Bir Dosyanın Ardında Saklanan Hayatlar: Bir Muhasebecinin Sessiz Çığlığı
“Yeter artık! Bu kadar yükü daha ne kadar taşıyabilirim?” diye içimden haykırırken, bilgisayar ekranında titreyen imleci izliyordum. Pazartesi sabahıydı. Ofisteki sessizlik, sanki üzerime çökmüştü. Elimdeki dosya, şirketin yıllık raporuydu; patronum Selim Bey’in gözünde bir hata yaparsam, aylarca başıma kakılacak bir rapor… Ama asıl mesele dosya değildi. Asıl mesele, bu masada her gün biraz daha kaybolan benliğimdi.
Telefonum titredi. Annemden bir mesaj: “Zeynep, akşam babanla konuşmamız lazım. Yine geç kalma.” Gözlerimi devirdim. Yirmi dokuz yaşındaydım ve hâlâ ailemin gözünde bir çocuk gibi görülüyordum. Annemle babam, evlenmem için sürekli baskı yapıyorlardı. “Bak, komşunun kızı Elif evlendi, çocuk bekliyor,” diye başlayan cümleleri duymaktan bıkmıştım. Oysa ben kendi ayaklarım üzerinde durmak istiyordum. Kendi hayatımı kurmak… Ama İstanbul’da yalnız yaşamak kolay değildi. Hele ki kadınsan.
Ofisteki diğer kadınlar da benim gibi hissediyordu. Özlem abla, çay molasında yanıma yaklaştı: “Zeynep, Selim Bey yine mi raporun peşinde?” Başımı salladım. “Her zamanki gibi… Sanki bütün şirketin yükü benim omuzlarımda.” Özlem abla gülümsedi: “Alışacaksın. Ya da kaçacaksın.”
Kaçmak… Ne kadar kolay bir kelimeydi ama ne kadar zordu uygulaması! Akşam eve döndüğümde annemle babam salonda oturuyordu. Babam televizyonun sesini kısıp bana döndü: “Kızım, bak artık yaşın geldi. Biz senden torun görmek istiyoruz. Şu işini biraz hafife alsan da bir yuva kursan?” Annem hemen lafa girdi: “Hem bak, işin de güzel. Yakında biriyle tanışırsın belki.”
İçimde bir şeyler kırıldı. “Anne, baba… Ben mutlu değilim. Sadece çalışıyorum, eve geliyorum, tekrar işe gidiyorum. Hayatımda heyecan yok, anlam yok.” Babam kaşlarını çattı: “Senin yaşında annen iki çocuk sahibiydi. Bizim zamanımızda böyle miydi?”
O gece odama çekildim ve ağladım. Pencereden dışarı bakarken İstanbul’un ışıkları bana umut vermiyordu artık. Sabah işe giderken metrobüste insanların yüzlerine baktım; herkes yorgun, herkes umutsuzdu sanki.
Bir gün şirkette büyük bir hata oldu. Patronum Selim Bey’in yakın arkadaşı olan satış müdürü Murat Bey’in yaptığı usulsüzlükleri fark ettim. Belgeleri inceledikçe içim daraldı; şirketin parası bir yerlere akıyordu ama kimse görmüyordu ya da görmek istemiyordu.
Akşam Özlem ablayla çay içerken ona açıldım: “Bir şey buldum ama ne yapacağımı bilmiyorum.” Özlem abla gözlerini büyüttü: “Bak Zeynep, bu tür şeylere bulaşmak tehlikelidir. Hele ki Murat Bey gibilerle uğraşmak…”
Ama vicdanım el vermedi. O gece uyuyamadım. Sabah şirkete gittiğimde Selim Bey’in odasının kapısını çaldım.
“Buyur Zeynep?”
“Selim Bey, size göstermem gereken bazı belgeler var.”
Belgeleri masasına bıraktım. Selim Bey önce şaşırdı, sonra yüzü asıldı: “Bunları nereden buldun?”
“İşimi yaparken karşıma çıktı.”
O an anladım ki, doğruyu söylemek bazen en büyük cesaretti ama aynı zamanda en büyük yalnızlıktı da… Selim Bey bana teşekkür etmedi bile; sadece başını salladı ve beni odadan gönderdi.
O günden sonra şirkette bana karşı bir soğukluk başladı. Murat Bey’in bakışları değişti; arkadaşlarım arkamdan fısıldaşıyordu. Akşam eve döndüğümde annem yine aynı konuları açtı; babam surat astı.
Bir gece Özlem ablayla Kadıköy’de bir kafede buluştuk. “Zeynep,” dedi, “Senin yerinde olsam başka bir iş arardım. Burada seni harcarlar.”
Ama ben korkuyordum. İş bulmak kolay mıydı? Hele ki bu ekonomik kriz ortamında… Bir yandan ailemin baskısı, bir yandan iş yerindeki yalnızlık… Kendimi bir kafeste gibi hissediyordum.
Bir sabah işe gitmek için evden çıktığımda annem kapıda önüme geçti: “Bak kızım, biz senin iyiliğini istiyoruz. Bu kadar inat etme artık.”
O an patladım: “Anne! Ben kendi hayatımı yaşamak istiyorum! Sizin istediğiniz gibi biri olmak istemiyorum!”
Annem gözyaşlarına boğuldu; babam odasından çıkıp kapıyı çarptı.
O gün işe gitmedim. Moda sahiline indim ve denize uzun uzun baktım. İçimdeki fırtına dinmiyordu ama ilk defa kendimi özgür hissettim.
Ertesi gün şirkete istifa dilekçemi verdim. Selim Bey şaşırdı ama fazla üstelemedi.
Eve döndüğümde ailemle uzun uzun konuştum. Onlara hayallerimi anlattım; kendi ayaklarım üzerinde durmak istediğimi söyledim.
Kolay olmadı… Ama sonunda anladılar.
Şimdi yeni bir iş arıyorum; belki daha az kazanacağım ama en azından kendim olacağım.
Bazen düşünüyorum: Bir dosyanın ardında saklanan hayatlar var… Peki ya siz? Kendi hayatınızı mı yaşıyorsunuz yoksa başkalarının istediği gibi mi?