Dört Duvar Arasında: Kocam Yanımda Ama Yalnızım
“Yine mi geç kaldın, Murat?” dedim, sesim titreyerek. O ise gözlerini telefondan kaldırmadan, “İşler yoğundu, ne yapayım?” diye mırıldandı. O an, mutfağın soğuk fayanslarında çıplak ayaklarımın üşüdüğünü hissettim; ama asıl üşüyen içimde bir yerdi. Her sabah aynı sahne: Ben çocukların kahvaltısını hazırlarken, Murat’ın sessizliğiyle boğuşuyorum. Sanki evde iki yabancı gibiyiz. Birbirimize dokunmadan, bakmadan, sadece aynı çatının altında nefes alıyoruz.
İsmim Elif. Otuz sekiz yaşındayım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde, üç odalı küçük bir evde yaşıyorum. İki çocuğum var: Zeynep on yaşında, Ali ise yedi. Hayatımın büyük kısmı onların ihtiyaçlarını karşılamakla geçiyor. Sabahları onları okula hazırlarken, akşamları ödevlerine yardım ederken, arada markete koşarken… Bir de çalışıyorum; mahalledeki tekstil atölyesinde ütücülük yapıyorum. Sabah altıda kalkıp akşam altıda eve dönüyorum. Eve geldiğimde ise beni bekleyen dağ gibi işler var: Yemek, temizlik, çamaşır…
Murat’la on beş yıl önce evlendik. O zamanlar gözlerinde umut vardı, bana bakınca gülümserdi. Şimdi ise göz göze gelmekten bile kaçıyor. Akşamları televizyonun karşısında sessizce oturuyor, ya da telefonunda oyun oynuyor. Bazen ona bakıp “Nerede kaybettik birbirimizi?” diye düşünüyorum. Birlikte kurduğumuz hayallerin yerini, şimdi sessizlik ve kırgınlık aldı.
Bir gece, çocuklar uyuduktan sonra cesaretimi topladım. “Murat, konuşmamız lazım,” dedim. Gözlerini ekrandan kaldırdı, yüzünde yorgun bir ifade vardı. “Ne oldu yine Elif?” dedi, sesi sabırsızdı.
“Böyle devam edemeyiz,” dedim. “Evde iki yabancı gibiyiz. Ben çok yoruldum Murat. Her şeyi tek başıma taşıyorum. Sen neredesin? Neden bana yardım etmiyorsun? Neden konuşmuyoruz?”
Bir an sustu, sonra omuzlarını silkti: “Herkesin derdi var Elif. Ben de yoruluyorum. İşte çalışıyorum, eve geliyorum. Ne yapmamı istiyorsun?”
O an içimde bir şey koptu. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü biliyordum ki gözyaşlarım bile görünmezdi ona.
Ertesi sabah işe giderken otobüste camdan dışarı bakarken düşündüm: Kaç kadın benim gibi hissediyor acaba? Kaçımız evliliğin içinde yalnızız? Kaçımız her şeyi sırtlanıp kimseye belli etmeden ayakta durmaya çalışıyoruz?
Bir gün atölyede iş arkadaşım Ayşe yanıma geldi. “Elif, iyi misin? Çok solgun görünüyorsun,” dedi. İçimde birikenleri anlatmak istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Sadece başımı salladım.
O akşam eve döndüğümde Zeynep kapıda karşıladı beni: “Anne, babam yine erken gelmedi.” Yüzünde hayal kırıklığı vardı. Ali ise odasında sessizce resim yapıyordu; resminde dört kişilik bir aile vardı ama babasının yüzü yoktu.
O gece Murat eve çok geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Neden bu kadar geç kaldın?” diye sordum. “İş uzadı,” dedi kısa bir şekilde.
“Çocuklar seni bekledi,” dedim.
“Ben de yoruluyorum Elif! Herkesin üstüne gelmesinden bıktım!” diye bağırdı ve kapıyı çarpıp salona geçti.
O an kendimi dört duvar arasında sıkışmış hissettim. Evin içinde yankılanan sessizlik kulaklarımı sağır etti. Çocuklar korkuyla bana sarıldı.
Ertesi gün annemi aradım. “Anne, çok yoruldum,” dedim ağlayarak.
“Elif’ciğim, sabret kızım,” dedi annem. “Evlilik böyledir, herkesin derdi var.”
Ama ben artık sabredemiyordum. İçimdeki yalnızlık büyüyordu.
Bir hafta sonra Murat’ın işten kovulduğunu öğrendim. Bana söylememişti bile; Ayşe’nin kocasıyla konuşurken duydum. Eve geldiğinde yüzüne baktım: “Neden bana söylemedin?”
“Sen zaten yeterince dertlisin diye düşündüm,” dedi başını öne eğerek.
İşte o an anladım ki; biz artık birbirimize yabancıydık. Dertlerimizi bile paylaşamaz olmuştuk.
Murat işsiz kaldıktan sonra evde daha çok vakit geçirmeye başladı ama yine de bana yardım etmiyordu. Çocuklarla ilgilenmiyor, ev işlerine elini sürmüyordu. Ben ise iki kat yoruluyordum; hem çalışıyor hem de evin bütün yükünü taşıyordum.
Bir akşam Zeynep yanıma geldi: “Anne, babam seni sevmiyor mu?”
O an ne diyeceğimi bilemedim. Küçük bir kızın gözlerinde annesine dair endişe görmek… Kalbim parçalandı.
O gece Murat’la tekrar konuştum: “Bak Murat, bu böyle gitmez. Çocuklarımız etkileniyor. Ben artık tükendim.”
Uzun süre sustu, sonra gözleri doldu: “Ben de kayboldum Elif,” dedi fısıltıyla. “İşim gitti, kendimi işe yaramaz hissediyorum.”
İlk defa onun da acısını gördüm o gece. Ama yine de çözüm bulamadık.
Aylar geçti, hayatımızda değişen bir şey olmadı. Ben hala yalnızdım; Murat ise kendi içine kapanmıştı.
Bir gün atölyede patronum bana zam teklif etti çünkü en çok çalışan bendim. Eve sevinçle döndüm ama Murat’ın yüzünde yine o soğuk ifade vardı.
“Senin paranla mı geçineceğiz şimdi?” dedi küçümseyerek.
O an anladım ki; bazı yaralar sadece zamanla değil, anlayış ve sevgiyle iyileşir.
Şimdi bu satırları yazarken düşünüyorum: Kaç kadın benim gibi dört duvar arasında sıkışıp kalıyor? Kaçımız sesimizi duyuramıyoruz? Yalnızlık sadece tek başına kalmak mı, yoksa sevdiğin insan yanındayken bile anlaşılmamak mı?
Sizce bir evliliği ayakta tutan nedir? Sevgi mi, sabır mı yoksa sadece alışkanlık mı? Benim gibi hisseden var mı?