Davet Edilmemiş Komşu: Sınırlar Ne Zaman Aşılır?
“Yine mi?” diye içimden geçirdim, kapı zili üçüncü kez çalarken. Saat akşam yediyi geçmişti ve oğlum Emir, ödevlerini yeni bitirmişti. Kapının arkasında, her zamanki gibi, komşum Sevil Hanım ve oğlu Baran vardı. Baran, Emir’in birkaç ay önce tanıştığı yeni arkadaşıydı; ama Sevil Hanım’ın bu kadar sık kapımızı çalması, beni huzursuz etmeye başlamıştı.
Kapıyı açar açmaz Sevil Hanım’ın telaşlı sesiyle karşılaştım: “Ayşe Hanımcığım, kusura bakmayın yine rahatsız ediyorum ama benim bir işim çıktı, Baran’ı size bırakabilir miyim? Sadece bir saat.”
Bir saat… Geçen hafta da aynı sözü vermişti ama Baran gece dokuzda hâlâ bizim evdeydi. Oğlum Emir’in gözlerindeki heyecanı görünce, istemeden de olsa kabul ettim. “Tabii Sevil Hanım, siz işinizi halledin.”
Kapıyı kapattığımda içimde bir huzursuzluk vardı. Eşim Murat salonda televizyon izliyordu. Yanına gidip hafifçe fısıldadım: “Yine Baran bizde kalacakmış.” Murat omuz silkti: “Çocuklar oynasın işte, ne olacak?”
Ama ben öyle düşünmüyordum. Sevil Hanım’ın bu rahatlığı, bana kendimi kullanılmış hissettiriyordu. Annemden öğrendiğim bir şey varsa, o da komşuluk ilişkilerinde sınırların önemli olduğuydu. Ama Sevil Hanım sanki bu sınırları hiç duymamış gibiydi.
Baran ve Emir odalarında oyun oynarken, ben mutfakta çay demledim. Bir yandan da aklımda binbir düşünce… Sevil Hanım neden sürekli oğlunu bana bırakıyordu? Gerçekten işi mi çıkıyordu yoksa başka bir nedeni mi vardı?
Saat dokuzu geçtiğinde hâlâ gelmemişti. Telefonunu aradım, açmadı. Oğlumun gözleri uykudan kapanmaya başlamıştı. Baran ise hâlâ enerjikti. “Anneciğim, Baran’ın annesi ne zaman gelecek?” diye sordu Emir.
“Bilmiyorum oğlum,” dedim, sesimdeki endişeyi gizleyemeden.
Nihayet saat on buçukta kapı çaldı. Sevil Hanım yüzünde mahcup bir ifadeyle içeri girdi. “Ayşe Hanımcığım, çok özür dilerim, işlerim uzadı…”
O gece yatağa uzandığımda içimde bir öfke vardı. Neden hayır diyemiyordum? Neden kendi evimde bile huzursuz hissediyordum?
Ertesi gün apartmanın girişinde Sevil Hanım’la karşılaştık. Yine gülümseyerek yaklaştı: “Dün çok mahcup oldum vallahi. Ama siz olmasanız ne yapardım bilmiyorum.”
Bir an duraksadım. Gözlerinin içine bakarak: “Sevil Hanım, dün gece gerçekten çok geç oldu. Emir’in de düzeni bozuldu. Lütfen bundan sonra biraz daha dikkatli olalım,” dedim.
Yüzündeki gülümseme bir an dondu. Sonra hızla toparlandı: “Tabii tabii, haklısınız. Bir daha olmaz.”
Ama oldu… Hem de defalarca.
Bir hafta sonra Emir okuldan eve geldiğinde ağlıyordu. “Baran bana kızdı anne,” dedi hıçkırarak. “Annesi ona ‘Emir’in annesi seni daha çok seviyor’ demiş.”
Şaşkınlıkla baktım oğluma. O gece Murat’la uzun uzun konuştuk. “Ayşe, belki de fazla büyütüyorsun,” dedi Murat. Ama ben biliyordum; bu sadece çocukların arkadaşlığı değil, anneler arasındaki görünmez bir savaştı artık.
Bir sabah marketten dönerken apartmanın önünde komşularımızdan Gülten Abla beni kenara çekti: “Ayşe kızım, Sevil Hanım senin hakkında konuşuyormuş. ‘Çocuğuma bakmak istemiyor’ diyormuş.”
İçimde bir şeyler kırıldı o an. Ben sadece kendi ailemin huzurunu korumaya çalışıyordum ama mahallede bambaşka bir hikaye anlatılıyordu.
O akşam Sevil Hanım kapımı tekrar çaldığında ilk defa net konuştum: “Sevil Hanım, lütfen yanlış anlamayın ama Baran’ı bu kadar sık bize bırakmanız beni zorluyor. Emir’in düzeni bozuluyor ve ben de yoruluyorum.”
Bir an sessizlik oldu. Sonra sesi titreyerek: “Ben yalnızım Ayşe Hanım… Eşim şehir dışında çalışıyor, ailem yok burada… Bazen gerçekten çok çaresiz hissediyorum,” dedi.
O an içimdeki öfke yerini suçluluğa bıraktı. Ama yine de kendi sınırlarımı korumam gerektiğini biliyordum.
“Anlıyorum sizi Sevil Hanım,” dedim yumuşak bir sesle. “Ama benim de bir ailem var ve çocuklarımıza iyi bakabilmek için önce kendimize de iyi bakmamız lazım.”
O günden sonra ilişkimiz mesafeli ama saygılı bir hale geldi. Baran ve Emir hâlâ arkadaş ama artık her şey daha kontrollü.
Bazen geceleri uyuyamazken düşünüyorum: İnsanlar neden birbirlerinin sınırlarını bu kadar kolay aşabiliyor? Yardım etmekle kendini feda etmek arasındaki çizgi nerede başlıyor, nerede bitiyor?
Siz olsaydınız ne yapardınız? Komşuluk mu önemli, yoksa kendi ailenizin huzuru mu?