Yeni Evdeki Yıkım: Sadakatsizliğin Gölgesinde Bir Hayat
“Bunu bana nasıl yaparsın, Tolga?” diye bağırdım, sesim apartmanın koridorunda yankılandı. O an, elimde tuttuğum telefonun ekranında gördüğüm mesajlar beynime kazındı: “Seni çok özledim, canım. Akşam yine buluşalım mı?” Gönderen: Elif. Eşim Tolga’nın eski iş arkadaşı.
O an dünya başıma yıkıldı. Altı ay önce, İstanbul’un gürültüsünden kaçıp, Bahçelievler’deki bu yeni eve taşındığımızda her şeyin güzel olacağına inanmıştım. Annem, “Kızım, yeni ev yeni umut demektir,” demişti. Ama şimdi umutlarımın yerini koca bir boşluk aldı.
Tolga, gözlerini kaçırarak, “Açıklayabilirim, lütfen bir dinle,” dedi. Ama neyi açıklayabilirdi ki? O mesajlar her şeyi anlatıyordu. İçimdeki öfkeyle mutfağa koştum, ellerim titreyerek su bardağını lavaboya bıraktım. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Evlenmek kolay, yuva kurmak zordur.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Tolga salonda uyudu, ben yatakta ağladım. Sabah olduğunda gözlerim şişmişti. Annemi aradım ama anlatamadım. Sadece “Anne, çok kötüyüm,” diyebildim. O da “Gel kızım, kapımız sana her zaman açık,” dedi.
Ama gitmek istemedim. Kaçmak kolaydı, kalıp savaşmak zordu. O gün işe gitmedim. Pencereden dışarı bakarken komşumuz Ayşe Hanım’ı gördüm. Elinde poşetlerle eve dönüyordu. Onun hayatı ne kadar sıradandı; benimki ise bir anda altüst olmuştu.
Tolga öğlene doğru yanıma geldi. Gözleri mahcup, sesi titrekti: “Elif’le bir şey yaşamadım, sadece… Sadece konuşuyorduk. İşte çok stresliydim.”
“Beni aptal mı sanıyorsun? O mesajlar sadece konuşmak mıydı?” dedim. İçimdeki öfkeyle ona bakarken, yıllardır biriktirdiğim güvenin nasıl yerle bir olduğunu hissettim.
O gün akşam annem aradı tekrar. “Kızım, Tolga’yla bir sorun mu var?” dedi. Sesimdeki kırıklığı anlamıştı. Dayanamadım, her şeyi anlattım. Annem önce sustu, sonra “Bak kızım, erkek milleti böyledir, bazen akılları karışır ama sen yuvanı hemen dağıtma,” dedi.
Bu cümle içimi daha da acıttı. Neden hep kadınlar affetmek zorundaydı? Neden hata yapan erkek olunca, kadın susmalıydı? O gece bu sorularla boğuştum.
Ertesi gün Tolga’nın annesi aradı: “Kızım, Tolga çok üzgünmüş. Gençsiniz, olur böyle şeyler. Bir hata yapmışsa da affetmesini bilmelisin.”
Telefonu kapattığımda ellerim titriyordu. Herkes benden affetmemi bekliyordu ama kimse benim ne hissettiğimi sormuyordu.
Bir hafta boyunca Tolga evde kaldı, ben ise her gün biraz daha içine kapandım. Komşuların bakışları üzerimdeydi; Ayşe Hanım bir gün kapımı çalıp “Her şey yolunda mı?” diye sorduğunda gözlerim doldu ama gülümsemeye çalıştım.
Bir akşam babam aradı: “Kızım, ister gel ister kal ama unutma; kimse için kendini harcama.” Babamın bu sözleri içimde bir kıvılcım yaktı.
Tolga bir gece yanıma gelip diz çöktü: “Ne olur beni affet. Hata yaptım ama sensiz yaşayamam.” Gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama ben artık ona bakınca eski sevgiyi hissedemiyordum.
Bir sabah aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmıştı, saçlarım dağılmıştı. “Bu ben miyim?” dedim kendi kendime. Hayatımı Tolga’nın hatasıyla mı harcayacaktım?
O gün annemi aradım: “Anne, ben biraz yalnız kalmak istiyorum.” Annem önce şaşırdı ama sonra “Kızım ne istiyorsan onu yap,” dedi.
Eşyalarımı topladım ve çocukluğumun geçtiği eve döndüm. Annem sarıldı bana: “Her şey geçer kızım,” dedi ama biliyordum ki bazı şeyler asla eskisi gibi olmayacaktı.
Tolga her gün aradı, mesaj attı ama cevap vermedim. Bir akşam Elif’ten de bir mesaj geldi: “Özür dilerim, seni incitmek istemezdim.” Ona da cevap vermedim.
Günler geçtikçe içimdeki acı azaldı ama güven duygum tamamen kayboldu. Ailem yanımdaydı ama komşuların fısıltıları hiç bitmedi: “Gençler hemen boşanıyor artık,” diyorlardı.
Bir gün Ayşe Hanım kapımı çaldı: “Kızım, hayat bazen zor kararlar aldırır insana,” dedi ve elime bir tabak börek tutuşturdu.
Şimdi odamda oturup pencereden dışarı bakıyorum; hayat devam ediyor ama ben hâlâ aynı soruyu soruyorum kendime:
“Bir insan gerçekten affedebilir mi? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?”