Bir Kış Sabahı Annemin Hastalığıyla Yüzleşmek: Ailem, İnancım ve Umudum İçin Verdiğim Mücadele
“Anne, ne olur gözlerini aç! Lütfen, bana bir şey söyle!”
O sabah, Ankara’nın gri kış sabahlarından biriydi. Kar, pencerenin önünde usulca birikiyordu. Annemin odasına girdiğimde, nefes alışverişi zayıf ve düzensizdi. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Babam, mutfakta elleriyle başını tutmuş, sessizce ağlıyordu. Kardeşim Elif ise köşede sessizce dua ediyordu. O an, çocukluğumun bittiğini anladım. Artık her şey bana bağlıydı.
Annemin hastalığı, bir anda hayatımızı altüst etti. Doktorlar, “Lenfoma” dediler. O kelimeyi ilk kez duymuştum. “Kötü huylu,” dediler, “ama umut var.” Umut… O kelimeyi o kadar çok duydum ki, bazen içi boş bir teselli gibi geliyordu. Babam işini kaybetmişti; krizden dolayı fabrikada küçülmeye gitmişlerdi. Evdeki tek gelir annemin el işiyle ördüğü kazaklardan geliyordu. Şimdi o da yoktu.
O gün hastaneye koşarken babamın bana söylediği söz hâlâ kulaklarımda: “Oğlum, artık evin büyüğü sensin. Elif’e sahip çıkacaksın.” O an omuzlarıma bir dağ çökmüş gibi hissettim. Henüz on yedi yaşındaydım. Hayatımda ilk kez bu kadar korkmuştum.
Hastane koridorlarında geçen günler… Annemin elini tutup, “Anne, iyileşeceksin değil mi?” diye sorduğumda gözlerinde hem umut hem de korku vardı. “Sana güveniyorum, oğlum,” dedi. O an ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Babamla aramızda sessiz bir savaş başladı. O, acısını içine gömüp susmayı seçti; ben ise her şeyle yüzleşmek zorunda kaldım. Bir akşam babamla mutfakta karşı karşıya geldik:
– Baba, faturalar birikiyor. Ne yapacağız?
– Ben hallederim.
– Nasıl? İşin yok ki…
– Sen bana akıl mı veriyorsun şimdi?
O an sesim titredi ama geri adım atmadım:
– Baba, ben de çalışırım. Okuldan sonra markette iş buldum.
Babam önce öfkeyle baktı, sonra gözleri doldu. “Sen daha çocuksun,” dedi. Ama ben artık çocuk olmadığımı biliyordum.
Elif ise annesinin yokluğunda içine kapandı. Okuldan geldiğinde odasına kapanıyor, kimseyle konuşmuyordu. Bir gece yanına girdim:
– Elif, annemiz iyileşecek. Söz veriyorum.
– Ya iyileşmezse? Ya bizi de bırakırsa?
O an ona sarıldım ve ikimiz de sessizce ağladık.
Günler geçtikçe evdeki hava daha da ağırlaştı. Annem kemoterapiye başladığında saçları dökülmeye başladı. Bir gün aynada kendine bakarken göz göze geldik:
– Güzel miyim hâlâ?
– Sen her zaman dünyanın en güzel annesisin.
O an gülümsedi ama gözlerinden yaşlar süzüldü.
Okulda da işler kolay değildi. Arkadaşlarımın çoğu anlamıyordu; kimseye derdimi anlatamıyordum. Sadece öğretmenim Zeynep Hanım bana destek oldu:
– İstersen derslerden sonra kalıp çalışabiliriz.
– Teşekkür ederim hocam… Ama bazen her şey çok ağır geliyor.
Bir gün eve döndüğümde elektrikler kesikti. Faturayı ödeyememiştik. Babam köşede sessizce oturuyordu; Elif battaniyeye sarılmıştı. O an içimdeki öfke patladı:
– Böyle mi yaşayacağız? Hep mi karanlıkta kalacağız?
Babam birden ayağa kalktı:
– Ne yapmamı istiyorsun? Elimden gelen bu!
İkimiz de sustuk; sadece annemin zayıf sesi duyuldu:
– Kavga etmeyin… Lütfen…
O gece ilk kez Allah’a gerçekten dua ettim. “Ne olur annemi alırsan bile bize biraz daha zaman ver,” dedim. “Birlikte olalım, kavga etmeyelim.”
Bir sabah annem hastaneden döndüğünde çok yorgundu ama gülümsedi:
– Bugün iyi hissediyorum.
O gün hep birlikte kahvaltı yaptık; uzun zamandır ilk kez güldük. Elif annesine saç bandı taktı; babam çay demledi; ben ise sadece onları izledim ve içimden “Belki de umut gerçekten var,” dedim.
Ama ertesi hafta annemin durumu yeniden kötüleşti. Hastaneye kaldırıldı; bu sefer doktorlar daha ciddi konuşuyordu:
– Hazırlıklı olun…
O gece hastane koridorunda babamla yan yana oturduk:
– Oğlum… Ben çok korkuyorum.
– Ben de baba… Ama birlikteyiz.
Sabaha karşı annem gözlerini açtı ve elimi tuttu:
– Beni bırakmayın…
Ağladım; ilk kez babam da ağladı.
Annem birkaç hafta sonra eve döndü ama eski gücünde değildi. Yine de her sabah bize umut vermeye çalıştı:
– Hayat devam ediyor çocuklar… Her şeye rağmen gülümseyin.
Bir gün Elif bana sarıldı:
– Abim… Sen olmasaydın ne yapardık?
O an anladım ki, aile olmak sadece kan bağı değil; birlikte acıya göğüs germekmiş.
Şimdi annem hâlâ hasta ama biz daha güçlüyüz. Babam yeniden iş buldu; Elif daha neşeli; ben ise artık hayata başka bakıyorum.
Bazen geceleri pencereden karanlığa bakıp kendi kendime soruyorum: “Acaba bu kadar acının içinde umut bulmak mümkün mü? Siz olsaydınız ne yapardınız?”