Yaralı Bir Kalbin Eşiğinde: Affetmek mi, Unutmak mı?
“Ne olur, bir kez daha konuşalım, Zeynep…”
Serkan’ın sesi kapının aralığından içeri sızarken, elimdeki çay bardağı titredi. On dört yıl… On dört yıl boyunca aynı adamla aynı yastığa baş koymuş, aynı sofrada ekmek bölüşmüştüm. Şimdi ise aramızda bir kapı, bir geçmiş ve kocaman bir kırgınlık vardı. Annem mutfakta sessizce ağlıyordu; babam ise televizyonun sesini gereksiz yere açmıştı, belli ki duymak istemiyordu bu konuşmaları.
Serkan’ın ayakkabılarının kapı önünde duruşu bile bana fazla geliyordu. Onları görmek istemiyordum. Ama içimde bir ses, “Bunca yılın hatrına dinle onu,” diyordu. Diğer ses ise, “Bir kez affedersen, her şeyi tekrar başa sararsın,” diye fısıldıyordu.
Kapıyı araladım. Serkan’ın gözleri kan çanağı gibiydi. O güçlü, her zaman kendinden emin adam gitmiş; yerine utangaç, ezik bir adam gelmişti. “Zeynep… Sana ne kadar acı verdiğimi biliyorum. Ama sensiz nefes alamıyorum,” dedi. Gözlerime bakmaya çalışıyordu ama bakamıyordu da…
“Serkan, ben artık eskisi gibi olamam. Seninle de olamam, sensiz de…” dedim. Sesim titredi. Annem mutfağın kapısından başını uzattı, gözleriyle bana “Dayan” der gibiydi.
Serkan yere çöktü. “Ne olur, bir şans daha ver. Çocuklarımız için… Kendimiz için…”
Çocuklar… Ece ve Mert. Onlar için mi kalmalıydım? Onların gözlerinde babalarının eksikliğini görmekten korkuyordum. Ama aynı zamanda annelerinin gözlerinde tükenmişliği görmelerini de istemiyordum.
Bir an gözümün önüne o gece geldi. Serkan’ın telefonuna gelen mesaj… “Seni özledim.” O an içimde bir şeyler kopmuştu. Sorgusuz sualsiz güvenmenin ne kadar büyük bir hata olduğunu o zaman anladım. O gece sabaha kadar ağlamıştım; annem yanımda, babam ise odasında sessizce dua etmişti.
Serkan’ın ailesi de işin içine karıştı tabii. Kayınvalidem aradı: “Kızım, yuvanı yıkma. Erkekler hata yapar.” Kayınpederim ise “Oğlum pişman oldu, affetmek büyüklüktür,” dedi. Ama kimse bana sormadı: Ben ne istiyorum?
Kardeşim Elif ise bambaşka bir taraftaydı: “Ablacığım, senin hayatın bu! Kimse için kendini feda etme.” Elif’in gözlerinde hep bir isyan vardı; annemin ise teslimiyet…
Bir hafta boyunca Serkan her gün geldi. Kapıda bekledi, mesaj attı, çocuklarla konuşmak istedi. Ece babasına sarılıp ağladı; Mert ise içine kapandı, odasından çıkmadı. Ben ise her gece yastığa başımı koyduğumda içimdeki savaşı kaybediyordum.
Bir akşam annem yanıma oturdu. “Zeynep, ben senin yaşında babanla çok kavga ettim. Ama hiçbir zaman yalnız kalmak istemedim,” dedi. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Ama senin acını da görüyorum. Affetmek kolay değil.”
O gece Serkan’a mesaj attım: “Yarın konuşalım.” Sabah buluştuk. Bir kafede oturduk; insanlar etrafımızda çay içiyor, hayatlarına devam ediyordu. Bizim ise hayatımız durmuştu sanki.
“Zeynep, sana yalan söylemeyeceğim. O kadınla bir şeyler yaşadım ama hemen pişman oldum,” dedi Serkan. Gözlerime baktı, ilk defa bu kadar açık konuşuyordu.
“Beni neden aldattın?” dedim.
Uzun süre sustu. “Kendimi kaybettim… İşte sorunlar vardı, evde huzursuzdum… Ama bunların hiçbiri bahanem değil.”
İçimde öfke kabardı: “Ben de yoruldum Serkan! Ben de bazen kaçmak istedim ama çocuklar için, ailemiz için direndim!”
Serkan başını eğdi: “Haklısın… Sana çok büyük bir haksızlık yaptım.”
O an kafede oturan yaşlı bir çift dikkatimi çekti. Kadın adamın elini tutuyordu; adam ise kadının gözlerine sevgiyle bakıyordu. İçimden geçirdim: Biz de böyle olabilirdik… Ama şimdi aramızda koca bir uçurum vardı.
Eve döndüğümde çocuklar beni bekliyordu. Ece: “Anne, babam eve gelecek mi?” diye sordu. Mert ise hiçbir şey demedi; sadece bana sarıldı.
Gece yatağımda dönüp durdum. Annemin sözleri kulağımda çınladı: “Yalnız kalmak istemedim.” Elif’in sesi ise başka bir yerden yankılandı: “Kendin için yaşa!”
Bir sabah Serkan tekrar kapıya geldiğinde ona baktım ve dedim ki: “Belki bir gün affederim ama bugün değil.” Gözlerinden yaşlar süzüldü; ilk defa onu bu kadar çaresiz gördüm.
Aylar geçti… Serkan pes etmedi ama ben de kendimi bulmaya başladım. Çocuklarla daha çok vakit geçirdim; eski arkadaşlarımla buluştum; iş buldum ve kendi ayaklarım üzerinde durmaya başladım.
Bir gün Ece yanıma geldi: “Anne, seni böyle mutlu görmek güzel,” dedi. O an anladım ki; bazen affetmek kendini bırakmak demekti.
Şimdi hâlâ kararımı tam veremedim. Serkan hâlâ arada arıyor; çocuklar hâlâ babalarını özlüyor ama ben ilk defa kendimi düşünüyorum.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Affetmek mi büyüklük, yoksa kendine yeni bir yol çizmek mi? Hayat bazen sadece siyah ya da beyazdan ibaret değilmiş… Sizce hangi renk daha doğru?