Dört Gün Kayınvalidemde: Bir Daha Asla Yapmayacağım Hata

“Zeynep, senin bu kadar pimpirikli olmanı anlamıyorum. Biz de çocuk büyüttük, bir şey olmadı!” Kayınvalidemin sesi mutfakta yankılanırken, elimdeki çay bardağı titredi. Gözüm, salonda oyuncaklarıyla oynayan oğlum Emir’e kaydı. Henüz bir buçuk yaşında; gözleriyle dünyayı yeni yeni keşfediyor. Ama ben, dört günlüğüne şehir dışına çıkmam gerektiğinde, onu kayınvalideme bırakmak zorunda kalmıştım. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar yazdım: ne zaman uyuyacak, hangi mamayı ne kadar yiyecek, hangi oyuncağıyla oynarken dikkatli olunacak… Dört sayfa A4 kâğıdı dolusu talimat. Ama şimdi, o dört günün ardından içimdeki huzursuzluk hiç dinmiyor.

O günün sabahı, eşim Murat valizleri arabaya yerleştirirken ben Emir’in çantasını kontrol ediyordum. “Zeynep, annem bakar işte, abartıyorsun,” dedi Murat, gözlerinde hafif bir bıkkınlıkla. “Senin annenle büyüdük biz de.”

Ama ben biliyorum; zaman değişti, çocuklar değişti. Annemle kayınvalidem arasında dağlar kadar fark var. Annem her dediğimi harfiyen uygular, ama kayınvalidem… O her şeyi kendi bildiği gibi yapar.

Arabaya binerken Emir’in bana uzattığı minik elleri hâlâ aklımda. “Anne… anne…” diye ağladı. İçim parçalandı ama iş seyahatini iptal edemezdim. Murat’la birlikte Ankara’ya doğru yola çıktık.

İlk gün her şey yolundaydı. Kayınvalidem aradı: “Emir çok uslu, hiç merak etme.” Ama ikinci günün akşamı telefonum çaldı. Arayan komşumuz Ayşe Hanım’dı. “Zeynep, kusura bakma ama Emir’i bugün parkta tek başına dolaşırken gördüm. Kayınvaliden bankta oturuyordu.”

O an beynimden vurulmuşa döndüm. Hemen aradım kayınvalidemi: “Anne, Emir’i gözünden ayırma demiştim! Parkta yalnız bırakılır mı çocuk?”

“Zeynep, abartıyorsun! Bizim zamanımızda çocuklar sokakta büyürdü,” dedi kayınvalidem, sesi yükselmişti.

O gece uyuyamadım. Murat’a anlattım, “Annem bilir işini,” dedi yine. Ama içimdeki huzursuzluk büyüdü.

Üçüncü günün sabahı Emir’in ateşi çıkmış. Kayınvalidem bana haber vermeden komşu Şengül Abla’dan bitki çayı alıp içirmiş. “İlaçlara gerek yok, doğal yöntem en iyisi,” demiş. Oğlumun ateşi daha da yükselmiş.

Dördüncü gün eve döndüğümüzde Emir’in yüzü solgundu. Kucağıma aldığımda vücudu hâlâ sıcaktı. “Anneciğim…” diye inledi.

Kayınvalidem savunmaya geçti: “Ben elimden geleni yaptım! Senin gibi anneler çocuklarını pamuklara sarıyor, sonra da hasta oluyorlar.”

O an patladım: “Benim çocuğumun sağlığıyla ilgili kararları ben veririm! Size güvenmekle hata ettim.”

Murat araya girdi: “Yeter artık! Annemi suçlama.”

Evde soğuk bir hava esti. O gece Emir’i kucağımda uyuttum ve sabaha kadar ağladım. Kendimi suçladım; acaba fazla mı titizdim? Yoksa gerçekten annelik içgüdüm mü haklıydı?

Ertesi sabah Emir’i doktora götürdüm. Hafif bir enfeksiyon geçirmişti; doktor, “Bitki çayları bu yaşta riskli olabilir,” dediğinde içimdeki öfke yeniden alevlendi.

Kayınvalidemle aramızda görünmez bir duvar örüldü o günden sonra. Murat ise iki arada bir derede kaldı; annesiyle karısı arasında sıkıştı.

Şimdi düşünüyorum da… Aile olmak ne kadar zor; bir yanda gelenekler, bir yanda yeni nesil annelik anlayışı… Hangisi doğru? Hangisi yanlış? Ben oğlumun iyiliği için mi savaşıyorum yoksa kendi annelik gururum için mi?

Sizce ben mi abarttım? Yoksa gerçekten çocuklarımızı korumak için bazen aile büyüklerine karşı çıkmak mı gerekir?