Kocamın Cimriliğiyle Savaşım: Kendi Hayatımı Seçmeye Cesaret Edebilir miyim?

“Yasemin, o ışığı neden açık bıraktın? Elektrik faturası bu ay yine yüksek gelirse sorumlusu sensin!”

Kocam Murat’ın sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, içindeki sıcaklık avuçlarımı yakarken, içimdeki soğukluk bir kez daha ruhumu sardı. O an, bir kez daha anladım: Bu evde nefes almak bile lüks sayılıyordu.

On iki yıldır Murat’la evliyim. Başlarda her şey farklıydı; bana çiçekler alır, küçük sürprizler yapardı. Ama zamanla, her şeyin hesabını yapmaya başladı. Önce market alışverişlerinde başladı bu hesap kitap işleri. Sonra doğum günümde aldığı hediyeler küçüldü, en sonunda tamamen yok oldu. Şimdi ise, bana harcanan her kuruşun hesabını vermek zorundayım.

Bir gün annem aradı. “Kızım, iyi misin? Sesin solgun geliyor.”

“İyiyim anne,” dedim yutkunarak. Oysa iyi değildim. Annem her şeyi anlıyordu ama ben ona hiçbir şey anlatamıyordum. Çünkü biliyordum ki, annem üzülmesin diye susmak zorundaydım.

Murat’la en büyük kavgamız geçen ay oldu. Kızımız Elif’in doğum günü için pasta almak istemiştim. “Evde kek yaparsın, ne gerek var dışarıdan almaya?” dedi. Elif’in gözleri doldu; o an içimde bir şeyler koptu. Kendi çocuğumun mutluluğu bile Murat’ın para hesabından daha önemsizdi.

Bir akşam, Elif odasında ağlarken yanına gittim. “Anne,” dedi hıçkırarak, “babam beni sevmiyor mu?”

O an yüreğim paramparça oldu. “Tabii ki seviyor kızım,” dedim ama gözlerimden yaşlar süzüldü. Çünkü ben de artık emin değildim.

Murat’ın cimriliği sadece parayla ilgili değildi; sevgisini de kıskanıyordu sanki. Bir gün işten eve geç geldim diye saatlerce surat astı. “O kadar yol parası harcadın, bir de dışarıda yemek yedin. Yazık değil mi?” dediğinde, kendimi değersiz hissettim.

Kendi ailemle bile görüşmemi istemiyordu. “Onlara gitmek için yol parası harcamak gereksiz,” derdi. Oysa ben annemi, babamı görmek istiyordum. Ama her defasında vicdan azabıyla eve dönüyordum.

Bir gün komşum Ayşe abla uğradı. “Yasemin, yüzün solmuş kızım. Bir derdin mi var?” dedi.

Ona anlatmak istedim ama dilim dönmedi. Çünkü utandım. Eşimden utanıyordum; onun cimriliğinden, sevgisizliğinden ve beni bu hale getirmesinden utanıyordum.

Gece yatağa uzandığımda Murat’ın sırtı bana dönüktü. Elif’in odasından hafif bir hıçkırık sesi geliyordu. O an karar verdim: Böyle devam edemezdi.

Ertesi sabah Murat’a kahvaltı hazırlarken cesaretimi topladım.

“Murat, konuşmamız lazım.”

Bana bakmadan, “Ne oldu yine?” dedi.

“Böyle yaşamak istemiyorum artık,” dedim titreyen bir sesle. “Elif mutsuz, ben mutsuzum. Her şey para değil.”

Gözlerini devirdi. “Sen de herkes gibi harcamak istiyorsun değil mi? Sonra borca batınca ağlayan yine sen olursun.”

“Ben sadece biraz sevgi istiyorum,” dedim neredeyse fısıldayarak.

“Sevgiyle karın doyar mı?” dedi alaycı bir şekilde.

O an içimdeki umut kırıldı. Yıllardır kendimi suçlamıştım; belki ben fazla istiyordum, belki ben bencildim diye düşünmüştüm. Ama artık biliyordum: Sorun bende değildi.

O gün Elif’i okula bırakırken gözyaşlarımı tutamadım. Okulun önünde diğer annelerle karşılaştım; hepsi güler yüzlüydü, çocuklarıyla şakalaşıyorlardı. Ben ise içimde bir boşlukla eve döndüm.

Akşam Murat yine faturaları masaya serdi. “Bu ay fazla elektrik harcamışsınız,” dedi bana ve Elif’e bakarak. Elif başını önüne eğdi.

Dayanamadım: “Elif çocuk Murat! Oyun oynayacak, ışık açacak! Hayatımızı karanlıkta mı geçireceğiz?”

Murat sinirlendi: “Sen de ona alışkanlık edindiriyorsun! Sonra büyüyünce sorumsuz olur.”

O gece Elif yanıma geldi ve sessizce sordu: “Anne, başka bir evde yaşasak daha mutlu olur muyduk?”

İşte o an kararımı verdim: Bu evde kalırsam hem ben hem de kızım solup gidecektik.

Ertesi gün annemi aradım ve her şeyi anlattım. Annem ağladı telefonda; “Kızım, senin mutluluğun her şeyden önemli,” dedi.

Boşanma fikriyle yüzleşmek kolay değildi. Türkiye’de kadınların boşanması hâlâ kolay kabul edilmiyor; hele ki aile baskısı, mahalle baskısı… Ama artık korkmuyordum.

Bir akşam Murat’a boşanmak istediğimi söyledim.

“Ne diyorsun sen Yasemin? Deli misin? İnsanlar ne der?”

“Kimse ne derse desin,” dedim kararlı bir şekilde. “Ben ve kızım mutlu olmak istiyoruz.”

Murat ilk defa sessiz kaldı. Sonra öfkeyle kapıyı çarpıp çıktı.

O gece Elif’le sarılıp ağladık. Ama ilk defa umutluydum; çünkü kendi hayatımı seçmek için ilk adımı atmıştım.

Şimdi yeni bir evdeyiz; küçük ama huzurlu bir ev… Elif gülüyor artık, ben de aynada kendime bakıp gülümsüyorum.

Bazen geceleri hâlâ korkularım oluyor; acaba doğru mu yaptım diye düşünüyorum. Ama sonra Elif’in yüzündeki mutluluğu görünce kendime soruyorum:

Bir kadın kendi mutluluğu için savaşınca bencil mi olur? Yoksa bu cesaret midir? Siz olsaydınız ne yapardınız?