Yeniden Bulmak: Elif’i Ararken Kendi Hayatımı Kaybettim mi?
“Elif!” diye bağırdım, sesim boğazımda düğümlendi. Düğün salonunun kalabalığı arasında, beyaz elbisesiyle bir hayalet gibi süzülen o kadını gördüğümde, on beş yaşımdaki halimle göz göze geldim sanki. O an, yıllardır içimde taşıdığım pişmanlıklar, özlemler ve korkular bir anda üzerime çöktü. Annem yanımda, “Ne oldu Burak?” diye fısıldadı. Cevap veremedim. Çünkü Elif’i kaybettiğim o yaz akşamı, hayatımın yönü değişmişti ve şimdi, yıllar sonra, her şey yeniden başlıyordu.
O yazı hatırlıyorum: 2005’in Temmuz’u, Adapazarı’nda kavurucu bir sıcak. Babam işten yeni atılmış, evde sürekli tartışmalar. Annem ağlıyor, ablam odasına kapanıyor. Ben ise mahalledeki basket potasında Elif’le buluşuyorum. O zamanlar her şey daha kolaydı; Elif’in gülüşüyle dünyam aydınlanırdı. Ama bir gün, babamın işsizliği yüzünden başka bir şehre taşınmamız gerekti. Elif’e veda bile edemedim. Sadece bir mektup bırakmıştım; ona ulaşmadığını yıllar sonra öğrenecektim.
Yıllar geçti. Üniversiteye başladım, İstanbul’a geldim. Hayatım boyunca Elif’in izini sürdüm; sosyal medyada aradım, ortak arkadaşlara sordum ama hep bir duvar vardı aramızda. Annemle babamın evliliği de bu süreçte çatırdadı. Babam alkolik oldu, annem ise bana tutundu. Ben ise kendi hayatımı kurmaya çalışırken hep eksik hissettim. Hiçbir ilişkim uzun sürmedi; çünkü kimse Elif’in yerini dolduramıyordu.
O düğün gecesi ise her şeyi değiştirdi. Ablamın en yakın arkadaşı evleniyordu ve ben istemeye istemeye gitmiştim. Masada otururken birden gözüm ona takıldı: Elif. Yıllar geçmişti ama gözleri aynıydı. Yanında küçük bir kız çocuğu vardı. Kalbim sıkıştı; acaba evli miydi? Yanına gitmeye cesaret edemedim önce. Sonra kendimi tuvalete attım, aynada kendime baktım: “Burak, ya şimdi ya hiç!” dedim.
Kendimi topladım ve masasına doğru yürüdüm. O an sanki herkes susmuştu. “Elif?” dedim titrek bir sesle. Başını kaldırdı, göz göze geldik. Bir anlık sessizlik… Sonra gülümsedi: “Burak… Sen misin?”
Oturduk, konuştuk. Meğer o da beni yıllarca aramış ama benim taşındığımı duymuş ve pes etmiş. Küçük kız ise yeğeniymiş; evlenmemişti. O an içimde bir umut filizlendi. Ama tam o sırada annem masamıza geldi ve Elif’e soğuk bir bakış attı. “Burak, hadi kalkalım,” dedi sertçe.
Eve dönerken arabada annemle tartıştık:
— Neden böyle davrandın anne?
— O kız sana göre değil Burak! Onun ailesiyle bizim aramızda yıllardır sorun var, bilmiyor musun?
— Beni ilgilendirmez! Ben Elif’i seviyorum.
— O zaman bu evde kalamazsın!
O gece valizimi topladım ve ablamın yanına taşındım. Elif’le tekrar görüşmeye başladık ama ailelerimiz arasındaki eski husumetler yeniden alevlendi. Babam hastaneye kaldırıldı; siroz olmuştu. Annem bana küstü, ablam ise arada kaldı.
Bir akşam Elif’le sahilde yürürken ona sordum:
— Sence biz bu kadar engeli aşabilir miyiz?
— Bilmiyorum Burak… Ben de çok yoruldum. Ama seni bırakmak istemiyorum.
Ama hayat bize başka planlar yaptı. Babam vefat ettiğinde annem tamamen yıkıldı ve bana döndü:
— Senin yüzünden oldu! Hep kendi bildiğini okudun!
O suçluluk duygusuyla Elif’ten uzaklaştım; ona yük olmak istemedim. Aylarca görüşmedik. İşe gittim geldim, anneme baktım ama içimdeki boşluk büyüdü.
Bir gün Elif’ten bir mesaj geldi: “Konuşmamız lazım.” Buluştuk; gözleri doluydu.
— Burak… Ben yurtdışına gidiyorum. Bir süreliğine… Belki de dönmem.
O an dünyam başıma yıkıldı. Onu kaybetmemek için yalvardım ama kararını vermişti.
Şimdi, yıllar sonra bu satırları yazarken düşünüyorum: Gerçekten kaybettiğim Elif miydi yoksa kendim miydim? Ailemin yükünü taşırken kendi mutluluğumu feda ettim mi? Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevdiğiniz için her şeyi göze alır mıydınız?