İki Eski Dost, Bir Apartman ve Kırık Hayaller
“Senin yerinde olsam çoktan bırakırdım o işi, Zeynep,” dedi Elif, gözlerinde küçümseyici bir parıltıyla. Beşinci kattaki dairesinden aşağıya, benim üçüncü kattaki mütevazı evime her gelişinde ya övünmek ya da şikayet etmek için bir sebep bulurdu. O an mutfağımda, eski günlerden kalma çay bardağını elinde tutarken, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim.
Bir zamanlar Elif’le ayrılmaz iki dosttuk. Ortaokulda aynı sırada oturur, okul çıkışı annelerimizin hazırladığı kekleri paylaşırdık. O zamanlar aramızda ne para ne de güzellik farkı vardı; sadece saf bir çocukluk dostluğu… Ama yıllar geçti, hayatlarımız bambaşka yönlere savruldu. Elif’in ailesi varlıklıydı; ona her zaman en güzel elbiseleri, en yeni telefonları alırlardı. Ben ise annemle babamın emekli maaşıyla büyüdüm; ikinci el kitaplar, eskiyen montlar… Ama Elif’in yanında bunların önemi yoktu, öyle sanıyordum.
Lise bittiğinde Elif İstanbul’da özel bir üniversiteye gitti, ben ise Eskişehir’de devlet üniversitesini kazandım. Aramızdaki mesafe arttıkça, sohbetlerimiz de azaldı. Yine de her yaz buluşurduk; o bana şehirdeki yeni hayatını anlatır, ben de annemin hastalığından, babamın işsizliğinden bahsederdim. O zamanlar bile aramızda bir uçurum oluşmaya başlamıştı ama ben görmezden geliyordum.
Yıllar sonra ikimiz de evlendik ve tesadüf bu ya, aynı apartmanda daire tuttuk. Elif’in eşi Murat büyük bir inşaat şirketinde müdürdü; benim eşim Cem ise belediyede memur… Elif’in evi geniş ve lükstü; benimki ise küçük ama sıcaktı. Yine de Elif sık sık bana uğrar, bazen yeni aldığı çantayı gösterir, bazen de kayınvalidesinin ona yaptığı haksızlıklardan yakınırdı.
Bir gün Elif kapımı çaldığında gözleri kıpkırmızıydı. “Zeynep, bana bir kahve yapar mısın? Dayanamayacağım artık,” dedi. Hemen mutfağa geçtik. “Murat yine geç geldi dün gece. Telefonuna bakmadı bile. Sence beni aldatıyor olabilir mi?” diye sordu titreyen sesiyle.
O an içimde tuhaf bir his oluştu. Yıllarca bana yukarıdan bakan Elif’in şimdi bana muhtaç olması… Onu teselli etmeye çalıştım: “Belki işten çok yorulmuştur, Elif. Murat seni seviyor biliyorsun.” Ama gözlerindeki korku geçmedi.
O günden sonra Elif daha sık gelmeye başladı. Bazen sabahları bile kapımı çalıyordu. Bir gün yine otururken konu döndü dolaştı benim işime geldi. “Sen hâlâ o markette mi çalışıyorsun? Zeynep, bak sana söylüyorum, o kadar okudun yazık değil mi? Murat belki sana kendi şirketinde iş bulabilir,” dedi küçümseyen bir ifadeyle.
İçimde bir öfke kabardı ama belli etmedim. “Ben işimi seviyorum Elif,” dedim kısaca. O ise dudak büktü.
Bir akşam apartmanın önünde komşularla sohbet ederken Elif’in sesi yükseldi: “Zeynep’in kocası Cem de çok sessiz biri ya… Hiçbir yere götürmüyor Zeynep’i! Biz Murat’la geçen hafta Bodrum’daydık.” Herkesin içinde beni küçük düşürmekten çekinmedi.
O gece Cem’e her şeyi anlattım. “Belki de artık Elif’le görüşmemeliyim,” dedim gözlerim dolarak. Cem ise omzuma dokundu: “Sen iyi bir insansın Zeynep. Onun mutsuzluğunu kendi mutsuzluğun yapma.”
Ama içimdeki yara büyüyordu. Annem aradı bir gün: “Kızım, Elif’le hâlâ görüşüyor musun? Onun annesiyle geçen gün pazarda karşılaştım, senin için ‘Zeynep hâlâ markette çalışıyor’ demiş.” Annemin sesi kırılmıştı.
Bir sabah Elif kapımı çaldı; bu sefer yanında küçük kızı Defne vardı. Defne ağlıyordu. “Zeynep, Defne’yi birkaç saatliğine bırakabilir miyim? Çok önemli bir toplantım var,” dedi telaşla. Defne’yi aldım; Elif aceleyle çıktı gitti.
O gün Defne’ye kek yaptım, oyun oynadık. Akşam olunca Elif geldi; yorgun ama rahatlamış görünüyordu. “Sen olmasan ne yapardım bilmiyorum,” dedi ama gözlerinde minnetten çok alışkanlık vardı.
Bir hafta sonra apartmanda büyük bir kavga çıktı. Elif’in eşi Murat başka bir kadınla yakalanmıştı; tüm apartman konuşuyordu. Elif günlerce evden çıkmadı. Sonunda cesaretimi toplayıp kapısını çaldım.
Kapıyı açtığında gözleri şişmişti. “Zeynep… Ben ne yapacağım?” dedi hıçkırarak. Sarıldık; yılların öfkesi ve kırgınlığı o an eridi gitti sanki.
“Hayat bazen adil değil Elif,” dedim sessizce. “Ama yalnız değilsin.”
O günden sonra ilişkimiz değişti. Artık Elif bana yukarıdan bakmıyordu; ben de ona kırgın değildim. Birbirimizin yaralarını sarmaya başladık.
Ama içimde hep şu soru kaldı: Gerçek dostluk neydi? Sadece iyi günde yanında olan mıydı dost, yoksa en zor anında kapını çalan mı? Belki de dostluk, tüm kırgınlıklara rağmen birbirini affedebilmekti…
Sizce gerçek dostluk nedir? İnsan geçmişte yaşananları unutup yeniden başlayabilir mi?