Komşuluk Umudu: Azra’nın Gelişiyle Değişen Hayatım
“Yine mi sessizlik?” diye içimden geçirdim, mutfağın camından dışarı bakarken. İstanbul’un göbeğinde, binlerce insanın arasında bu kadar yalnız hissetmek insana ağır geliyormuş meğer. Oğlum Emre, geçen yıl Almanya’ya taşındı; kızım Zeynep ise evlenip İzmir’e gitti. Evin her köşesi onların sesini, kahkahasını, tartışmalarını özlüyor. Ben ise, duvarlarla konuşmaya başlamışım farkında olmadan.
Bir sabah, çayımı yudumlarken kapı zili çaldı. “Kim olabilir ki bu saatte?” diye söylendim. Kapıyı açınca karşımda genç bir kadın, elinde tepsiyle duruyordu. Saçları başörtüsünün altından hafifçe dökülmüş, gözlerinde ise tarifsiz bir sıcaklık vardı.
“Günaydın abla, ben yeni taşındım. Adım Azra. Annem baklava yaptı, size de getirdim,” dedi utangaç bir gülümsemeyle.
O an içimde bir şeyler kıpırdadı. Sanki yıllardır beklediğim bir dostluğun ilk adımıydı bu. “Hoş geldin Azra kızım, ne zahmet ettin,” dedim ve onu içeri davet ettim.
Azra mutfağa girer girmez gözleriyle evi süzdü. “Çok güzel kokuyor burası, abla. Sanki annemin evindeyim,” dedi. O an gözlerim doldu; çünkü yıllardır ilk defa biri evime böyle güzel bir söz söyledi.
Baklavadan bir dilim alırken, “Sen nerelisin Azra?” diye sordum.
“Van’dan geldik abla. Eşim burada iş buldu, ben de ona destek olmak için geldim. Annemle babamı çok özlüyorum ama burası da güzelmiş,” dedi ve gözlerini kaçırdı.
O günden sonra Azra ile aramızda görünmez bir bağ oluştu. Her sabah kapımı çalıp “Abla, çay koydum, gelir misin?” diye sorardı. Birlikte kahvaltı eder, bazen eski günlerden konuşurduk. Ben ona çocuklarımı anlatırdım; o da bana Van’daki çocukluğunu, annesinin tandırda yaptığı ekmekleri…
Bir gün Azra’nın sesi daha kısık geldi. “Abla, sana bir şey sorabilir miyim?” dedi çekinerek.
“Tabii kızım, ne oldu?”
“Bazen çok yalnız hissediyorum burada. Eşim geç geliyor, annemi özlüyorum. Sen olmasan ne yapardım bilmiyorum.”
O an kendi yalnızlığımı unuttum. Onun gözlerindeki hüznü görünce sarıldım ona. “Bak kızım, yalnızlık insana çok şey öğretir ama dostluk her şeyi unutturur,” dedim.
Günler geçtikçe Azra ile daha da yakınlaştık. Birlikte pazara gider, alışveriş yapar, akşamları dizi izlerdik. Komşularımız bile şaşırdı bu yakınlığa. Bir gün apartmanın yaşlı teyzesi Şükran Hanım yanımıza gelip “Sizi böyle görünce eski günler aklıma geliyor. Eskiden komşuluk vardı,” dedi gözleri dolarak.
Ama hayat her zaman huzurlu değildi. Bir akşam Azra ağlayarak kapımı çaldı. “Abla, annem hastalanmış. Van’a gitmem lazım ama param yok,” dedi titreyen sesiyle.
O an hiç düşünmeden cüzdanımdaki son parayı ona verdim. “Sen git kızım, annenin yanında ol. Burada seni beklerim,” dedim.
Azra Van’a gittiğinde ev yine sessizliğe büründü. Onun yokluğunda eski yalnızlığım geri geldi ama bu kez farklıydı; çünkü biliyordum ki bir dostum vardı ve dönecekti.
Bir hafta sonra kapı yine çaldı. Azra elinde küçük bir hediye paketiyle döndü. “Abla, annem sana selam söyledi ve bu tespihi gönderdi,” dedi gözleri parlayarak.
O an anladım ki hayat bazen en beklenmedik anda en güzel insanları karşımıza çıkarıyor. Yalnızlık sandığımız şey aslında yeni başlangıçların habercisiymiş.
Şimdi her sabah Azra ile birlikte kahvaltı ediyoruz; bazen birlikte ağlıyor, bazen gülüyoruz. Çocuklarım uzakta ama artık kendimi yalnız hissetmiyorum.
Bazen düşünüyorum: Acaba kaç kişi şu an benim gibi yalnız hissediyor? Belki de tek yapmamız gereken şey, komşumuzun kapısını çalmak ve bir dilim baklava ile yeni bir dostluğa adım atmak… Siz hiç komşunuzun kapısını çaldınız mı? Yoksa siz de benim gibi yıllarca beklediniz mi?