İnanç, Gözyaşı ve Umut: Bir Büyükanne Olarak Torunlarımı Karanlıktan Kurtarma Mücadelem

“Anneanne, ben artık eve gelmeyeceğim!” diye bağırdı Efe, kapıyı öyle bir çarptı ki, camlar zangırdadı. O an içimde bir şeyler koptu. Efe benim ilk torunumdu, gözümün nuru, küçüklüğünde dizime oturup bana masal anlattıran o çocuk… Şimdi ise gözlerinde öfke, dudaklarında isyan vardı. O gece sabaha kadar dua ettim. Yastığım gözyaşlarımla ıslandı. “Allah’ım,” dedim, “benim gücüm kalmadı. Sen yardım et.”

Her şey birkaç yıl önce başladı. Oğlum Murat ve gelinim Zeynep’in işleri bozulmuştu. Evde huzur kalmamıştı. Efe ve kız kardeşi Elif, sürekli kavga eden anne babalarının arasında sıkışıp kalmışlardı. Ben de onlara destek olmak için yanlarına taşındım. Ama ne yaptıysam, o eski sıcak aile ortamını kuramadım. Efe lise çağında, Elif ise ortaokuldaydı. Efe’nin arkadaş çevresi değişmişti; okuldan kaçıyor, eve geç geliyor, odasına kapanıyordu. Bir gün cebinde sigara buldum. “Anneanne, herkes içiyor,” dedi umursamazca. “Sen de genç oldun mu hiç?”

O an içimden bir fırtına koptu. “Benim gençliğimde böyle şeyler ayıp sayılırdı!” dedim. Ama sözlerim ona ulaşmadı. Oğlum Murat ise işten yorgun dönüyor, çoğu zaman çocuklarıyla konuşmaya mecali kalmıyordu. Zeynep ise kendi derdine düşmüştü; bazen günlerce odasından çıkmıyordu. Evde bir yabancılık vardı artık.

Bir akşam Efe eve sarhoş geldi. Gözleri kan çanağı gibiydi. “Efe!” diye bağırdım, “Bu halin ne?”

“Bırak anneanne!” dedi, “Sen ne anlarsın bizim hayatımızdan?”

O gece oğlumla tartıştık. “Murat,” dedim, “Çocuk elden gidiyor! Bir şey yapmalısın.”

Oğlum başını öne eğdi: “Anne, ben de ne yapacağımı bilmiyorum.”

O an anladım ki, bu evde herkes kendi acısında boğuluyordu. Elif ise sessizce köşesine çekilmişti. Bir gün okuldan aradılar; Elif’in notları düşmüş, içine kapanmıştı. Onu odamda ağlarken buldum.

“Anneanne,” dedi titrek bir sesle, “Kimse beni anlamıyor.”

Kızcağızı kucağıma aldım, saçlarını okşadım. “Ben buradayım yavrum,” dedim, “Senin için dua ediyorum her gece.”

Ama dualarımın kabul olup olmayacağını bilmiyordum. Her gün sabah namazından sonra ellerimi açıp Allah’a yalvardım: “Allah’ım, torunlarımı koru, onları kötülüklerden uzak tut.”

Bir gün Efe’nin okulundan aradılar; kavga çıkarmış, disipline gitmişti. Müdür Bey’le konuştum. “Şerife Hanım,” dedi, “Efe zeki bir çocuk ama çok öfkeli. Evde bir sorun mu var?”

Gözlerim doldu. “Biz elimizden geleni yapıyoruz ama yetemiyoruz galiba,” dedim.

O gün eve dönerken sokakta Efe’yi gördüm; yanında mahalleden birkaç çocuk vardı, gülüşüyorlardı ama yüzlerinde bir ciddiyet vardı. Onlara yaklaştım.

“Efe,” dedim, “Gel biraz konuşalım.”

Arkadaşları alaycı bakışlarla uzaklaştı. Efe ise başını öne eğdi.

“Anneanne,” dedi sessizce, “Beni anlamıyorsunuz.”

“Anlat o zaman,” dedim, “Neden bu kadar öfkelisin?”

Gözleri doldu; ilk defa o kadar kırılgan gördüm onu.

“Babam beni hiç dinlemiyor,” dedi, “Annem zaten yok gibi… Sen de sürekli dua ediyorsun ama hiçbir şey değişmiyor!”

O an içimde bir acı hissettim; dualarımın ona ulaşmadığını düşündüm.

O gece yine sabaha kadar uyuyamadım. Kendi kendime sordum: Nerede hata yaptık? Bizim ailemiz neden bu hale geldi? Eskiden bayramlarda bir araya gelir, sofralar kurardık; şimdi herkes kendi köşesinde yalnız.

Bir sabah Elif’in odasında ilaç kutuları buldum. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu.

“Elif!” diye bağırdım korkuyla.

Ağlayarak yanıma geldi: “Anneanne, ben yaşamak istemiyorum…”

Dünya başıma yıkıldı o an. Hemen oğlumu ve gelinimi çağırdım. İlk defa ailece oturduk ve konuştuk.

“Murat,” dedim, “Çocuklarımızı kaybediyoruz! Herkes kendi derdine düşmüş… Birbirimize sarılmamız lazım.”

Zeynep ağladı: “Ben de çok yalnızım Şerife Anne… Kimseyle konuşamıyorum.”

O gün ilk defa ailece birbirimize sarıldık ve ağladık. Sonra hep birlikte camiye gittik; dua ettik, Allah’tan yardım diledik.

O günden sonra her akşam sofrada buluşmaya başladık. Efe başta gelmek istemedi ama zamanla alıştı. Elif’le uzun yürüyüşler yaptık; ona gençliğimden hikâyeler anlattım.

Bir gün Efe yanıma geldi: “Anneanne,” dedi utangaçça, “Seninle konuşmak istiyorum.”

Oturduk balkonda; bana içini döktü. Arkadaşlarının baskısından, kendini yalnız hissettiğinden bahsetti.

“Elif’i de çok özlüyorum,” dedi, “Eskiden hep birlikte oyun oynardık.”

O an gözlerim doldu; demek ki hâlâ umut vardı.

Aylar geçti; Efe yavaş yavaş toparlandı. Okula geri döndü, basketbol takımına katıldı. Elif ise terapiye başladı; resim yapmaya başladı ve odasının duvarlarını kendi çizimleriyle süsledi.

Bir gün ailece pikniğe gittik; Efe top oynadı, Elif gülümsedi… O an Allah’a şükrettim.

Şimdi bazen hâlâ korkuyorum; ya tekrar eskiye dönersek? Ama biliyorum ki aile olmak vazgeçmemek demekmiş.

Belki de en büyük mucize pes etmemekteymiş… Sizce de öyle değil mi? Aile olmak sizce ne demek? Siz hiç sevdikleriniz için dua ettiniz mi?