İkinci Anneme Veda: İstanbul’da Yalnızlığın Kıyısında Bir Teşekkür
“Senin annen olamam belki ama, bir tas çorba kadar sıcaklığım dokunsun yeter,” demişti Şükran Teyze, o ilk akşam kapısını çaldığımda. Annemi toprağa vereli henüz üç ay olmuştu. İstanbul’un soğuğu, içimdeki boşluğu daha da derinleştiriyordu. O gün, valizimi sürükleyerek Fatih’in dar sokaklarında kaybolmuşken, annemin bana öğrettiği duaları mırıldanıyordum: “Allah’ım, bana yol göster.”
Şükran Teyze’nin apartmanının kapısı gıcırdayarak açıldığında, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. “Kızım, ne oldu sana böyle? Gir içeri, üşümüşsün,” dedi. O an, annemin yokluğunda birinin bana sahip çıkması, içimdeki buzları eritmişti. O gece, eski püskü bir kanepeye kıvrılıp ağlarken, Şükran Teyze başucuma bir bardak ıhlamur koydu. “Ağla kızım, ağla ki hafiflesin yüreğin,” dedi.
İstanbul’da tutunmak kolay değildi. Annem vefat ettikten sonra köyde kalmak istememiştim. Babam zaten yıllardır başka bir kadınla yaşıyordu; evde bana yer yoktu artık. Üniversiteyi kazanıp İstanbul’a geldiğimde, cebimde üç beş kuruş, yüreğimde koca bir korku vardı. İlk günlerimde Şükran Teyze’nin desteği olmasaydı, belki de çoktan pes ederdim.
Şükran Teyze de hayatın sillesini yemiş bir kadındı. Eşi yıllar önce Almanya’ya çalışmaya gitmiş, sonra da orada başka bir aile kurmuştu. İki oğlunu büyütmüş, biri askerde şehit düşmüş, diğeri ise Almanya’da babasının yanında kalmayı seçmişti. “Evlatlar bazen gider kızım, ama insanın yüreği hep onlarla kalır,” derdi bana.
Birlikte yaşadığımız o küçük evde, her sabah kahvaltı sofrasında annemden kalan boşluğu doldurmaya çalışırdı. “Senin annenin yerini tutamam ama, elimden geleni yaparım,” derdi. Ben de ona “Teyze” demekten vazgeçip “Şükran Anne” demeye başladım zamanla.
Bir gün okuldan eve döndüğümde onu mutfakta yere yığılmış buldum. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. “Şükran Anne! Ne olur gözünü aç!” diye bağırdım. Ambulans gelene kadar ellerini tutup dua ettim. Hastanede saatlerce başında bekledim; doktorlar felç geçirdiğini söylediler. O günden sonra hayatımız değişti.
Artık ben ona bakıyordum. Okuldan çıkıp eve koşuyor, yemek yapıyor, ilaçlarını veriyor, geceleri başucunda nöbet tutuyordum. Bazen çok yoruluyordum ama ona olan minnettarlığım her şeyin önündeydi. Bir gün bana şöyle dedi: “Kızım, ben sana annelik ettim ama sen bana evlat oldun.” O an gözyaşlarımı tutamadım.
Akrabalarım arada arardı; “Ne işin var o kadının yanında? Kendi ailene bak!” derlerdi. Babam ise hiç aramazdı zaten. Bazen kendimi iki arada bir derede hissederdim; ne köydeki aileme ait hissediyordum ne de İstanbul’da tam anlamıyla bir yuvam vardı. Ama Şükran Anne’nin yanında huzurluydum.
Bir gece sabaha karşı nefes nefese uyandım; Şükran Anne’nin odasından tuhaf sesler geliyordu. Yanına koştuğumda gözleri doluydu. “Kızım,” dedi zor nefes alarak, “ben gidiyorum galiba… Hakkını helal et.” Ellerini tuttum, “Helal olsun anne! Sen bana annelik ettin ya… Ben de sana evlat oldum ya… Başka ne isterim?” dedim.
O sabah Şükran Anne’yi kaybettim. O an içimde bir şey koptu sanki; ikinci kez annesiz kalmıştım. Cenazesinde kimse yoktu neredeyse; komşular ve birkaç eski dostu… Tabutunu taşırken ellerim titredi; mezarına bir avuç toprak atarken içimdeki yalnızlık büyüdü.
O günden sonra hayat daha da zorlaştı. Ev sahibi evi boşaltmamı istedi; iş bulmak için kapı kapı dolaştım. Üniversiteyi bitirmek için geceleri temizlik işlerine girdim. Bazen otobüste uyuyakaldığım oldu; bazen aç yattığım geceler… Ama Şükran Anne’nin bana bıraktığı güçle ayakta kaldım.
Yıllar geçti; şimdi kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum. Kendi evimde, kendi soframda onun tarifleriyle yemekler yapıyorum. Her kandil gecesi onun için dua ediyorum. Bazen pencereden İstanbul’un ışıklarına bakarken içimde bir sızı hissediyorum: “Acaba Şükran Anne olmasaydı ben kim olurdum?”
Hayat bazen insanı hiç beklemediği limanlara sürüklüyor. Ben annemi kaybettikten sonra ikinci bir anne buldum; şimdi ise ikisi de yok… Ama onların sevgisiyle büyüdüm ben.
Siz hiç annenizden sonra ikinci kez annesiz kaldınız mı? Bir yabancının size aile olduğu oldu mu? Hayatınızda size yol gösteren birine teşekkür edebildiniz mi?