sanki yıllar önceki tartışmamız hiç bitmemişti. Oysa ben sadece okumak istemiştim, kendi ayaklarım üzerinde durmak… Ama annem için bu, aileye ihanet etmekti.
Ablam Zeynep kapının önünde sessizce duruyordu. Göz göze geldiğimizde, aramızdaki mesafe daha da büyüdü sanki. “Hoş geldin,” dedi kısık bir sesle. Yüzünde yılların yorgunluğu vardı. Ona sarılmak istedim ama o geri çekildi. “Annem haklı,” dedi fısıltıyla. “Bizi burada bırakıp gittin.”
O gece eski odamda uyuyamadım. Duvardaki çatlaklara bakarken, çocukken annemin bana anlattığı masalları hatırladım. O zamanlar annem bana sarılır, saçlarımı okşardı. Ne zaman bu kadar uzaklaştık birbirimizden? İstanbul’da geçirdiğim yıllar boyunca hep özlemle anmıştım burayı ama şimdi her şey yabancıydı.
Sabah ezanıyla birlikte kalktım, babamın mezarına gitmek için hazırlandım. Annem mutfakta sessizce çay demliyordu. “Mezarlığa gidiyorum,” dedim. Cevap vermedi. Kapıyı çekerken arkamdan gelen sesi duydum: “Babana hakkını helal etmeden gitme.” Donup kaldım. Yıllardır içimde taşıdığım suçluluk duygusu bir anda yüzeye çıktı.
Mezarlık köyün dışındaydı. Yol boyunca çocukluğumun geçtiği patikadan yürüdüm. Her adımda geçmişimle yüzleştim: Babamın bana bağırdığı günler, annemin gözyaşları, ablamla gizlice paylaştığımız hayaller… Babamın mezarı başında dizlerimin bağı çözüldü. “Baba,” dedim titreyen bir sesle, “beni affet.” Gözyaşlarım toprağa karıştı.
Dönüş yolunda köy kahvesinin önünden geçerken, eski arkadaşım Mehmet’i gördüm. Yıllar önce bana âşık olduğunu söylemişti ama ben okumak için İstanbul’a gitmeyi seçmiştim. Şimdi gözlerinde kırgınlık vardı. “Elif, dönecek misin artık?” diye sordu. “Bilmiyorum,” dedim. “Her şey çok değişmiş.”
O akşam annemle sofrada yalnızdık. Sessizlik ağırdı. Birden annem konuşmaya başladı: “Sen gidince herkes arkamdan konuştu. ‘Kızını okutmuş, başına iş alacak’ dediler. Ben de korktum Elif… Korktum seni kaybetmekten.” Gözleri doldu. İlk kez annemi bu kadar kırılgan gördüm.
“Anne,” dedim, “ben sadece kendi yolumu çizmek istedim.”
“Senin yolun bizim yolumuzdan ayrı olunca ben de kendimi yalnız hissettim,” dedi annem titrek bir sesle.
O gece ablam odama geldi. Sessizce yanıma oturdu. “Biliyor musun Elif,” dedi, “ben de gitmek istedim aslında ama cesaret edemedim.” Gözlerinden yaşlar süzüldü. “Sen gittin diye sana kızdım ama aslında sana imrendim.”
Bir anda içimdeki tüm öfke yerini hüzne bıraktı. Ablamın elini tuttum. “Keşke konuşabilseydik,” dedim.
Ertesi gün köyde dolaşırken komşuların bakışlarını üzerimde hissettim. Herkes fısıldaşıyordu: “Şehre giden kız geri dönmüş.” Bir yandan gurur duyuyordum kendimle ama diğer yandan ait olmadığım bir yere dönmüş gibiydim.
Mehmet’le tekrar karşılaştık köy meydanında. “İstanbul’da mutlu musun?” diye sordu.
“Bazen evet,” dedim dürüstçe, “ama bazen de çok yalnız hissediyorum.”
Mehmet başını salladı: “Burada da yalnızlık var Elif… Ama burada herkes birbirini tanır.”
Akşam eve döndüğümde annem kapıda bekliyordu. “Yarın gitmeden önce seninle konuşmak istiyorum,” dedi.
Sabah kahvaltıda annem elimi tuttu: “Sana kızdım çünkü seni kaybetmekten korktum,” dedi tekrar. “Ama şimdi anlıyorum ki sen kendi hayatını yaşamak istedin.”
Gözlerim doldu: “Anne, ben seni hiç bırakmak istemedim aslında.”
Annem sarıldı bana; yıllardır ilk kez bu kadar yakın hissettim ona kendimi.
İstanbul’a dönerken otobüs camından köyüme son kez baktım. İçimde buruk bir huzur vardı; geçmişimle yüzleşmiş, ailemle barışmıştım ama hâlâ ait olduğum yeri bilmiyordum.
Şimdi düşünüyorum da; insan nereye ait olduğunu nasıl anlar? Geçmişimizi geride bırakabilir miyiz gerçekten? Yoksa her dönüşte biraz daha mı kayboluruz?