Bir Kapının Ardında: Eş Olmanın Yalnızlığı

“Ben Murat’ın eşiyim. İçeri girebilir miyim?” dedim, elim kapının kolunda titrerken. Karşımdaki kadın, gözlerinde şaşkınlık ve suçluluk karışımı bir ifadeyle bana baktı. O an, zaman sanki dondu. O hastane odasının kapısında, hayatım boyunca unutamayacağım bir soğukluk hissettim. İçeri girdiğimde Murat’ın gözleri yere kaydı, kadının adı ise dudaklarımda asılı kaldı: Zeynep.

Bir hafta önceye kadar sıradan bir hayatım vardı. Sabahları işe gidiyor, akşamları Murat’la televizyon karşısında sessizce yemek yiyorduk. Evliliğimizin onuncu yılına yaklaşırken, aramızdaki mesafe giderek büyümüştü ama ben bunu görmezden geliyordum. Annem hep derdi: “Kızım, evlilik sabır işidir.” Ben de sabrettim. Ama o gün, hastane koridorunda beklerken içimde bir huzursuzluk vardı. Murat’ın geçirdiği küçük trafik kazası bahanesiyle hastaneye gelmiştim. Ama asıl kaza, kalbimde yaşanacaktı.

Odaya girdiğimde Zeynep’in bana bakışı hâlâ gözümün önünde. “Ben… ben çıkayım,” dedi aceleyle ve çantasını kaptığı gibi dışarı fırladı. Murat ise gözlerini kaçırdı, dudaklarını ısırdı. “Kimdi o?” dedim, sesim çatallandı. “Bir arkadaş,” dedi Murat, ama sesi o kadar cılızdı ki inanmak mümkün değildi.

O gece eve döndüğümde annemi aradım. “Anne, insanlar neden aldatır?” dedim. Annem sustu, sonra derin bir iç çekti: “Bazen insan kendiyle yetinemediği için kızım.” O an anladım ki mesele sadece Murat’ın sadakatsizliği değil, benim de kendimi yıllardır ihmal etmemdi.

Ertesi gün Murat eve geç geldi. Sofrada sessizlik vardı. Çatal bıçak sesleri arasında patlayan ilk cümle yine benden geldi: “Zeynep kim?” Murat başını kaldırmadan, “İşten arkadaş,” dedi. “O zaman neden bana yalan söyledin?” dedim, gözlerim doldu. Murat sustu. O an içimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı.

O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken kendi kendime sordum: “Ben ne zaman bu kadar yalnız kaldım?” Sabah işe gitmek için hazırlanırken aynada kendime baktım; gözlerimin altında mor halkalar, yüzümde yorgun bir ifade vardı. İş yerinde arkadaşım Elif hemen fark etti: “Ne oldu sana? Hasta mısın?” diye sordu. Başımı salladım, “Biraz uykusuzum,” dedim ama içimde fırtınalar kopuyordu.

O gün iş çıkışı eve gitmek istemedim. Sahilde yürüdüm saatlerce. Deniz kenarında otururken yanımdaki yaşlı kadın bana döndü: “Kızım, insan bazen en yakınındakine bile yabancı olur,” dedi. Gözlerim doldu; tanımadığım birinin sözleri bile içimi delip geçmişti.

Eve döndüğümde Murat salonda oturuyordu. Televizyon açıktı ama ikimiz de ekrana bakmıyorduk. “Konuşmamız lazım,” dedim kararlı bir sesle. Murat başını eğdi: “Biliyorum.”

“Beni seviyor musun hâlâ?” dedim. Uzun bir sessizlik oldu. Sonra Murat başını kaldırdı: “Bilmiyorum,” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. On yıl boyunca birlikte yaşadığım adam bana artık yabancıydı.

Ertesi gün annem aradı: “Kızım, babanla da zamanında çok zor günler geçirdik ama hiçbir zaman birbirimize bu kadar uzak olmamıştık,” dedi. Annemin sesi titriyordu; sanki kendi gençliğini hatırlamıştı.

O hafta boyunca Murat’la aynı evde iki yabancı gibi yaşadık. Akşam yemeklerinde konuşmadık, sabahları selamlaşmadık bile. Bir akşam kapı çaldı; Zeynep gelmişti. Kapıyı açtığımda gözleri doluydu: “Beni dinler misin?” dedi.

İçeri aldım; kalbim deli gibi atıyordu. Zeynep oturdu ve anlatmaya başladı: “Murat’la iş yerinde tanıştık. Başta sadece arkadaştık ama sonra… Ben de yalnızdım.” Gözlerinden yaşlar süzüldü. “Sana zarar vermek istemedim,” dedi.

O an ona kızamadım bile; çünkü onun yalnızlığı benimkinden farklı değildi. Hepimiz bir şekilde sevilmek, görülmek istiyorduk.

Zeynep gittikten sonra Murat’la uzun uzun konuştuk. O da yalnız olduğunu, evliliğimizde kaybolduğunu söyledi. Birbirimize ne kadar yabancılaştığımızı fark ettik.

Ailemden destek almak istedim ama annem “Boşanmak kolay, asıl zor olan mücadele etmek,” dediğinde kafam daha da karıştı. Kardeşim ise “Kendini düşün abla, hayat senin,” dedi.

Geceleri uyuyamaz oldum; kafamda binbir soru dönüyordu: Affetmeli miydim? Yoksa kendi yoluma mı gitmeliydim? Toplumun beklentileri mi önemliydi yoksa kendi mutluluğum mu?

Bir gün iş çıkışı Elif’le otururken ona her şeyi anlattım. Elif elimi tuttu: “Sen ne istiyorsun? Onu düşün,” dedi.

O gece ilk defa kendime sordum: Ben ne istiyorum? Yıllardır herkesin mutluluğu için çabalarken kendimi unutmuştum.

Bir sabah Murat’la kahvaltı masasında otururken ona baktım: “Belki de birbirimizi bırakmak en doğrusu,” dedim sessizce. Murat’ın gözleri doldu ama başını salladı.

Boşanma süreci kolay olmadı; ailem baskı yaptı, komşular dedikodu yaptı, iş yerinde insanlar arkamdan konuştu. Ama ben ilk defa kendim için bir karar verdim.

Şimdi yeni bir evde, kendi başıma yaşıyorum. Bazen yalnızlık zor geliyor ama aynaya baktığımda kendimi görüyorum artık; başkalarının gölgesinde değil.

Hayat bazen en yakınındakini bile yabancılaştırabiliyor insana… Siz olsanız affeder miydiniz? Yoksa kendi yolunuza mı giderdiniz?