Geç Kalmış Bir Sevdanın Ardından: Elif’i Kaybettiğim Gün
“Elif’i kaybettin, bunu kabul et artık!” diye içimdeki ses bağırıyordu. Arabanın direksiyonuna öyle sıkı tutunmuşum ki, parmaklarımın beyazladığını fark ettim. Gözüm, Kadıköy’deki o eski restoranın kapısına kilitlenmişti. Bugün lise mezunları buluşmamız vardı. Yirmi yıl sonra, herkesin hayatı bir yerlere savrulmuşken, ben hâlâ o günün gölgesindeydim.
Telefonum titredi. Annem arıyordu. “Kaan, oğlum, hâlâ gitmedin mi? Bak, insanlar beklemez. Git, insan içine karış biraz!” dedi telaşla. Annemin sesiyle irkildim. Oysa annem de biliyordu; ben insan içine karışmayı hiç beceremedim. Hele Elif’ten sonra…
Yirmi yıl önce, lise son sınıfta her şey çok farklıydı. Elif’le aynı sınıftaydık. O zamanlar hayat daha kolaydı sanki. Elif’in gözleri gülerdi hep; saçlarını atkuyruğu yapar, bana inat, ders aralarında kantinde simit alırdı. Ben ise hep mesafeliydim. Babamın “Oğlum, önce üniversiteyi kazanacaksın, sonra iş bulacaksın! Aşk meşk işleriyle uğraşma!” sözleri kulaklarımda çınlardı. Elif ise hayallerinin peşinden gitmek isterdi.
Bir gün okul çıkışı, Moda’da yürürken bana dönüp, “Kaan, neden hep susuyorsun? Hiçbir şey hissetmiyor musun?” diye sormuştu. O an ona sarılmak istedim ama cesaret edemedim. Sadece “Şimdi zamanı değil,” dedim. O da gözlerini kaçırdı ve bir daha bana eskisi gibi bakmadı.
Mezuniyet gecesi… Herkes dans ederken ben köşede oturuyordum. Elif ise başka bir çocukla gülüyordu. İçimde bir şeyler kırıldı ama gururum izin vermedi yanına gitmeye. O gece Elif bana veda etti; “Kendine iyi bak Kaan,” dedi ve gitti. Ben ise sadece başımı salladım.
Yıllar geçti. Üniversiteyi kazandım, mühendis oldum, iyi bir iş buldum. Annem gurur duydu, babam “Aferin oğlum!” dedi. Ama içimde hep bir boşluk vardı. Hiçbir başarı Elif’in gülüşünün yerini doldurmadı.
Bir gün annem bana görücü usulü bir kız ayarladı: Zeynep. İyi bir aile kızıydı, terbiyeli, sessiz… Ama ben Zeynep’e asla Elif’e hissettiğim gibi hissedemedim. Evlendik, iki çocuğumuz oldu ama evimizin içinde hep bir soğukluk vardı. Zeynep de bunu biliyordu; bazen geceleri ağladığını duyardım ama hiç konuşmazdık.
Bugün, yirmi yıl sonra, mezunlar buluşmasına gitmeye karar verdim. Belki Elif’i görürüm diye… Arabadan indim, ellerim titriyordu. Restorana girdim; eski arkadaşlarım masalarda oturmuş, kahkahalar atıyordu. Gözüm hemen Elif’i aradı.
Bir köşede oturuyordu; saçları artık kısa ve bembeyazdı ama gözleri hâlâ aynıydı. Yanında küçük bir kız vardı; sanırım kızıydı. Cesaretimi topladım ve yanına gittim.
“Elif… Merhaba,” dedim kısık bir sesle.
Başını kaldırdı, göz göze geldik. Bir anlık sessizlik oldu.
“Kaan… Sen misin?” dedi şaşkınlıkla.
“Benim… Yıllar oldu,” dedim.
Elif hafifçe gülümsedi ama gözlerinde bir hüzün vardı.
“Evet, yıllar oldu… Sen nasılsın?”
“İyiyim… Yani… Bilmiyorum,” dedim dürüstçe.
Yanındaki küçük kız bana baktı: “Anne, bu amca kim?”
Elif kızına döndü: “Eski bir arkadaşım kızım.”
Bir süre sustuk. Sonra Elif bana döndü:
“Hayat seni nasıl davrandı Kaan?”
Bir an gözlerim doldu; yutkundum.
“Ben… Başarılar kazandım ama mutlu olamadım Elif,” dedim.
Elif başını salladı: “Bazen insan en çok istediği şeyi en son anlıyor Kaan.”
O an içimde yıllardır bastırdığım duygular patladı:
“Elif… Ben seni hiç unutamadım. Hatta… Galiba seni hep sevdim.”
Elif’in gözleri doldu ama gülümsedi:
“Geç kaldık Kaan… Ben de seni çok sevdim ama hayat başka türlü aktı.”
Bir süre sessizce oturduk. Sonra Elif kalktı:
“Kızımı eve götürmem lazım… Kendine iyi bak Kaan.”
Ardından yürüyüp gitti. Ben ise masada öylece kaldım; ellerim titriyordu.
O gece eve dönerken arabada ağladım. Zeynep uyuyordu; çocuklar da odalarında sessizdi. Mutfağa geçtim, ışığı açmadan oturdum.
Hayatım boyunca hep başkalarının beklentilerini karşıladım; babamın gururu, annemin huzuru için yaşadım. Ama kendi mutluluğumu hiç düşünmedim.
Şimdi soruyorum size: Siz hiç geç kaldığınız bir sevda için pişman oldunuz mu? Hayatınızda gerçekten sevdiğiniz birini kaybettiniz mi? Yoksa hâlâ zamanınız varken ona sarılacak cesaretiniz var mı?